Filistin Direnişini Küçük Görmenin Altında Derin Bir Utanç mı Var?

İnzar / Çeviri Makaleler
Arendt, sözlerle ifade edilemeyen kötülüğün insan canavarlarınca değil normal insanlarca yapıldığını ve bunu yaparken ahlâki kaygı ve kodlardan yoksun sistemli bir düşüncesizlik davranışıyla hareket edildiği sonucuna varıyor.
Etkili bir aktivist olmak için kötü insanların doğasını anlamak benim için önemlidir diye düşünüyorum. Buna çabalarken, Hannah Arendt’in Yahudilerin gettolara ve toplama merkezlerine taşınmasına tanık olan Adolph Eichmann’ın duruşmasından söz ettiği ‘Eichmann in Jerusalem’ (Eichmann Kudüs’te) adlı kitabında uydurduğu ‘kötülüğün sıradanlaşması’ hususundaki gözlemlerini okumaya başlamıştım.

Arendt, sözlerle ifade edilemeyen kötülüğün insan canavarlarınca değil normal insanlarca yapıldığını ve bunu yaparken ahlâki kaygı ve kodlardan yoksun sistemli bir düşüncesizlik davranışıyla hareket edildiği sonucuna varıyor.

‘Kötülüğün sıradanlaşması’ veya bürokratik psikopatlık, Albert Bandura’nın ahlâki çözülme olarak adlandırdığı sapkın ahlâki haklılaştırma, zalimlik veya canavarlığın minimize edilmesi/saklanması, kurbanların insan dışı addedilmeleri ve suçlanmaları ile başlayan bir sapmadır.

Bu sahte bilginin kitleler üzerinde uygulanması ve tekrarlanmasıyla savaş suçları, insanlığa karşı işlenen suçlar, etnik temizlik, işkence, yargı dışı öldürmeler ve soykırım gibi suçların kitleler nazarında normal olarak addedilmesine neden olunmaktadır.

Ahlâki çözülme bugün ister demokratik ister totaliter olsun çoğu hükümetin kokuşmuş normu haline gelmiştir ve ironiktir ki İsrail Siyonist hükümeti de Nazilerin ahlâki çözülme pratiği veya  İsraillilerin tabiriyle Hasbara hususunda uzmanlaşmıştır.

Bunun nasıl işlediğine bir bakalım; örneğin Netanyahu’nun Likud Partisinde koalisyon ortağı olan Yair Lapid’e bakalım. Lapid, son günlerde 30 AB büyükelçisine şöyle hitap etti.

“Asla onlar (Filistinliler) gibi olmayacağız, çünkü israil’in gücü öncelikle ahlâki değerlerinden gelir. Bizimle düşmanlarımız arasındaki fark bizim değer sahibi oluşumuzdur. Bu nedenle dünyaya şunu soruyoruz: Neden habis katilleri destekleyenleri benimsemeye devam ediyorsunuz?”

Zekâ sahibi herhangi bir insan yerli Filistin halkının haklarını yerle bir etme hususunda Siyonist değerlerin ahlâken hükümsüz olduğunu elbette bilir: Çocukları hapse atarak işkence etme Siyonist değeri, kitleleri gayrimeşru biçimde hapsetme, tecrit etme ve evleri yok etme Siyonist değeri, Filistinlilerin evlerini yıkma, kapana kıstırdıkları Gazze’de Filistinli aileler üzerinde ileri teknoloji ürünü silahlar denemek gibi Siyonist ahlâki değerleri bunun örnekleridir!

Yine bizler genç yaştaki birini yakarak öldüren, uykudaki Filistinli bir aileyi öldüren, Filistinlilerin tarım arazilerini ve yerleştikleri evleri yakan, taş atan ve görünmez bıçaklar taşıyan gençleri yargı kararı olmadan öldüren, kasıtlı olarak ambulansların ve yaralıları tedavi eden yardımcı sağlık hizmeti verenlerin yolunu kapatan, açlık grevinde bulunan Filistinli tutsakları ölümün eşiğine getiren Siyonist ahlâki değerlerinin de farkındayız.

