Gençlik ve Mescid…

Abdulkadir Turan
Müslüman/gençlik… Acılar üzerine odaklanmaz. Acılar üzerine odaklanmak, aksiyoner olmaya aykırıdır. Acılara odaklananlar, dünyayı değiştiremezler. Dünyayı zulümle değiştirenlerin yaptıkları karşısında ağlayarak, hep onlardan yakınıp sürekli onları eleştirerek kendilerini teselli ederler. Müslüman/genç, kendisini zulüm karşısında teselli edip direnişten alıkoyan eleştirinin aksiyon enerjisini imha eden şerrinden Allah`a sığınır. O tür bir eleştirinin kapısı açıldığında şeytana lanet okur, Allah`ı zikre yönelir.
Ebû Hüreyre radıyallahu anh`den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:
 
“Başka bir gölgenin bulunmadığı Kıyamet gününde Allah Teâlâ, yedi insanı, arşının gölgesinde barındıracaktır:
 
Adil devlet başkanı,
 
Rabbına kulluk ederek temiz bir hayat içinde serpilip büyüyen genç,
 
Kalbi mescidlere bağlı Müslüman,
 
Birbirlerini Allah için sevip buluşmaları da ayrılmaları da Allah için olan iki insan,
 
Güzel ve mevki sahibi bir kadının beraber olma isteğine ‘Ben Allah`tan korkarım` diye yaklaşmayan adam,
 
Sağ elinin verdiğini sol elinin bilemeyeceği kadar gizli sadaka veren kimse,
 
Tenhada Allah`ı anıp gözyaşı döken kişi." (Buharî, Müslim)
 
Hadis-i Şerifte her yaştan Müslümanın yanında özellikle gençlere yönelik çağrılar vardır.   Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, Müslüman/gence sesleniyor: 
 
1. Adil bir dünyanın inşası için çalış…
 
2. Gençliğini Allah`a kullukla geçir…
 
3. Mescid ehli ol…
 
4. Hayâlı ol…
 
5. Sevgin Allah için olsun 
 
6. Allah için toplananlarla beraber ol… 
 
7. İmkânlarını gösteriş yapmadan paylaş…
 
8. Katı kalpli olma… 
 
Hadis-i Şerifte profili çizilen Müslüman/gençlik, 
 
Aksiyoner bir gençliktir. Dünyayı kendi gidişatına bırakmaz, dünyanın peşinde koşmaz, dünyanın gidişatına müdahele eder, dünyaya adalet doğrultusunda yön verir. 
 
Dünyadaki konumunu da hayatının gayesini de bilir… Şaşkın değildir, bulunduğu noktanın farkındadır.
 
Mekânı mescid merkezli değerlendirir. Mescid, secde yeridir; secde kulluk beyanının simgesidir. Mescidde herkes Allah`a kul olmakta eşittir. Mescidde sadece Allah`a kulluk vardır. “Mescitler kuşkusuz Allah`ındır. O hâlde Allah ile birlikte kimseye yalvarmayın.” (Cin Sûresi 18) Müslüman/ genç,  kuldur ama Allah`a kuldur. Onun secdesi Allah içindir, O, sadece Allah`a kayıtsız şartsız teslim olur… Mekânına hâkim olan kendisine hakim olur. Müslüman/ gencin ana mekânı mesciddir. Müslüman/ genç, o mekâna sahip çıkar. Mekânını değiştirmek isteyenlere boyun eğmez (secde etmez). Nihai dönüşün Allah`a olduğunu bilir;  zalimlerin onu mescidden alıkoymak için yaptıkları uyarı ve ettikleri tehditlerden korkmaz. “De ki: “Rabbim bana adaleti emretti. Her mescidde yüzünüzü O`na doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O`na yalvarın. İlkin sizi yarattığı gibi yine O`na döneceksiniz.”  (Aʿraf Sûresi 29)
 
Hadis-i Şerifte profili çizilen Müslüman/gençlik,
 
Hayâlıdır, namusludur… Kendisine helal olmayan güzellik karşısında nefsine hâkimdir. İradesini nefsine köle etmez… Dinini asîl birinin dahi güzelliğine satmaz. Zorbalık ona boyun eğdirmediği gibi, onu kendisi için secde ettirmediği gibi güzellik de ona boyun eğdirmez, onu kendisi için secde ettirmez. Mekânı mescid olan, Allah`ın mescidinde Allah için buluşmayı seçen hayâ imtihanını kaybetmez. 
 
