Hac ve Kurbandan Ne Anlamalıyız?

Mehmet Şenlik

Hac, İslâm`ın temel rükünlerinden biridir. Hac; Arafat`ta belirli bir vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Kabe’i Muazzama`yı usulüne göre tavaf etmekten ve Safa-Merve arasında Sa’y yapmak gibi bir takım fiili eylemlerden ibarettir. Tabi ki bütün bunların hac niyetiyle ve ihramlı olarak yapılması gerekir.
Hac, İslâm`ın temel rükünlerinden biridir. Hac; Arafat`ta belirli bir vakitte bir süre durmaktan, daha sonra Kabe’i Muazzama`yı usulüne göre tavaf etmekten ve Safa-Merve arasında Sa’y yapmak gibi bir takım fiili eylemlerden ibarettir. Tabi ki bütün bunların hac niyetiyle ve ihramlı olarak yapılması gerekir.

Hac’ın zamanı ise hac ayları diye isimlendirilen Şevval, Zilkade ve Zilhicce aylarıdır. Hac`ın bir özelliği de her fiil veya ziyaret için özel bir zaman ve mekân vardır. Ziyaret tavafı zamanının kurban bayramı sabahından ömrün sonuna, Arafat`ta vakfenin Arefe günü zeval vaktinden gurup vaktine veya kurban bayramı sabahı şafak vaktine kadar yapılabilmesi gibi... İşte bütün bunlar, haccın belli bir düzen ve disiplin içerisinde yapılması gerektiğini bizlere öğretmektedir.

Haccın fazileti hakkında çok sayıda hadis-i şerif vardır. Ebu Hüreyre’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte şöyle denilmektedir: “Allah’ın Resulü sallallahu aleyhi veselleme hangi amelin daha faziletli olduğu sorulunca, “Allah’a ve Resulüne imandır buyurdu.” “Sonra hangisi?” denildi, “Allah yolunda cihaddır” buyurdu. Sonra hangisi sorusuna ise, “mebrur hacdır” cevabını verdi.” (Buhari ve Müslim)

“Mebrur haccın karşılığı ancak cennettir. Umre ise ikinci bir umreye kadar olan günahlara kefarettir.” (Nesai ve Ahmed). Mebrur hac; kendisine hiçbir günah karışmayan, eksiksiz olarak ifa edilen makbul hac demektir.

İmam Şevkani, amellerin fazileti ile ilgili birbirinden farklı olan hadisleri, Hz. Peygamber`e soru soran muhatabın durumuna göre verilmiş cevaplar olarak değerlendirir. İmam Mâlik’e göre, farz hatta nafile hac düşman korkusu olmadıkça cihaddan daha üstündür. Ancak düşman korkusu olursa cihad, nafile hacdan önde gelir.(Vehbe Zuhayli Fıkhul İslami III, 11)

Hac ve umre ile her yıl Kâbe’nin ihyası gerçekleşir. Umreyi bir yılın veya ömrün herhangi bir gününde ifa imkânı vardır. Hac ise, yılın belli günlerinde ancak ifa edilebilir. Hac, (kul hakkı müstesna) bütün günahlara kefaret olur ve ruhu günah kirlerinden temizler. Şu hadis-i şerif bu konuda önemli delil teşkil eder:

“Kim hac yapar da bu esnada cinsi münasebetten korunur, çirkin söz ve davranışlardan uzak durursa annesinden doğduğu gündeki gibi günahlarından kurtulmuş olur.” (Buhari)

"Hac ve Umre yapanlar Allah`ın misafirleridir. O`ndan bir şey isterlerse onlara cevap verir. Af ve mağfiretlerini isterlerse onları affeder, bağışlar.” (İbn Mace)

“Allah`ım! Hac yapanı ve hac yapan kimsenin kendisine dua ettiği kimseleri mağfiret eyle.” (Hâkim)

