Feth-İ Mübin

Mehmet Selim Sabaz
Arap Yarımadası’nın batısında, Kızıldeniz’in doğusunda yer alan Mekke , Hicaz Bölgesi’nin merkezi ve İslam aleminin en kutsal şehridir.Mekke İslamiyet öncesinde de Arap Yarımadası’nın en önemli ticaret merkezlerinden biriydi.
Arap Yarımadası’nın batısında, Kızıldeniz’in doğusunda yer alan Mekke , Hicaz Bölgesi’nin merkezi ve İslam aleminin en kutsal şehridir.Mekke İslamiyet öncesinde de Arap Yarımadası’nın en önemli ticaret merkezlerinden biriydi. Bu kutsal kentin Asya ile Afrika’yı birleştiren ünlü baharat yolu üzerinde yer alması değerine değer katmaktaydı.Mekke geçmişi MÖ 2000’li yıllara kadar uzanan eski bir şehirdir. Kudsiyetini Peygamber efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in atası,Tevhidin sembolü Kâbe’nin banisi Hz. İbrahim (a.s) ve oğlu Hz.İsmail döneminden almaktadır.

Bize ulaşan kaynaklara göre; Hz.İbrahim peygamberin eşi Hacer’den İsmail adında bir erkek evladı dünyaya gelir,Hz.Hacer ve oğlu İsmail’i alarak,Allah’ın kendisine bildirmesi üzerine ikisini kuş konmaz kervan geçmez bir kayalık olan Mekke’nin olduğu yere getirir, bırakır ve geri döner.Bugünkü Mekke adı verilen alan çorak ve ıssız bir yerdir. Hacer ve oğlu İsmail burada yaşama çabası verirler. Yolunu kaybederek Hz.Hacer ve İsmailin bulunduğu yere yolları düşen Arap kabilelerinden Cürhümiler, Hz.Hacer’in açtığı (Cenabı hakkın bir lütuf ve ihsanı olarak kendilerine verilen)“Zemzem” adı verilen su kaynağı sayesinde hayatlarını burada idame ettirmek için Hacer validemizin de izniyle buraya yerleşirler.

Daha sonra Hz.İbrahim peygamber (a.s) buraya gelir Cenab-ı Hakkın emri üzere oğlu Hz.İsmail (a.s) ile birlikte Kâbe’yi inşa ederler. Kâbe yüzyıllar boyu Hz.İbrahim (a.s)’a inanan Müslümanların ibadet yeri olmuştur. Miladi 571 yılında ise Hz.İsmail (a.s)’ın o pâk ve yüce soyundan, Hatemül Enbiya olan  Hz. Muhammed (sav) dünyaya gelmiştir.Evet,Mekke şehri Hz Muhammed`in dünyaya geldiği, çocukluğunu ve gençliğini geçirdiği, Nübüvvet kitabının nazil olmaya başladığı, Hz İbrahim (as)’den beri tevhid’in beşiği olmuş, Müslümanların kıblesi KÂBE’ye de ev sahipliği yaptığından Müslümanlar nezdinde müstesna bir yere sahiptir.

Mekkenin fethine doğru

Hicretin 6.senesinde Hz. Muhammed ashabıyla birlikte umre yapmayı istemişlerdi. Bu yüzden peygamberimiz Kâbe`yi ziyaret etmek için hazırlanmalarını söylemişti. Hazırlıkların ardından, Mekke`ye doğru yola çıkıldı. Amaçlarının barış olduğunu anlatmak için yanlarına sadece yolcu kılıcı almışlardı. Müşrikler buna rağmen, Müslümanları Mekke`ye almamak için karar almışlardı. Zülhüleyfe mevkiinde ihrama giren ve umre için niyet eden Müslümanlara, Hz Muhammed (sav) kan dökülmesin diye Mekkelilerle anlaşma yapma kararını vermişti. Hudeybiye antlaşması olarak bilinen ve görünürde Müslümanların aleyhine bir çok madde ihtiva eden antlaşmanın bazı maddeleri şunlardı;

• Müslümanlar Kâbe`yi bu yıl ziyaret edemeyecek ve Mekke`ye giremeyeceklerdi, bir sonraki yıl üç gün Mekke`de kalacaklar ve Kâbe`yi ziyaret edeceklerdi. Bu sürede Mekkelilerle görüşmeyeceklerdi.

• Kureyşli olanlardan biri Müslümanlığı kabul ederse, Müslümanlar bunu kabul etmiyecek, irtidat edip Mekke`ye sığınmak isteyen bir kimse Kureyşe iade edilecekti.

• İki tarafta istedikleri kabileyle ittifak yapabilecekti.

• Bu antlaşmanın süresi on yıl olarak kabul edilmişti. Bu süre içerisinde Müslümanlar ve Kureyşliler birbirlerine saldırmayacaklardı.