Hadis-i Şerifte profili çizilen Müslüman/gençlik; 
 
İyilik ehlidir, fedakârdır, elindekini paylaşır. İyilik yapan, görülsün ister, fedakâr olan duyulsun ister. O, gösterişi sevmez. Zorbalığın, kendisine haram güzelliğin şerrinden korunan nefsi övünme ve gösteriş çukuruna düşmez. Bu imtihandan da alnının akıyla çıkar. 
 
Hadis-i Şerifte profili çizilen Müslüman/gençlik; 
 
İradesine hâkimdir, ama katı kalpli değildir. İradesini kontrol eden cahilin, zorbanın çatık kaşlılığı, duygusuzluğu ona uğramamıştır. Dünyanın hâli üzerine tefekkür, kendi hâli üzerine tefekkür onu ağlatır. Lâkin nasıl ki mesciddeki secdesi, pasif bir eylem değil; aksiyon yüklü ise onun için hayatın her noktasında Allah`tan yana olmanın, Allah`tan yana olanlarla beraber olmanın en yoğun hâli ve o yoğun hâlin simgesi ise onun gözyaşı da hayatın bütününde kalp ehli olmasının simgesidir. 
 
Müslüman/gençlik… Acılar üzerine odaklanmaz. Acılar üzerine odaklanmak, aksiyoner olmaya aykırıdır. Acılara odaklananlar, dünyayı değiştiremezler. Dünyayı zulümle değiştirenlerin yaptıkları karşısında ağlayarak, hep onlardan yakınıp sürekli onları eleştirerek kendilerini teselli ederler. Müslüman/genç, kendisini zulüm karşısında teselli edip direnişten alıkoyan eleştirinin aksiyon enerjisini imha eden şerrinden Allah`a sığınır. O tür bir eleştirinin kapısı açıldığında şeytana lanet okur, Allah`ı zikre yönelir. 
 
O, Allah`ı anınca ağlar. Dostlarının ölümü gözünü yaşatır, ama ona figan ettirmez. Ölüm karşısında figan güçsüzlerin, acizlerin, çaresiz yaşlı kadınların amelidir. Müslüman/gençlik, acılar içinde kıvranmaz. O sadece Allah karşısında acizdir, O`nun için gözyaşı döker. O`nun dışında hiçbir kuvvet, Müslüman genci aciz bırakmaz; aksiyonundan alıkoymaz.  
 
Modern çağ öncesinde, zalim veya mazlum, batıl veya hak herkesin bir ibadetgâhı vardı. İlk kez modern çağı dizayn edenler, kendi iradelerinin üstünde irade kabul etmeyerek, dolayısıyla kendilerini ilahlaştırarak ibadetgâhı hayatın mekânları arasından çıkarmaya yeltendiler. İbadetsiz, ibadetgâhsız mekânlar tasarladılar… Sarayları, parlamento binalarını, okulları, alışveriş merkezlerini, ibadetgâhsız inşa ettiler. Gençliği mescid mekânından kopardılar, seyirlik alana çektiler. Bundan sonra hayat bir oyun/bir tiyatro, gençlik o oyunun, o tiyatronun seyredeni… Onlar aksiyoner, onlar aktif… Gençlik hareketsiz, gençlik pasif… Hayret edilecek, hayran kalınacak biri olmaktan çıkmış… Hayret eder, hayran kalır durur… İradeyi katletmek tam da budur. Mescidsiz bir yaşamı dayatanlar, irade katilleridir. Müslüman/Gençlik iradesinin katilleri… Hayretle ve hayran kalarak seyre dalan bunu anlamaz… Onların “Oyun, sadece oyundur; arkası yoktur” sözünü aldananın gözleri açıkken kapalıdır, gözlerinin görüş mesafesi sınırlıdır, gözleri engellidir. Kulları görmek ve kulların izin verdikleri kadar görmek kadar sınırlanmıştır. Vakaların ardını deşmez, bilmez, anlamaz… İslam`ın tam da mücadele ettiği hâl, bu hâldir… Gözlerin ğışave hâlinde olduğu (Yasin-i Şerif 9) bu hâl… Uyanık gibi görünürken uykulu hâl, hareket halinde görünürken uyuşmuş hâl… Etkisiz bakış… Boş bakış… Aldatan bakış… 
 