Ehl-i sünnet uleması, haccın büyük günahlara ancak tövbe edilirse kefaret olacağı konusunda görüş birliği içindedir. Namaz ve zekât gibi Allah`a ait veya para borcu gibi kula ait bir borcun düştüğünü söyleyen bir âlim yoktur. Kul hakları zimmette devam eder. Allah’u Teâlâ kıyamet günü hak sahiplerini, haklarını almak üzere toplar. Ancak Allah’u Teâlâ’nın bu alacaklılara vereceği birtakım nimetlerle onları razı etmesi ve bir ikram olmak üzere borçlulara müsamaha göstermesi de mümkündür. (Vehbe Zuhayli, İslam Fıkhı III, 12)

Hacın uhrevi mükâfatlarının yanı sıra dünyevi menfaatleri de vardır. Dünyanın çeşitli yörelerinden renk, dil ve ülke ayırımı gözetilmeksizin milyonlarca Müslüman’ın bir araya gelişi, onların orada tanışıp görüşmelerine; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik bakımdan kaynaşıp bütünleşmelerine, düşmanları karşısında tek saf hâlinde yardımlaşma ve dayanışma içinde hareket etmelerine zemin hazırlar. Böylece şu ayet-i kerimedeki mana tecelli etmiş olur:

“İnsanları hacca davet et ki, gerek yaya olarak ve gerekse uzak yollardan gelen çeşitli vasıtalarla sana varsınlar. Böylece onlar dünyevî ve uhrevî menfaatlerini görsünler ve belli günlerde, Allah`ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanları kurban ederken Allah`ın adını ansınlar. Siz de onlardan yiyin, yoksula ve fakire yedirin.” (Hac: 27, 28)

Hac, dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşayan müminler arasındaki kardeşlik bağlarını güçlendirip birbirlerine yakınlaştırır. Farklı renklerden, dillerden ve bölgelerden gelen insanlar ihram gibi tek bir kıyafete bürününce gerçekten eşit olduklarını birlikte yaşayarak göstermiş olurlar. Böylece Arap olanla olmayanın, beyazla siyahın takva dışında bir üstünlüğünün bulunmadığı inancını vicdanlara yerleştirir ve ilan ederler.

Şu halde Hac, Müslümanları Allah’a yaklaştıran en büyük ibadet olduğu gibi sosyal, siyasal ve kültürel olarak da onları bütünleştirip kaynaştıran en büyük bir etkinliktir. Müslümanların periyodik olarak her yıl gerçekleştirdikleri genel bir kongre ve en önemli kararlarının alındığı istişare toplantısıdır. Burada müminler, kendilerini birbirlerine bağlayan asıl mihvere şahit oluyorlar. Orada renk, dil, cinsiyet ve vatan farkının yok olduğu, herkesin tek bir kıyafete büründüğü, dualarında aynı şeylerin konuşulup tekrarlandığı bir dil öğreniyorlar. Kısaca sahip olukları güç kaynakları ve dinamikleriyle müşahhas bir şekilde yüzleşiyorlar.

Burada yeryüzünün farklı bölgelerinden gelen Müslümanlar, Birbirlerinin tecrübelerinden, kabiliyetlerinden istifade ederek yeni fikir ve taze kültür edinme imkânını buluyorlar. Nitekim Peygamberimiz aleyhissalatu vesselam böyle bir hac mevsiminde Akabe`de Medineli bir hac kafilesiyle görüşmüş ve onları davet edip İslam`la tanıştırmıştı. Yine İkinci Akabe Bey’atinde böyle bir görüşmenin neticesinde Ensar`la anlaşıp Medine`ye hicret kararını almıştı.

Bu anlamıyla Hac, ümmetin en kritik kararlarının alındığı yıllık kongresidir. Geçen bir yıllık icraatların, faaliyetlerin değerlendirilip bilânçosunu çıkarmanın ve bir dahaki hac mevsimine kadar ümmetin en önemli meselelerini konuşup tartışmanın, birlikte müzakere edip karara bağlamanın genel muhasebesidir. Orada planlar çizilir, projeler yapılır ve kuvvetler birleştirilir. Fikir alışverişi yapılır, doğru bilgi ve tecrübelerle yeni hedeflere adım atılır.

