Hadis ve Sünnet bilgimizi nasıl korur ve geliştiririz?

Mehmet Göktaş
Hepimiz hadis ve sünnet üzerinde az çok çalışmışızdır, tamamı olmasa da hadis külliyatından bir şeyler okumuşuzdur. Peygamber Aleyhisselam’ın siyretini küçük hacimli de olsa mutlaka bir kitaptan bitirmişizdir.
Hepimiz hadis ve sünnet üzerinde az çok çalışmışızdır, tamamı olmasa da hadis külliyatından bir şeyler okumuşuzdur. Peygamber Aleyhisselam’ın siyretini küçük hacimli de olsa mutlaka bir kitaptan bitirmişizdir. Bunun yanında okuduklarımızdan daha fazlasını dinlemişizdir. Çünkü İslâm adına yapılan sohbet ve konuşmalarda elhamdülillah sünnete ve hadise çokça yer verilmektedir. Hatta sadece siyret sohbetleri yapan hocalarımız, hadis dersleri veren âlimlerimiz ve bunların çok miktarda izleyicilerinin olduğunu biliyoruz.

Bununla birlikte hadis bilgimizin, sünnet bilgimizin yeterli olduğunu, bu konularda konuşmaya ehil olduğumuzu söyleyemeyiz.

Çare olarak aklımıza ilk gelen şey okumaktır. Tamam, okumak bu iş için bir barajdır, olmazsa olmazdır, elbette yapacağımız ilk şey okumaktır.

Fakat okuduğumuz halde okuduklarımızı hafızamızda tutamayışımız, okuduklarımızı bir türlü disiplinli bir şekilde tasnif edemeyişimiz, hadis ve sünnet adına okuduklarımızdan başta kendimiz ve çevremizin tam olarak faydalanamayışı da bir gerçektir.

Bunun için neler yapabiliriz, okuduklarımızı unutmamanın yolu nedir, daha da önemlisi, okuduklarımızdan hayatımızın daha da Müslümanca olması için nasıl yararlanabiliriz, bazı tespitlerimizi sunmaya çalışacağız.

Birincisi; Okuduğumuz hadis-i şerifleri, öğrendiğimiz sünnetleri mutlaka birilerine anlatmak, birilerine aktarmak unutmamanın biricik yoludur. Aslında bütün ilimler için geçerli bir kuraldır bu; Öğrenmenin yolu, öğrendiklerimizi öğretmektir. Zaten bu bizim için aynı zamanda bir görevdir, tebliğ ve davet görevidir.

Kur’an-ı Kerim’den ezberlediklerimizi sohbetlerin dışında bir de namazlarımızda okumakla unutmuyoruz. Fakat hadis-i şerifler için böyle bir şey söz konusu olmadığı için onları tekrar etmenin yolu, sohbetlerimizde sunmak, tekrarlamaktır. Yani hadis-i şerifleri tilavet etme durumu yoktur.

İkincisi; Okuduğumuz hadis-i şerifler içerisinde hikâyesi olanlara, sadece bir söz değil, bir emir, bir yasak, bir tavsiye cümlesi değil, içerisinde bir olayın geçtiği rivayetlere dikkat edeceğiz, hatta ilk etapta onları seçeceğiz. Çünkü insanoğlu hikâyesi olan rivayetleri daha çabuk kavrar ve unutmaz.

Okuduğumuz bu tür rivayetleri başta çocuklarımız, kardeşlerimiz olmak üzere yakınlarımıza anlatacağız, nakledeceğiz.

Bunu yaparken belki bir hocanım edasıyla yaparsak belki kabullenmeyenler olabilir. Bu durumda sanki bir haber naklediyor gibi, karşımızdaki biliyor olsa bile mütevazı bir tavırla bu bilgimizi aktaracağız. “Şu kitapta okumuştum, dikkatimi çekti, belki siz de okumuş veya duymuşsunuzdur…” diye söze başlayarak samimi ve kısa bir hadis dersi yapabilirsiniz, yapmalısınız.

Bunun için uygun hadis ve rivayetleri seçmeye çalışacağız. Mesela içerisinde İman, İslâm, İhsan ve kıyamet saatinin anlatıldığı meşhur Cibril hadisinden başlayabiliriz. Çocuklarımıza, küçüklerimize, ev halkına ve okul veya iş yerindekilere çok rahatça aktarabileceğimiz bir rivayettir.

