Gaybe İman Olmadan Zulüm Bitmez

Abdulkadir Turan
Gaybı reddeden Allah’ı ve hesap gününü reddeder. Allah ve hesap gününü reddeden, gücü ölçüsünde insanlara muamele eder. İşte Batı’nın aradığı nokta burasıydı. 18. Yüzyılda gücünü artıran, 19. Yüzyılda gücünün doruğuna çıkan Batı, kendisiyle insanlığa zulüm arasındaki gaybe iman engelini ortandan kaldırdı, hesap verme gününü reddederek kendisini güçsüz olanın elindeki maddi varlığı alacak bir engelden kurtardı, zulmü kendisi için meşrulaştırıp vicdan muhasebesinin dışına çıkararak kolaylaştırdı.
“(Elif, Lâm, Mîm) İşte o kitap, bunda şüphe yok, muttakiler için hidayettir. Onlar ki gaybe iman edip namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah yolunda) harcarlar. Ve onlar ki hem sana indirilene iman ederler, hem senden önce indirilene. Ahirete de bunlar kesinlikle iman ederler. Bunlar, işte Rabblerinden bir hidayet üzerindedirler ve bunlar işte felaha erenlerdir.” (Bakara 1-5)

Kur’an, öyle mucizevî bir kitaptır ki insan, çağını bilerek onu okuyunca çarpılır, içinde bulunduğu an indiği hissine kapılır.

Fesüphanellah, bu ne büyük mucize!

Gaybe iman, Kur’an-ı azimuşşanda malum olduğu kadar doğrudan 39. ayet-i kerimede geçmektedir. Oysa yine malum olduğu üzere Kur’an azimuşşanın nazil olduğu günlerde gaybe iman etmemek pek yaygın değildi, Yahudiler, Hıristiyanlar gibi müşriklerin de neredeyse tamamı gaybe iman ederdi. Gaybe iman etmemek o asırda istisna bir durumdu.

Hâlbuki bizim çağımız, Batılılar tarafından materyalist bir çağ olarak dizayn edilmiştir. Bu çağın zihnini belirleme bağiliğinde bulunanlar, çağın insanının geçmişin insanından farklı olarak gaybe iman etmemesini istemişlerdir. Gaybe imanı cehalet ve gericilikle özdeşleştirmişler, gaybe iman etmemeyi ilericilik diye kotlamışlardır.

Bunun için, İslamiyet’ten önce ve sonra gaybe iman etmeme istisna bir hâl olduğu hâlde, bizim çağımızda gaybe iman etmeme kayda değer bir kitlenin hâli olmuştur.

Asr-ı Saadet’ten önce gaybe iman etmemek birkaç bağinin hâliydi. Asr-ı Saadet’ten sonra ise “dehriyyun” denen birkaç filozof gaybe imanı reddetmiştir, alem müşahede ettiklerimizden ibarettir, demişlerdir.

Günümüzde ise şehirlerin sokak aralarında, parklarda oynayan bir çocuğun dahi iç dünyasında gaybe imanın yerinin olmadığını, onun pâk zihninin ateist yakınları tarafından iğfal edildiğini görebiliyoruz. Özellikle Batı Avrupa’da materyalizmin yaygın bir akıma dönüştüğünü, materyalistlerin oranının Hıristiyanlığa inananların sayısını yer yer geçtiğini duyabiliyoruz.

Kur’an’ın yüceliği karşısında Allahu Ekber…

Kur’an, adeta şimdi inmiş de bu çağın insanının müptela edilmek istendiği materyalizme karşı mü’mini donatıyor, insanlığa dosdoğru kurtuluş yolunu gösteriyor. 

Daha ikinci Sûre-i Şerif’te ilanda bulunarak mü’mini kâfirden ayıran ilk hususun gaybe iman olduğunu duyuruyor. Mü’mine, sen dünün kâfirinden farklı olduğun gibi bugünün kâfirinden de farklısın, varlığa onun gözüyle bakamazsın diye onu peşin peşin uyarıyor.