Bu antlaşmadan sonra Hz Muhammed (sav) ashabına kurbanlarını kesip tıraş olmalarını ve ihramdan çıkarak geri dönüş hazırlıklarına başlamaları için gereken emri verdi. Müslümanlar büyük bir hayal kırıklığı ve üzüntü içerisinde dönüş yoluna girdiler. Müslümanlar bu kadar hüzün içerisinde iken Hz. Resulullah’a inen Fetih suresi ileriki dönemlerde Mekke`nin fethedileceği müjdesini vermişti.

Mekke’nin fethinin sebepleri nelerdir?

Kureyşliler Müslümanlarla Hudeybiye Antlaşması yapmasına rağmen, Kureyşlilerin yanında yer alan Ben-i Bekir kabilesinin antlaşmaya aykırı şekilde, Müslümanların himayesinde olan Huzaa kabilesine saldırmasıyla, Müslümanlar ve Kureyşlilerin arası gerginleşti. Huzaa kabilesi durumu Peygamber efendimize arz etmek üzere kabileden 40 kişilik bir heyeti Medine`ye gönderdiler. Peygamberimiz Huzaa kabilesinden gelen heyeti, kendilerine mutlaka yardım edeceklerini vaad ederek, yurtlarına geri gönderdi. (İslam yapılan anlaşmaya ihaneti asla affetmiyor.Biz bu durumu Allah Resulu (sav)’in beni Nadir Yahudilerini sürgün ederken ve Beni Kureyza savaşçılarını idam ederken ki kararlı tutumundan bariz bir şekilde görüyoruz.)

Sevgili Peygamberimiz bunun üzerine Mekkeli müşriklere haber göndererek; “Ya Huzaa kabilesinden öldürülenlerin diyetini (kan bedelini) ödeyiniz veya Beni Bekr kabilesini himayeden vazgeçiniz. Bunlardan birini kabul etmezseniz Hudeybiye Antlaşmasını bozduğunuzu ve bunun neticesi olarak sizinle harb edeceğimizi biliniz.” teklifinde bulundu.

Mekkeli müşrikler bu teklifleri kabul etmediklerini ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Böylece Hudeybiye Antlaşması resmen bozulmuş oldu. Antlaşmayı bozan Kureyş müşrikleri, kısa bir müddet sonra da antlaşmayı yenilemek istediler. Bu maksatla o zaman henüz Müslüman olmamış olan Ebu Süfyan`ı Medine`ye gönderseler de Medine’den olumlu bir sonuç alamadılar.

Mekkenin fethi

Ebu Süfyan Mekke`den döndükten sonra, Peygamberimiz, Hazret-i Ebu Bekr`le Ömer`i çağırdı. İstişare yaptı ve harbe karar verdi. Hazırlığa başlanıp, ordu toplandı. Bütün hazırlıklar gizli tutuldu. Mekke yollarının tutulması ve kontrol işi Huzaa kabilesine verildi. Bu kontrol son derece titizlikle yapıldı. Ancak bu durum Medine`den Mekke`ye gitmekte olan bir kadın vasıtasıyla gönderilen mektupla Mekkelilere haber verilmek istendi. (Hatıb bin Ebi Beltea Müslümanların saldırısına karşı uyanık olmaları için  Mekke’deki akrabalarına bir mektup yazmıştı)Bazı sebeplerle girişilen bu teşebbüs Peygamberimize Allahü teala tarafından Cebrail aleyhisselamla gönderilerek bildirildi. Peygamberimiz, hazret-i Ali ile hazret-i Zübeyr bin Avvam ve Mikdad bin Esved`i (radıyallahü anhüm) çağırıp; “Sür`atle gidiniz Hah denilen yere vardığınızda bir hatun bulursunuz. Onda bir mektup vardır. O mektubu alıp bana getiriniz.” buyurdu. Süratle gidip kadını buldular. Mektubu istediklerinde kadın; “Benim yanımda mektup yok.” diyerek gizlemek istedi. Hazret-i Ali kılıcını çekip; “Resulullah asla yalan söylemez.Çıkar mektubu yoksa elbiseni soyup arayacağız ” deyince kadın saç örgüsünün arasına sakladığı mektubu çıkarıp verdi. Böylece haber verme teşebbüsü engellendi.

Sevgili Peygamberimiz bütün hazırlıkları tamamladıktan sonra on bin kişilik bir ordu ile Mekke`ye doğru yola çıktı. Medine`den hareket Ramazanın ilk günlerinde idi. Bu sırada hazret-i Abbas da Medine`ye hicret ediyordu. Yolda İslam ordusu ile karşılaştı. Daha önce Müslüman olduğu halde durumu müşriklerden gizleyerek Mekke`de kalmıştı. Peygamberimiz, amcası hazret-i Abbas`a; “Muhacirlerin sonuncusu sen oldun.” buyurdu.

