Hak Yolda Adil Bir Şehit: İskilipli Atıf Efendi - 1

İbrahim Dağılma
Sene miladi 1876, hicri 1292… Çorum’un İskilip ilçesinin Tophane köyünde anne-babasına göz aydınlığı olarak doğar, Mehmet Atıf. Babası Akkoyunlu aşiretinden Mehmet Ali Ağa’dır. Annesi Mekke-i Mükerremeden göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı Hanım’dır. Annesini henüz altı aylıkken kaybeden öksüz Atıf, dedesi Hasan Kethüda’nın gözetiminde yetişmiştir.
İlmi, edebi, mücadelesi ve şehadetiyle direniş tarihimize adını övgüye namzet bir güzellikle yazdıran bu mümtaz şahsiyet İskilipli Mehmet Atıf Efendi’dir.

Bir ağacın gölgesinin kalınlığı ve meyvelerinin lezzeti beslendiği toprak ve sulanma durumuyla ilgilidir. Müslüman bir şahsiyetin olgun kimliğini tanımak; onun ailesine, çocukluğuna, yetiştiği ortama ve aldığı eğitime vakıf olmakla mümkündür.


Sene miladi 1876, hicri 1292… Çorum’un İskilip ilçesinin Tophane köyünde anne-babasına göz aydınlığı olarak doğar, Mehmet Atıf. Babası Akkoyunlu aşiretinden Mehmet Ali Ağa’dır. Annesi Mekke-i Mükerremeden göç etmiş Ben-i Hattap aşiretinden, Arap dedenin torunlarından Nazlı Hanım’dır. Annesini henüz altı aylıkken kaybeden öksüz Atıf, dedesi Hasan Kethüda’nın gözetiminde yetişmiştir.

Köyde başlayan tahsil hayatı İskilip’te devam eder. Burada Abdullah Efendi’den bir müddet ders alır. 1893’te tahsilini tamamlamak için abisiyle İstanbul’a gider. Meşhur Çarşambalı Hoca’nın talebesi olma bahtiyarlığına eren Mehmet Atıf, kıvrak zekâsı, olayları değerlendirmedeki feraseti ve çalışma azmiyle arkadaşları arasında kısa sürede sıyrılıp 1902’de okulu birincilikle tamamlar. Aynı okulda “ İskilipli Mehmet” olarak anılan Atıf, aynı yıl müderrislik/profesör unvanıyla Fatih Camiinde ders vermeye başlar ve İstanbul Dar’ül Fünun İlahiyat Fakültesi’ne girer. 1905’te mezun olan Mehmet Atıf, Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmeni olarak göreve başlar. Bu yıl içinde Fatıma Zahide Hanım ile evlenir.

Hak ve adil şahitlik yolunda bir nefer olma arzusundaki Atıf, Meşrutiyet öncesi ve sonrasında da çeşitli garazkârların yanlış değerlendirmeleri ve bakış açıları yüzünden taşlanıp durdu. Ama o bunlara tevekkülle sabretti, faziletli yemişleri vermeyi sürdürdü. İlk baskıyla da bu dönemde karşılaşır. Hakkındaki bir jurnal/asılsız ihbar sebebiyle hicrete çıkar. Bu jurnalin vukuuna sebep; Meşihat –ı İslamiye dairesinde bulunan dersiamların (Asistan) mağduriyetini giderme konusunda yaptığı çalışmalardır. Devrin Şeyhülislam’ı tarafından Bodrum’a sürülür. Üzerinde yoğunlaşan baskılar yüzünden Kırım’lı İbrahim Tali efendinin pasaportuyla gizlice Kırım’a geçer. Kırım’dan Varşova’ya geçer. Meşrutiyet’in ilanından bir hafta evvel İstanbul’a döner.

