Halep`te Hayaller de Ölür

Konuk Yazarlar
Bir şehri umutlarıyla beraber yok ettiler... Öldürdüler hayallerini, kıydılar o suçsuz tebessümlerine.. Durmadan ve hiç acımadan.. Her gün, her saat ve her dakika.. Vurdular bebekleri, masumca inleyerek acı çekti çocuklar. Sonra, soğuk, kanlı al kundakları ile sunuldular annelerine.
...Ey Halep! Ey ateşten cellatlarına direnen şehir!

Cennete yürüyenlerle doldu şarkını toprağa gömdüğün topraklar..

Bir şehri umutlarıyla beraber yok ettiler... Öldürdüler hayallerini, kıydılar o suçsuz tebessümlerine.. Durmadan ve hiç acımadan.. Her gün, her saat ve her dakika.. Vurdular bebekleri, masumca inleyerek acı çekti çocuklar. Sonra, soğuk, kanlı al kundakları ile sunuldular annelerine. Uzatıldı o körpecik bedenler, ızdırap ve çaresizliği her zerresinde hisseden koca yürekli babalara.. Şahit oldu bir şehir, sunulan yavrusuna dokunamayan, bakmaya kıyamayan annenin ciğerinin yanıp kül oluşuna.. Sonra şahit oldu o şehir, daha henüz yeni kavuşmuşların ebedi ayrılışına.. Müşahade etti bunları kan kokulu bir memleket.. Yitirilmiş, toprak olmuş, elem yüklü şehir..

Halep.. Umut dolu sokakları vardı, gök yüzünde uçuşan kuşları ve rengarenk açan çiçekleri.. Öldürdüler onları.. Sokak lambaları yanmaz oldu, karanlığın en koyu hali hakim şimdilerde.. Gök yüzü bile kalmadı Halep`te, kuşlar başka beldelerde uçuşur oldular.. Soldu çiçekler, renkler, kalmadı ahenk.. İnsanları vardı; yarınları düşleyen, çehrelerinde tebessümler beliren. Sonra her yeni güne, yeni hayaller ile uyanan, gözlerini huzurla açan gül yüzlü, cennet kokulu bebeleri.. Umut kokulu yarınları, seneleri ve günleri.. Ama yoklar şimdi..  Kalmadı hüzün kokulu memlekette tebessüm edecek masum insan.. Kalmadı sokaklarda cıvıl cıvıl gülüşen, cennetin nahif melekleri.. Kalmadı küçük kahkahaları, gökyüzü misali bakışları! Vurdular bebekleri, anneleri, babaları! Öldürdüler hayatları umutları.. Ah, öldürdüler hayalleri..! Kalmadı çikolata isteyen küçük eller, haylaz bakışlar, yaramazlık yapan küçük yürekler.. Şimdilerde hepsi, ölmüş hayallerin eserleri olmuşlar.. Soruyor bir amcası Halep`ten, zalimin zulüm yüzünden payını almış o güzel iki çift göze;

- Aç mısın yavrum?

- Evet

- Kaç gündür yemek yemiyorsun

- İki gündür.

- Peki, ne yiyordun iki gündür?  Kaçırıyor gözlerini o küçük beden. Utanıyor bakmaya karşısında duran o kocaman amcaya. Susuyor.. Uzun bir sessizlikten sonra iki damla gözyaşı akıveriyor yanaklarından aşağıya.. Son bir hamle kaldırıyor başını ve cevap veriyor dudakları titreye titreye;

- Ot yiyordum... Susuyor amca, eğiyor başını.. Şimdi bunun tesellisi ne ola ki? Hangi sözcük acısını dindirir, hangi söz izaha kifayet eder. Şimdi ise o kaldıramıyordu başını. Bakamıyordu durup gözlerinin içine bakmakta olan o iki çift masum bakışa.. Karşısında duran ufaklık gibi yürekli olamayacağını anladığı o an, sadece iki kelime dökülüyordu dudaklarından; Allah`u Ekber.. Sonra son bir soru daha yöneltiyor gözlerine hücum etmiş yağmur taneleri eşliğinde;

- Peki yavrum, ne yemek isterdin şu an?  Cevap çok net, tek bir kelime;

- Ekmek..