Materyalizm, dünya üzerindeki zulmün ana özelliklerindendir.

Nedir materyalizm?

Bir zamanlar İslam aleminde Abbasi Halifesi el-Mehdî tarafından H. 167/ M. 783’te boyunları vurulan Beşşar bin Bürd ve Salih bin Abdülkuddüs gibi dehrîler vardı, kendilerini filozof zanneden bu kıt akıllı zındıklar, hayatın müşahede edilenden ibaret olduğunu iddia ederlerdi. Bu, onlar için bir yönüyle sadece bir inanç, diğer yönüyle İslam’a karşı isyandı.

Kendisini imana karşı dizayn eden modern Batı da imana karşı isyan üzerinden materyalizme saptı. Materyalizme gerçekten iman ettiği için değil, materyalizm onu geçmişten ayırdığı için materyalizmi benimsedi, maddi alanda kat ettiği gelişmeleri de materyalizme iman için kullandı. Ben, teknikte bu kadar ilerlemişsem benim her konuda söylediğim doğrudur, delil getirmediğim hususlarda benim delilim teknik konulardaki başarımdır. Madem teknik alanda başarılarıma inanıyorsunuz, ben gayb yoktur diyorsam buna da inanırsınız, dedi. Teknik ilerleme karşısında şaşkına dönen çağın insanı, onun hilesine aldandı ve kimi zaman ateist olmadığı hâlde, gaybe iman ettiği halde, gaybe iman etmiyormuş gibi kendisini tanıtmaya çalıştı, kendisini bu hâle adeta zorladı. Neticede, dünya genelinde önemli bir kitle olarak kabul edilebilecek bir “sürü” materyalist görünmeye başladı.

Batı modernizminde ortaya çıkan materyalizm, diyalektik materyalizm şeklinde komünizmin kurucusu Marks tarafından benimsenince bu akım, sosyalistlerle özdeşleşti. Oysa Batı’da sosyalist olmadığı hâlde materyalist olan geniş bir kitle vardır.

Ne diyor materyalist?

Materyalist, gaybe imanı inkâr ediyor. Her şeyin sadece maddeden ibaret olduğunu, müşahede edilen alem dışında başka bir alemin bulunmadığını öne sürüyor. Dolayısıyla Allah’ın, meleklerin, ahiretin varlığını reddediyor.

Ne var ki materyalizm sadece inançla ilgili değildir. Materyalizmin modern Batı ve Marks tarafından benimsenmesi de inançla ilgili değildir. Burada inanç, Mekke’de Hz. Peygamber sallalahu aleyhi ve sellem’e muhalefet eden müşriklerin inancı kadar bile ön planda değil. Burada ekonomik ve siyasi bir tutum vardır.

Gaybı reddeden Allah’ı ve hesap gününü reddeder. Allah ve hesap gününü reddeden, gücü ölçüsünde insanlara muamele eder. İşte Batı’nın aradığı nokta burasıydı. 18. Yüzyılda gücünü artıran, 19. Yüzyılda gücünün doruğuna çıkan Batı, kendisiyle insanlığa zulüm arasındaki gaybe iman engelini ortandan kaldırdı, hesap verme gününü reddederek kendisini güçsüz olanın elindeki maddi varlığı alacak bir engelden kurtardı, zulmü kendisi için meşrulaştırıp vicdan muhasebesinin dışına çıkararak kolaylaştırdı.

Ama mevzu, bundan da ibaret değildir. Gaybe imanı reddederek Batı, sömürerek toplamaya, işçiyi zalimce çalıştırarak üretmeye, insanların harcama talebini artırarak sürekli tüketmeye dayanan ekonomisini de dizayn etti.