Müderris İskilipli Atıf, 1910’da medreselerin umum müfettişliğine getirilir. İhmal edilmiş bir vaziyetin nazırı olur. Kısa sürede yoğun çabalar eşliğinde kurumun işleyişini yoluna koyar. Hakeza Sebilürreşad, Beyan’ul Hak, Mahfel… gibi dergilerde yazıları yayımlanır. İlmi ve faziletiyle meşhur olur.

O, artık İslami sorumluluğunun bilincinde bir âlimdir. Allah’ın razılığını gözetme yolunda kararlı ve İlahi hükümlerin uygulanması noktasında tavizsiz bir duruştur. Yazılarıyla İslam âleminin de dikkatlerini çeker, İskilipli Hoca.

İlk çıkışı Balkan harbiyle görülür. Donanmaya yardım noktasında halkı teşvik edici yazılar yazar. Mahmut Şevket Paşa suikastini bahane edip tüm muhalifleri toplayan İttihat Terakki, onu da tutuklayarak Sinop’a sürgüne gönderir. Sinop sürgünü şahitlerinden emekli imam Cevdet Soydanses, Atıf için şunları söyler:

“Atıf hocayı ilk defa Sinop’ta gördüm. Küçük bir çocuktum henüz. İttihatçılar 600 kadar kişiyi Sinop’a sürmüştü. Aralarında babamla Atıf Hocanın da bulunduğu bu sürgünlerin mühim kısmı hoca idi, din adamıydı. Atıf Hoca çok efendi bir insandı. Sessiz, sedasız, ağzı çok iyi laf yapar, eli kalem tutardı. Bu sürgünden sonra İstanbul’a dönmüştü.” Buradan Çorum’a ve Sungurlu’ya gönderilen İskilipli Hoca’nın suçsuzluğu anlaşılınca kendisinden özür dilenir ve İstanbul’a dönmesine izin verilir.

Japon büyükelçisi Baron Usida’nın onu ziyareti esnasında: “ Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı, İslamiyet bütün Doğu’yu- hatta- Japonya’yı da fethederdi.” der. Ayrıca Amerikalı bir heyetin medreseleri ziyareti esnasında ona yönelttiği sorulara verdiği mükemmel cevaplar, heyetin takdirli hayranlığını sonuç verir ve heyet, İskilipli Atıf Efendi’yi Amerika’ya davet eder.

Davetler ve onun ilminden istifade etme amaçlı danışmalar sadece bununla sınırlı değildir.

Üsküp, Kosova, Plevne heyetlerinin memleketlerine yerleşme isteklerini,

Kırım Vakıflar Bakanlığı teklifini,

Kral Faysal’ın Bağdat’a davetini nezaketle geri çevirir.

Bir İtalyan müsteşrikinin bazı sorunlarını ona danışması ve Hoca’nın sunduğu çözümler karşısındaki “ Şöhretinin haklılığını” ifadesi, bazı müsteşrik dergilerin ona yüksek ücret teklif ederek dergilerine yazı gönderme istekleri onun haklı, doğru ve isabetli duruşunun bir semeresidir.

İhlâsla yapılan bir amelin karşılıksız kalmayacağı malumdur. Üstad Bediüzzaman: “ Siz amellerinizi gösteriş için, nasa beğendirmek adına değil de ihlâsla yapın! Zaten bu ihlâsı elde ederseniz Allah, sizi halklara beğendirecektir.” Derken samimiyet ve kararlılıkla ortaya konan çalışmaların bütün bütün kör değillerse insanların nazarında dikkate alınacağını söylemektedir.

İskilipli Atıf Hoca, sadece bir şapka kanunu mağduru değildir. O her cepheden Müslüman âlim ve öncü vasfını kendinde cem eden bir kişidir. Bulunduğu noktayla yetinmeyip sürekli kendini ilmen geliştirir, Salih amellerle manen azıklanır, toplumun derdiyle hemhal olurdu. İnsanlara faydalı olmak ve sosyal yaralara derman bulmak için didinir, kalemini bu amaçla kullanırdı.