Susuyor âlem.. Gökte ağlıyor melekler.. Yapma çocuk! Sen daha ekmek istemek için çok küçüksün diyerek haykırmak istiyor insanlık. Hani senin salıncakların.. Yok mu? Nerede oyuncakların.. Küçük kahkahalar eşliğinde oynadığın oyunlarına ne oldu.. Öldü mü hayallerin!

Kana mı bulandı o küçücük ellerin.. Kıydılar mı sana çocuk! Senin olanı çaldılar mı senden. Giymeye kıyamadığın libasın kefen mi şimdi sana! Kafanı soktuğun evini mezar mı belledin.. Söyle çocuk! Bir mezarı dahi çok mu gördüler sana.. Hadi biz susalım, şimdi sen konuş. Acı ne demekmiş tarifini sen yap biz dinleyelim.. Gözlerin anlatsın, gözyaşların.. Küçücük ellerin, ufacık titrek dudakların...

Ah Halep! Kıydılar mı sana. Söndürdüler mi ışıklarını.. Aldılar mı gökyüzünü ellerinden.. Gül kokan caddelerin kan mı kokuyor şimdilerde.. Ölüm mü yağıyor üzerine.. Yerin altından çiçek yerine masum bedenlerini mi çıkarıyorsun? Ah hayalet şehir Halep! Acının en derinine işlediği o andasın...  Kızgın mısın? Zalime, zulme susana sonra sessiz kalan. Mahzun musun.. Mahzun mu yalnız kalmış hanelerin..  Çaresiz, yorgun düşmüş hayat yüklü bedenlerin.. Gömülmüş sözcükler yüreğinin en ücra köşesine.. Sessizsin, suskun ve yorgunsun.. "Meta nasrullah" nidalarını duyar gibi kulaklarımız.. Gökten ebabilleri bekler gibi ahvalin.. Sessiz bir gecenin sessizliği gibi kaldırım taşlarına sızan.. Ellerinde umutlar sıkışmış kalmış. Titreyen kelebeklerin.. Kar ile boğuşan, ocağın soğuk yüzünü cesaretle omuzlayan yürekli misafirlerin.. Kimini uğurladın Rabbine emanetlerinin. Her gün yavaş yavaş uğurlanıyorlar.. Ve şimdilerde dünyanın en büyük hüznü yağıyor yorgun ve yenilmiş insanlığımızın üzerine.. Müslümanlar mahzun.. Dualar yollanıyor yer yüzünden gökyüzüne, masum bedenlere.. Daha dünyaya bir kaç günlük merhabaları olan sabilerin, cenaze namazlarına şahitlik ediyoruz. Analarda ağıt, babalarda feryat var.. Evlatlar sende yalnızlar, acıları oyun bellemiş saklambaç oynuyorlar.. Dayan ey ateşten cellatlarına direnen şehir.. Biz inanıyoruz ki Allah`ın yardımı yakındır. Ölen umutların yeniden yeşereceği o gün gelecek.. Toprağa gömülen körpe bedenler fidan olacak sokaklarına.. Doğacak Güneş, dolacak hanelerin.. Çekilecek perdelerin akşam olunca.. Çocukların o özgür çığlıkları yeniden doluşacak kaldırım taşlarına.. Dökülen kanlar boğacak zalimi.. Kıydıkları gibi, yaktıkları gibi canları ciğerleri, yanacaklar Allah`ın ateşiyle.. Planlarını boşa çıkaracak yaradan. Yaşanmaya değer olacak hayat çocuklar için. Ekmek onlar için ulaşılmaz olmayacak. Balon isteyecekler mesela.. Bir salıncak ile unutacaklar acılarını, sonra hayal kuracaklar.. Yine, yeniden hayat kokacaksın Halep.. Yine ve yeniden tebessüm belirecek sen ve halkının o masum çehrelerinde.. Olacak. Özgürlük naraları çınlayacak gökyüzünden.. Kuşlar  her zamanki güzellikleri ile süzüle süzüle uçuşacaklar semalarında.. Bir gün Halep.. Bir gün.. Mutlaka... 

Amine Baran / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 
15-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.