Sen ey seyre dalan… Seni durdurmak üzere üretilen seyirden vazgeç… Alnını secdeye koy… Onların ürettiği seyre son ver; sana seyrettirmek istemediklerini bulursun… Onların ufkunun önünü koydukları engelleri aş, kendine gelirsin, ğışave hâlinden çıkarsın,  mukmeh (Yasin-i Şerif 8) hâlden çıkar, boynundaki uygarlık zincirlerin (Elmalılı Hamdi Yazır, Yasin-i Şerif tefsiri) çözülür, ellerin açılır, üretmeye başlarsın, üretmek bu çağa el koyanlara karşı isyandır. Üreterek o isyanda bulun, Rabbine kavuşursun… O ki seni kullara kul olman için değil, O`na kul olman için yeryüzüne gönderdi. “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım.” (Zâriyat Sûresi 56)
 
Çağın alışkanlıklarını belirlemeye kalkışanların gençlik için ürettiği mekânlar, meyhaneler ve stadyumlardı… Bugün, o somut mekânlardan sanal mekânlara, ekranlara doğru bir aktarış var ki… Bu çok daha keskin bir kula kulluğu ifade eder… İçkisiz bir sarhoşluk, mekânsız bir seyirciliktir bu… Bakar bakar, içinde dalar çıkar, tek eser sahibi olmazsın, arkanda iz bırakmazsın… Allah muhafaza kolların boynuna bağlı hâlde sürüklenir gidersin. (Yasin-i Şerif 8)
 
Çağın alışkanlıklarını belirlemeye kalkışan tağutlara isyanın mekânıdır mescidler… Müslüman/gençliğin mescide alışması, o tağutların çağının kapanmasıdır, onların yönlendirme kabiliyetinin sıfırlanması, onların iş gören iradesinin körelmesi, onun yerine mescide gidenin iradesinin aktifleşmesi, üretmesi, fıtratla buluşmanın saadetine ermesidir.
 
Mescidler, yeniden Müslüman/gençlerle dolduğunda, gençliğin mekân tarifi mescid üzerinden yapıldığında bu karanlık çağ, bu mutsuzluk çağı bitmiş olacaktır. 
 
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi vesellem, mescid ehliydi; Kâbe-i Şerif putlarla dolu olduğu hâlde O Kâbe`ye giderdi, henüz Medine yolunda iken Küba Mescidi`ni inşa etti. Medine`ye varınca şehrin hayatını, kendisiyle anılan mescid Mescid-i Nebevî etrafında dizayn etti, evini onun yanı başına yaptırdı, ahirete irtihalinden sonra onun yanı başında toprağa verildi.  Onun ashabı, mescidde buluşur, mescidde anlaşırdı; namazını mescidlerde kılar, mescidde tedrisatını yapardı. Onlar, uğradıkları her yere mescid inşa ederlerdi. Dünya onlarla mescidlendi. Onların yolunda yürümek mescid ehli olmaktır…
 
“Ey Âdemoğulları! Her mescide gidişinizde güzel giysilerinizi giyin ve yiyin, için, fakat israf etmeyin, Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (Aʿraf Sûresi 31)
 
Abdulkadir Turan | İnzar Dergisi | Temmuz 2017 | 154. Sayı
 
05-07-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.