Peygamberin varisi olma sorumluluğunu bilen İskilipli Atıf Hoca’nın artık tüm mesaisi, bütün arzusu kulluk emanetini layıkıyla omuzlamak içindir.

Tarih 19 Ocak 1919… İskilipli Atıf Hoca, Üstad Said-i Nursi, Ermenekli Sait Efendi, Mustafa Sabri’nin öncülüğünde “Müderrisler Cemiyeti” kurulur. Atıf Hoca’nın ikinci başkanlığı yürüttüğü bu cemiyet, İslami tedrisat görevini üstlenen müderrisler arasındaki diyaloğu arttırma ve dayanışmayı sağlama amaçlıydı. Bilahare alınan bir kararla cemiyet, ismini “Teali-î İslam/İslam’ı Yüceltme” olarak değiştirir ve halka açılır. Mustafa Sabri Bey’in Şeyhülislamlık makamına tevdi edilmesiyle cemiyetin başkanlığını Atıf Hoca üstlenir.

1919 yılında ayrıca Dar-ül Hilafet-i Aliye Medresesi İbtida-i Dahil Umum Müdürlüğü ve Medreset-ül Kudat’ta (Hakimler okulu) Hikmet-i Teşriiyye dersi müderrisliği gibi görevlerde bulunur.
Yunanlılar İzmir`e çıktığında ilk tepkiyi  `Teali-î İslam cemiyeti` gösterir. Bu tepkiyi bir protesto beyannamesi olarak yayımlar. Kısa zamanda toparlanan Anadolu, işgalcileri çıkarmayı başarır. Osmanlı tarihi kara bir leke ve bitişle karşılaşır. Batı medeniyetini tanıma ve teknolojik gelişmişliği alma adına eğitim için yurtdışına gönderdiği jön Türkler onun yıkılmasına neden olur. Düşman olarak imparatorluğun kuruluşuna maya olan İslam ve Müslüman halk seçilir. Bir devlet biter yeni bir devlet kurulur. Laik çağdaş ve demokrat Türkiye cumhuriyeti! Müslümanlar şaşkındı, bir o kadar da mazlum.

İskilipli Atıf Hoca da İslam’a bağlı örnek bir şahsiyet olarak bu dönemin sıkıntılarından payını alıyordu/alacaktı:

Sürgün, hapis ve şehadet…

1922 yılı Ramazan ayında Saray’daki “Huzur” derslerine muhatap olarak katılır. Huzur dersleri Ramazan aylarında, Saray’da padişah huzurunda yapılan ve seçkin bazı âlimlerle saray erkânının katıldığı ilmi sohbetlerdir. Huzur sohbetlerinde doğrudan ders veren âlimlere “mukarrer”, ders veren hocalara soru yönelten ve kendisine soru sorulursa cevap veren hoca efendilere ise “muhatap” denirdi.

Bir yandan âlimlik vasfıyla en üst düzeyde ve yoğun bir çabayla İslami çalışmalar yürütür, diğer yandan halkı bilinçlendirme ve batı taklitçilerine karşı uyanık olma adına eserler neşreder. Velud bir kaleme sahip olan İskilipli Atıf, birçok eser yayımlar. Bunlardan bazıları şunlardır:

İslam Çığırı, İslam Yolu, Mirat’ül İslam, Din-i İslam’da Men’i Müskirat/ İslam Dini’nde Sarhoş Edici İçkilerin Haramlığı, Nazar-ı Şeraitte Kuvve-i Berriye ve Bahriye/ Şeriat Gözüyle Deniz ve Kara Gücü, Tesettür-ü Şer’i, Muin Lit-Talebe/ Öğrenciye Destek, Frenk Mukallitliği ve Şapka…