Hac, yılda bir kere en mükemmel şekliyle yapılan İslam birliğinin güç birliği ve gövde gösterisidir. Ümmetin aleyhinde oynanan oyunlara, zulme ve zorbalığa karşı tavır almanın ortak zemini ve kıyam merkezidir. Müslümanlar Allah`ın evinin civarında sözleşip en kritik sorunlarına çözüm üretir, plan ve projelerini yapar, hedef ve stratejilerini belirlerler. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellem, hicretin dokuzuncu yılında bir Hac mevsiminde Hz. Ali`yi gönderip Tevbe Suresi’nin ilk ayetlerini orada okutup ilan ettirmiştir. Yine insan hak ve özgürlüklerinin evrensel kaideleri, aleyhissalatu vesselamın Veda Hutbesi’yle bilinmektedir.

Böylece Müslümanlar, Kâbe’nin İslam davasının ilk neşet ettiği ana merkez olduğunu ve burada toplanan insanların tek bir ümmet olduğunu gösterip bütün dünyaya ilan ediyorlar. Bir tek Allah’a ibadetin sembolü olan Kâbe’nin yanında buluşuyor ve ahitleşiyorlar. Bu şekilde her millet kendi şartları, ihtiyaçları ve tecrübeleri dâhilinde hem faydalanıyor hem de faydalı olma imkânını bulabiliyor. Beraberinde getirdiği tecrübelerini ve kabiliyetlerini o büyük havuza akıtarak onun içinde yoğurup bütünleştirdikten sonra yeniden bu davanın kırsalına taşımaya ve yaymaya götürüyorlar.

Haccın büyük faydalarından biri de kurbandır. Kurban, muayyen bir vakitte muayyen bir hayvanı Allah’a yaklaşmak ve ibadet maksadıyla usulüne uygun olarak kesmenin adıdır. Şu halde kurban; Allah`a yaklaşmanın, Allah yolunda malları ve büyük değerleri feda edebilmenin, Allah`a teslimiyetin ve şükrün ifadesidir.

Tarihte kurbanı İbrahim aleyhisselamın bir sünneti ve teslimiyet örneği olarak görüyoruz. Hani o, rüyasında gördüğü şekliyle ciğerparesini kurban etmekte tereddüt hiç etmemişti. İman dolu bir itaat, teslimiyet örneğini sergilemişti. Oğluna, “Yavrucuğum rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak senin görüşün nedir?” deyip yavrusunun fikrini almıştı. Allah’ın emrine karşı itaatin ve teslimiyetin sembolü olan İsmail’i ise, “Ey babacığım! Sana ne emredilmişse onu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.” demişti.

Ve bir de bakıyoruz ki Allah`ın rahmeti ve inayeti ufukta görünüyor. Cibril-i Emin tarafından, İsmail’in yerine kurban edilecek temsili bir koç getiriliyor ve kurban kesiliyor. “Ve ona şöyle seslendik: Ey İbrahim! Gerçekten sen gördüğün rüyanı doğruladın. İşte biz, iyi davrananları böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki bu, apaçık bir imtihandır.”

Evet, kurban insanın itaat ve teslimiyetinin göstergesi ve imtihanıdır, bu imtihanı kazanmak da kaybetmek de vardır. Kazanmanın şartı ise teslimiyetini ispatlamaktır. Bundan dolayı “Çoğu insan koyun boğazladığı halde kurban kesmiş olamıyor” denilmiştir. Zira kurban kesmek en sevdiğini Allah için feda etmektir, İbrahim gibi biricik İsmail’ini verebilmektir. Her insan kendi İsmail’ini bilir; kiminin evlat, kiminin mal mülk, kiminin de mevki-makam, şan-şöhret olabilir. İşte kurban denilen şey, bu gibi tutkulardan Allah için feragat etmek, Allah’ın davası uğruna harcamak ve kurban etmektir.

Rabbim haccedenlerin haccını mebrur, sa’yını meşkûr eylesin ve tüm kurban kesen müminlerin de kurbanlarını makbul eylesin. Âmin.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi - Ekim 2014 (121. Sayı)
 


 
08-10-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.