Allah’a hesap vermekten korkan,  başka toplumların zenginliklerini elinden almaz. Allah’a hesap vermekten korkan, emek sömürüsü yapmaz. Allah’a hesap vermekten korkan, nimetin diğerini bilir, tüketimini sınırlandırır.

Batı, gaybe imanı reddederek helal ve haram ayrımını ortadan kaldırmaya yöneldi. Bu üretim ve tüketimi ilgilendirdiği gibi her alanda gücü artan Batı’ya başkasının acıları üzerinden bir zevku sefa ortamı dizayn etme olanağı da verdi.

Bugün, Batı’yı taklit eden sosyalist örgütler ve diğer seküler yapılanmalar, gaybe imanı reddederek halklarını kendilerine kul olacak bir zihniyete büründürmekte, halklarının iç dünyasında hesap verme inancını imha ederek onları her tür kötülüğü yapan sosyalistlere destek verecek bir hâle sürüklemektedir.

Onların gaybe imanla uğraşması, böyle hesapsız bir toplum oluşturma kaygısına dayanmaktadır.

Bu hâl karşısında gaybe iman, etkisiz bir inanmaktan ibaret olmayıp aynı zamanda sömürgecilere, sınırsız üretim-sınırsız tüketim ekonomisine ve zulme dayalı siyasete “La” demektir.

Çağın zulmünü bitirmek ancak  böyle bir “la” ile ve bunu bütün samimiyeti ile söyleyen müminle mümkündür.

Gaybe iman eden mümin, hayatı dünyadan ibaret görmez. Allah’a hesap vereceğini bilir. Zulüm yapmaz, zulmü onaylamaz.

Gaybe iman edenin hayatı, gaybe iman etmeyenlere benzemez.

Gaybe iman edenin ekonomisi, gaybe iman etmeyenlerin ekonomisine benzemez.

Gaybe iman edenin eşyaya ve vakalara bakışı, gaybe iman etmeyenin eşyaya ve vakalara bakışına benzemez.

Gaybe iman etmeyen menfaatperesttir, her şeyi maddi karşılığıyla ölçer, madde karşılık bulmadığı işlerden kaçar. Gaybe iman eden için ise maddi karşılığın yanında manevi karşılık vardır. Dünyada hayatında alınmayan karşılık ahiret hayatında alınır. Gaybe iman etmeyen, dünyada karşılık almayacağı işleri yapmazken gaybe iman eden, kimi zaman dünyada kendi aleyhinde görünen işleri de yapar. Gaybe iman etmeyen, kıt aklı ile onu akılsızlıkla vasıflandırır, işini bilmemekle itham eder. Oysa “kârlı bir ticaret”te bulunmuştur.

Gaybe imanın olmadığı yerde, akıl müşahede edilenle sınırlandırılmıştır. Sanat müşahede edileni aşmak olduğundan materyalist toplumlarda sanat gelişmez. Batı’daki sanat da Aliya İzzetbegoviç gibi pek çok düşünürün ifadesiyle dinin ayakta olduğu günlerden geliyor. Bugünün materyalist Batı’sı artık sanat eseri üretemiyor.

Aile, fedakârlığa dayanır. Gaybe imanın olmadığı yerde aile kurumu dağılır. Nitekim bugünün materyalist Batı’sında aile dağılıyor.


Aile, toplumun temelidir. Ailenin yeniden inşası da ancak gaybe imanla mümkündür.

Görüldüğü üzere gaybe iman, pasif bir hâl değildir. Yaşamın bütün alanlarını kapsayan, bir hayat nizamının temelidir.

Toplumun ıslahı ancak gaybe imanın ihyası ile mümkündür.

“De ki: "Sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, muhakkak sizi bulacaktır. Sonra görünmeyeni ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. O size (bütün) yaptıklarınızı haber verecektir.” (Cuma,8) 

“İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O`nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır." (Sebe Sûresi,3)

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Kasım 2016 (146. Sayı)
 
20-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.