Bu eserlerden üçü “ Tesettürün İlahi bir emir, her türlü sarhoş edici içkinin haram, şapka benzeri kisve ve kıyafetlerin İslami olmayıp yabancılara özenti olduğu” nu dile getirdiği için batı medeniyetini kendine model seçen devrin idaresi, elit kitle ve batılılaşma çalışmalarının öncüsü kişileri rahatsız eder. Çünkü Tanzimat’la başlayan bir süreç iyice irdelendiğinde gazete, roman, hikâye, tiyatro… gibi türler aracılığıyla kadın- erkek iç içeliğinin öne çıkarıldığı, salonda dans kültürünün övüldüğü, açık saçıklığın normal gösterildiği, içkiye meyilli karakterlerin boy gösterdiği, tekke ve zaviyelerin bir yozlaşma mekânı gibi gösterildiği, İslam alfabesinin alaya alındığı… görülür.

Öyle ki Cumhuriyetin ilk yıllarında batılılaşma hastalığına tutulmuş Cenap Şehabeddin, Süleyman Nazif, Ömer Rıza Doğrul gibi yazarlarla çeşitli meseleler hakkında kalem münâkaşalarına girişir. İslam’ın heybetini korumak ve normalleştirilmek istenen günahlara karşı nehy-i münker yapmak adına Atıf Hoca, bu yazılarda imanın öfkesini yansıtan sert bir üslup kullanır.

Atıf Hoca’nın yazılarında satır araları iyice okunduğunda ve üslubuna dikkat edildiğinde aynı zamanda modern düşüncelere vakıf ve çağın sosyal-siyasal gelişmelerinden haberdar olduğu fark edilir. Yani o dini değerlere modernizm adına savaş açanlara salt bir tepki vermemiş; aksine düşmanın gücünü bilen bir idrakle, beslendiği kokuşmuş medeniyetin açıklarını anlayan bir bilinçle karşı koymuş. O, bir yandan da sahih İslam düşüncesinin sünnet çerçevesinde sağlam bir müdafaacısıdır. Ehl-i Sünnet âlimlerini kendine öncü seçtiği gibi isabetli tercihler noktasında İbn-i Teymiyye gibi âlimlerden de beslenme olgunluğu sergilemiştir. Bu çerçevede yazılar ve eserler kaleme almıştır. Nitekim Beyan’ul Hak Dergisi’ndeki bir yazısında şunları yazmıştır:

“ Vakıa şimdiye kadar İslam dini aleyhine hasımlar tarafından hücumlar olmuş ve bu konuda pek çok küfür ve hezeyanlar neşredilmiş ise de ulema-i kiram hazeratı ilmi satvetleri ile hepsini red ve iptal etmişlerdir. Son zamanda ise bir taraftan maddeciler, tabiatçılar, farmasonlar gibi İslam dininin en şiddetli düşmanları tarafından İlahi nurun mahvına çalışılıyor. Diğer taraftan İslamiyet kisvesi altında türlü türlü küfür, hezeyan ve fesatlıklarla İslam dininin yıkılmasına çalışılıyor.

Zamanımızdan ikinci zümreden olmak üzere bir takım müçtehid, istinbat melekesine malik imişler gibi içtihada yeltenmek ve hatta bütün Ehl-i sünnetçe Allah katında umum Ümmet-i Muhammed’den efdaliyetleri müsellem olan şeyhayn hazeratına(Hz. Ebubekir ve Ömer) dil uzatmak, dört imam gibi müçtehidin-i kiram ve fukaha-i izamı hatalı bulmak ve tahkir etmek, esası bütün müçtehidlerce kabul olunan dini meseleleri inkâr etmek cüretinde bulunan dalalet ve idlal erbabının Müslümanları zehirlemekte olduğu maalesef görülmektedir. Nitekim bunlardan evvel birisinin de hakkında nass varit olan (hakkında ayet ve hadis ile hüküm verilmiş) kurban meselesinde içtihad hülyasında bulunduğu malumdur.”

Tıpkı günümüzde Belam varisi bazı İlahiyatçı kılıklı kişilerin her konuda müftü kesilip İslam’ı keyfi zevklere kadar indirgeyip haramları meşrulaştırması veya tavuktan da kurban olur, türünden acaip fetvalar vermesi kabilinden.