İsrail doğumlu Dr Marcelo Svirsky’ye göre ahlâki çözülme işgalciler arasında çok yaygındır:

“Musevi-İsraillilerin çoğunluğu kollektif inançlarının, fikirlerinin veya görüşlerinin yükümlülüklerini ciddi biçimde yansıtmazlar ve bu nedenle bunların zulüm yapmak için ayrıcalık aracı olarak kullanıldığının farkında değillerdir. Bir başka tabirle çoğu İsrailli Musevi bilinçsizce veya bilerek neden oldukları bu sefalet içinde barışla yaşamayı seçmişlerdir”.

Ve Filistinliler Siyonist ‘değerlerine’ karşı kararlı ve cesaretli sumud’un gerçek değerini gösterdiklerinde de yanlış biçimde ‘teröristler’ veya ‘aşağılık katiller’ olarak etiketlenmektedirler.

Arendt’i okurken Siyonistlerin Filistin direnişini küçük görerek şiddetle reddetmesinin altında derin bir utanç mı var diye düşünmeden edemiyorum. Arendt, Eichmann duruşmasının Yahudi liderlerin (Judenrate) Eichmann ve Nazilerle yaptıkları işbirliğinin şok edici boyutlarını ve onların tecrit kamplarında yaşayan dindaşlarının korkunç akıbetlerini bilerek sakladıklarını ortaya çıkarmaktadır.

“Arendt’in raporunda yeni ve özellikle kışkırtıcı olan Yahudi halk liderliğine meydan okuyuştaki ısrardır. Farklı olarak ne yapmış olabilirlerdi? Bu soruya verdiği cevaplar politikada gerçeğin işlevinin ne olduğuyla ilgili görüşünden türemektedir. Yahudi liderleri (Judenrate), nereye nakledileceklerini öğrendiklerinde Yahudilere gerçeği söylemeliler miydi? Eğer gerçeği biliyor olsalardı kaç tanesi kurtulabilmiş olacaktı? Yahudi liderlerinin (Judenrae) ileri gelenleri neden otoriteye itaatkâr ve köle olma hususunda bunca boyun eğicilerdi?

“Şu var ki eğer ahlâki bir değerleri olsaydı neden Yahudilere hayatlarını kurtarmak için kaçmalarını veya yeraltına çekilmelerini tavsiye etmediler? Arendt’e göre eğer Yahudi teşkilatları veya Judenrate olmasaydı sürgüne gönderme makinası böyle saat gibi işleyecek hıza ulaşamazdı”.

“Eğer Judenrate böylesine Alman disiplinine göre çalışmamış olsa, sınır dışı edilme potansiyeli olanların ayrıntılı listesini derlememiş olsa, bu listeleri Nazilere ulaştırmamış olsa, boşaltılmış apartmanların dökümünü ve dairelerin anahtarlarını bu “Aryan” Nazilere vermekten kaçınmış olsalar, sınır dışı edilecekleri belirli bir günde, belirli bir saatte ve belirli bir tren istasyonuna çağırtıp üç dört günlük bir seyahate göndermemiş olsalardı daha az insan ölmüş olmayacak mıydı? Bu soruları daha önce başkaları da sordu. Ama Arendt daha da ileri giderek Yahudi liderlerin kendilerini kazara bu canavarlık tuzağına soktuklarını ve kurbanlaştırma sisteminin parçası olduklarını ima ediyor.

İşin gerçeği şu ki çoğu Siyonist Yahudilerden oluşan Judenrate (Yahudi liderlerin) Nazilerle işbirliği yapması daha fazla Yahudinin öldürülmesi ve ABD’deki Yahudilerin Nazi ürünlerini boykotunu da baltaladı.

“O ilk yıllarda Nazi otoriteleri ile Filistin için Yahudi Ajansı Ha’avarah arasında Filistine göç eden bir Yahudinin parasını Alman mallarıyla transfer etmesini ve oraya vardığında da pound olarak değiş tokuş edebilmesini sağlayan ve her iki taraf için de çok tatmin edici bulunan Transfer Anlaşması vardı… Sonuç olarak otuzlu yıllarda Amerikan Yahudileri Alman mallarına karşı boykot düzenlemeye özen gösterdiklerinde Filistin ve tüm yerlerde her türden “Made in Germany” mallarıyla karşılaştılar.