Yine Resûlullah (s.a.v) Efendimizin bir takım rüyaları da böyledir. Başta Mağara hadisi şerifinde olduğu gibi bizden önceki ümmetlerin hayatından bölümlerin anlatıldığı rivayetler de etrafımızdaki dostlarımıza aktarabileceğimiz dikkat çeken Nebevi nurlardandır.

Üçüncüsü; Hadis ve sünnet bilgimizi korumak ve geliştirmek için bu ilmi Siyretle, yani Rasûlullah’ın (s.a.v) hayatını anlatan ilim dalıyla birlikte yapmaktır.
 
Sadece hadis külliyatını okuyanların bunu muhafaza edemedikleri görülmüştür. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin hadisi şeriflerini eğer bir İslâm Tarihinden, tarih içerisindeki yerinden öğrenirsek kolay kolay unutulmayacaktır. Zaten İslâm tarihini bilmek ayrı bir yükümlülük değil midir?

İyice dikkat edersek İslâm tarihi bu anlamda dilim dilimdir, anlaşılması, kavranması ve korunması çok daha kolaydır. Çocukluğundan vefatına kadar o kadar çok bölüm vardır ki, her bölüm bizim için bir ders hacmindedir.

Başta M. Asım Köksal hoca olmak üzere bir İslâm Tarihi’ni elinize aldığınızda sohbet için nereden nereye bir bölüm olduğuna siz karar vereceksiniz.

Zaten bir Müslüman İslâm tarihinden okuduklarını hiçbir zaman kendi içinde hapsedemez, mutlaka başkalarına anlatma ihtiyacı doğar. Bu hem İslâm’ın bir özelliği hem de normal bir insanın özelliğidir. Öğrendiğini anlatma ihtiyacı duyar.

Peygamber Aleyhisselam ile birlikte İslâm’ın yayılış tarihi, sahabenin her birinin Müslüman oluş hikâyeleri zaten heyecan dolu, sürükleyici bölümlerdir.

Taif olayı, ardından gerçekleşen İsra ve Mirac ve Hicret olayları bizim hadis ve sünnet bilgimizin olmazsa olmazlarıdır.

Seriyyelerin her biri başlı başına birer bütündür ve İslâm tarihinin dilimlerindendir.

Eğer hadisi şerifleri tarihin bu dilimlerindeki yerlerini tesbit edebilir ve yerleştirebilirsek nübüvveti ve dolayısıyla İslâm’ı çok daha güzel bir şekilde kavramış oluruz

Dördüncü tavsiyemiz: Hadis ilmimizi, Sünnet bilgimizi korumanın ve güçlendirmenin en önemli yollarından birisi de bu işi Kur’an-ı Kerim’le birlikte yürütmektir.

Sizin Bedir savaşını iyice anlayabilmeniz için mutlaka Enfal sûresini bilmeniz gerekir, aynı zamanda Enfal sûresini anlayabilmeniz için en ince detaylarına kadar Bedir savaşını okumuş olmanız gerekir.

Yine aynı şekilde Uhud savaşı bilinmeden Al-i İmran sûresi bilinemez, Müslümanların Hıristiyan alemine bakışı bilinemez.

Hendek savaşı ve ardından gelişen Kureyza olayları en ince noktasına kadar bilinmeden Ahzab sûresini bilemezsiniz.

İslâm Tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Hudeybiye andlaşmasını ancak Fetih Sûresiyle birlikte kavrayabiliriz.

Zaten söylediğimiz gibi hadis-i şerifleri ve sünneti seniyyeyi bu şekilde İslâm Tarihiyle iç içe okursak aynı zamanda Kur’an bilgimiz de buna paralel olarak kendiliğinden gelişecek ve güçlenecektir.

Çünkü biz bu savaşları ve seriyyeleri geniş ve güzelce İslâm tarihinden okuduğumuzda hem Rasûlullah’ı hem onun ashabını yakından tanıyacağız, aynı zamanda İslâm’ın nice fıkıh ve hukuk kuralını, İslâm’ın nice şiarını öğreneceğiz.

Ve daha sonra bütün bunları bir de başkalarına aktardığımızı, anlattığımızı düşündüğümüzde göreceğiz ki biz artık Sünnet üzerinde, Hadis üzerinde az çok söz sahibiyiz, bir şeyler biliyoruz.  Anlattığımız için okuduklarımızı kesinlikle unutmadığımızı göreceğiz.

Bu da bize bir yükümlülük getirecektir; Bundan sonra bu dini başkalarına tebliğ etmekle yükümlüyüz, hem de herkesten daha fazla.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Aralık 2015 (135. Sayı)
 
10-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.