Cumhuriyetin kurulduğu bir demde, Türk milliyetçiliğinin temel hedef görüldüğü bir dönemde, devrimler kılıfıyla İslam’a ait olan her şeyin hor görüldüğü ve yasaklandığı bir devrede bu adımlar, büyük bir cesaretin ve batıla karşı yükselen izzetli bir haykırışın takdirane tablosudur.


1924’te İskilipli Atıf Hoca, “ Frenk Mukallitliği ve Şapka” adlı eserini neşreder. Yani Şapka kanunundan 1,5 yıl öncesidir. Diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabını da Maarif Vekâleti/Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderir. Eseri için izin çıkar; hatta eserin içeriğinin gerekliliğinden dolayı takdir edilir.

Bu risale, bazı dar düşüncelilerin zannettiği gibi gelişmişliğe bir karşı çıkış değil; körü körüne Avrupa taklitçiliğini eleştiren bir eserdi. Atıf Efendi, 32 sayfalık bu eserinde; Avrupa’nın ilim ve fennini almanın caiz ve gerekli; ama yapılanların ise daha çok şuursuz bir batı taklitçiliği olduğunu, kılık kıyafette onlara benzemenin aslında ruhi bozulmuşluğa bir alamet olduğunu ve böylesi uygulamaların müstakil bir şahsiyet inşa eden İslam düşüncesine zıt düştüğünü söyler.  Ebu Davud gibi sünen kitaplarında geçen: “Bir kavme benzemeye çalışan onlardandır.” Hadis-i nebevisi ışığında gelişmeleri izah etmeye çalışır ve şu hükmü verir:

“Bir Müslüman şiar ve alamet-i küfür addolunan bir şeyi zaruretsiz giymek ve takınmak suretiyle gayr-i Müslimleri taklit etmesi ve kendini onlara benzetmesi şer’an memnûdur.”

Ne yaman çelişkidir ki aynı eser, fazla değil 1,5 yıl sonra Atıf Hoca’yı sanık sandalyesine oturtacaktır. Allah’tan başka ilah edinenler, düzenlerini üzerine kurdukları yasa ve zihniyetin akli ve kalbi açıdan tutarlılığını hesaplamazlar. Sadece o esnada o uygulamalar, onların tahtlarını sarsacak bir kıvamda değildir. Yani helvadan icat ettikleri putları acıkınca yemekten/ kendi kanunlarını ihlal etmekten çekinmezler. Onlar için tek doğru, menfaatlerine ve saltanatlarına dokunulmamasıdır. Dün doğru gördükleri, haklı bildikleri şey aniden yanlışa ve suçluya dönüşebilir. Yakın tarihte bu ülkede politik manevralar karşısında söylenen “ Dün dündür, bugün bugündür.” Sözü bu küflenmiş zihniyetin en yerinde tercümanıdır. Bu çelişkiye daha somut bir örnek vermek gerekirse;

İstiklal Mahkemeleri’nin meşhur hâkimlerinden Kel Ali, Şapka kanunundan bir yıl önce bir mahkemeye gözlemci vasfıyla katılan bir gazetecinin başında şapka görür ve alaycı ve sert bir tavırla: “ Babanda mı şapka giyerdi?” der. Kel Ali yine meclis koridorlarında şapka giyen birini şapka giydiği için döver.  Aynı Kel Ali, bir yıl sonra şapka giymediği ve bu yöndeki kanuna muhalefet ettiği için onlarca kişinin idam kararını verir ve çok sayıda kişi için de10 ile 15 yıl arası değişen kürek cezasına hükmeder…(1)

(Devam edecektir)
 
(1) Nedim Ahmet, Ankara İstiklal Mahkemeleri Zabıtları, İşaret Yayınları

İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Mart 2016 (138. Sayı)
 
22-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.