Bunun yanında Yahudiler silahlı bazı partizan gruplar aracılığıyla Treblinka ve Sobibor kamplarında çıkan ayaklanmalarla ve (yiyeceğin yeraltı tünelleriyle taşınabildiği!) meşhur Varşova Gettosu isyanıyla Nazi işgaline karşı direndiler.

“Varşova gettosundaki ayaklanmanın ve diğer bazı yerlerdeki kahramanlığın övüncü Nazilerin kendilerine sundukları atış mangası veya gaz odalarında kolayca ölüme karşı koymalarında saklıdır. Ve Kudüs’te “holokost tarihinin küçük bir parçası olan” isyan ve direnişe tanıklık edenler de “gidip koyunlar gibi kesilmeyi kabul etmiyoruz” kararı alanların gençler olduğunu teyit etmektedir.”

Gençlerin şanlı direnişi de 68 yıllık Siyonist vahşete ve (Judenrate gibi) 21 yıllık işbirlikçi Filistin Yönetimine karşı Filistin intifadasının önemsenmesine ve Siyonistlerin büyümesini sağlayanın da Filistin Özerk Yönetimi olduğunu göstermeye yöneliktir. Cesur Filistin direnişi de her gün Siyonistlerin kabadayılığına maruz kalmaktadır; Siyonist vahşilerin çakallar gibi kendilerine saldırdığı bir zaman diliminde Filistinli çocuklar için okula gitmek bir direniş eylemi olmaktadır. Bu anormaller, bizim adına Siyonizm dediğimiz patolojik hastalığı yansıtmaktadırlar.

Direniş, Filistinli açlık grevi eylemcileri EL İssawi, Adnan ve El Qiq’in özgürlük veya ölüm adına başlattıkları kutlu eylemle aydınlanmaktadır, direniş hayat bağışlayan tehlikeli tünellerden duyulmaktadır, direniş şehitlerin yıkılan evlerini yeniden imar etmek için para toplamaktadır, direniş pişmekte olan ekmekte ve antik zamanlardan beri var olan zeytin ağaçlarının salınışından kokmaktadır, direniş, doktorların usanmaz ve yorulmaz cesaretlerinden ve 51 günlük Gazze kuşatmasında hiç durmadan çalışan yardımcı doktorluk hizmeti verenlerden ve hayat kurtaranlardan, insansız hava araçlarından, bombalardan ve her yerde karşımıza çıkan ölümden dolayı ürken çocukları yatıştırmaya çalışanlardan gelmektedir.

2014 yılında yapılan Koruyucu Hat Operasyonunda Gazzeli genç adamlar cesurca direniş gösterdiler. Filistinli liderler birleşeceklerine Siyonistlerle işbirliği yapmakta ve diğer Arap liderlerin önünde diz çökmekteyken Filistinli gençlerde bulunan bu ruh hayat bağışlamaktadır.

O halde Filistinlilerin haklarını korumak ve Filistin’in tamamında barışı tesis etmek için kötülüğün sıradanlaşmasına karşı nasıl direnebiliriz?

Siyonist değerler ve hasbara empati kurmaktan dehşete kapılmaktadır. Empati, Nazilerin neden olduğu eziyetle çatışır ve Nazi zulmünde sağ kurtulanların çocukları Nazilerle Siyonistler arasında bir fark bulunmadığını idrak edecek durumda olmalılar; o zamanlar Alman halkını esir eden ahlâki çözülme makinası bugün Yahudi, İngiliz, Kanadalı, Avrupalı, Avustralyalı vatandaşları ve hükümetlerin Filistin’deki Siyonist belayı görmesini engelliyor.

Empati güçtür. Empatiyi tanımak ve Öteki ile bağlantı kurmak insanlık ortak paydasında buluşmayı, ahlâki değerleri harekete geçirmeyi, kişisel ve toplumsal anlamda ahlâki yozlaşmadan ve kötülüğün sıradanlaştırılmasından kurtarmayı ve bunu anlamayı sağlar.

Vacy Vlazna

‘Kötülüğün Sıradanlaşması: Siyonist ve Nazi Ahlâki Çözülüşü’ adlı bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.
 
30-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.