Peygamberimiz ordusuyla Mekke`ye yaklaşırken yollar tamamen tutulmuş olduğu için Kureyş müşrikleri üzerlerine gelen İslam ordusundan habersizdi. Sevgili Peygamberimiz, savaş düzenine soktuğu ordusunda kabilelere bayrak ve sancaklar verdi. Merru`z-Zahran denilen yere varınca karargah kuruldu. Burada Peygamberimiz, gece vakti on bin ateş yakılmasını emretti. Her birlik kendi çadırı önünde ateş yaktı. Bir anda her tarafı aydınlatan binlerce ateşin yandığını gören Mekkeliler neye uğradıklarını bilemeyip iyice şaşırdılar. Hemen Ebu Süfyan`ın yanına toplandılar. Ebu Süfyan yanına aldığı üç dört kişiyle durumu öğrenmek için İslam ordusunun bulunduğu yere doğru yürüdü. Karargaha yaklaştığı sırada İslam askerleri onu yakaladılar. Hazret-i Abbas onu alıp Resulullah`ın huzuruna götürdü. Peygamberimiz Ebu Süfyan`ı affedip, amcası Abbas`a; “Onu bu gece çadırına götür sabah bana getir.” buyurdu. Sabah olunca Resulullah`ın huzuruna götürüldüğünde; “Ey Ebu Süfyan! Henüz, La ilahe illallah, diyeceğin vakit gelmedi mi?” buyurdu. Ebu Süfyan Peygamberimize; “Anam babam sana feda olsun. Bu kadar cefadan sonra beni hidayete çağırıyorsun, ne hoş hilm ve ne güzel kerem sahibisin. İnandım ki Allahü tealadan başka ilah yoktur.” dedi. Sevgili Peygamberimiz; “Benim peygamber olduğumu da tasdik etme zamanın gelmedi mi?” buyurunca Ebu Süfyan, Kelime-i şehadeti söyleyerek Müslüman oldu. İslam ordusu, kollar halinde Mekke`ye girdi. Sadece Halid bin Velid`in (radıyallahü anh komuta ettiği birliğe karşı bir grup müşrik karşı koydu. Halid bin Velid hücum edenlerin on üçünü öldürdü, diğerlerini dağıttı.

Peygamberimiz, Kusva adlı devesi üzerinde Fetih suresini okuyarak Mekke`ye girdi. Sağında Ebu Bekr, solunda Üseyd ibni Hudayr, etrafında Muhacirin ve Ensar`dan bir kısım eshab vardı. Kâbe`yi görünce tekbir getirdiler. Yükselen tekbir sadalarının akisleri dağlardan geliyordu. Peygamberimiz Kusva adlı devesinin üzerinde Harem-i şerife girdi. Kâbe`yi deve üstünde yedi defa tavaf etti. Tavaf sırasında Kâbe`deki putlar, elindeki değnekle işaret ettikçe ve dokundukça, devriliyor ve; “De ki hak geldi batıl zail oldu, çünkü batıl yok olmaya mahkumdur.” mealindeki İsra suresi 8. ayetini okuyordu. Yüksek yerlerde bulunan putların da devrilmesi için Hazret-i Ali; “Ya Resulallah! Omuzuma basarak deviriniz.” deyince, “Ya Ali, sen nübüvvet sikletine tahammül edemezsin, sen benim omuzuma bas bu işi yerine getir.” buyurdu. Allah`ın Arslanı, emre uyarak mübarek omuzuna basıp yüksekte bulunan putları devirdi ve büyük nimetlere kavuştu.

Peygamberimiz daha sonra Kâbe`nin anahtarını isteyip kapısını açtırdı. Hazret-i Ömer ile Osman bin Talha`ya Kâbe`nin içine girip oradaki putları devirmelerini ve putlardan temizlemelerini emretti. Onlar da girip buradaki putları kırıp parçaladılar. Böylece Kâbe`nin içi putlardan temizlendi. Sonra Peygamberimiz, Ömer, Bilal-i Habeşi, Üsame-tübni Zeyd ve Osman bin Talha (radıyallahü anhüm) ile birlikte Kâbe`nin içine girdi. İki rekat namaz kıldı ve Beyt-i şerifin içini dolaşıp her tarafında tekbir getirdi ve bir müddet Kâbe`nin içinde kaldı. Bu sırada Mekkeli Kureyş müşrikleri de, Mescid-i Haram`a toplanıp, Kâbe`nin etrafını sararak haklarında verilecek kararı heyecanla bekliyorlardı. Peygamberimiz, Kâbe`nin kapısının eşiğine durup sabırsızlıkla bekleyenlere karşı şöyle buyurdu: “Allah`tan başka ilah yoktur. Yalnız Allah vardır. O`nun eşi ve ortağı yoktur. O vaadini yerine getirdi. Kuluna yardım etti. Bütün düşmanlarımızı dağıttı. İyi biliniz ki cahiliyye devrine ait olan eski görenekler, kan ve mal davaları artık şu iki ayağımın altındadır, ortadan kaldırılmıştır. Yalnız Kâbe hizmetiyle hacılara su dağıtma işi bırakıldı.

Ey Kureyş cemaati! Allah sizden eskiden kalma gururu, babalarla, soylarla övünmeyi giderdi. Bütün insanlar Âdem`den, Âdem de topraktan yaratılmıştır.” Peygamberimiz devam ederek; “Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık ve sizi milletlere, kabilelere ayırdık ki, birbirinizi tanıyasınız (öğünesiniz diye değil) Allah katında en iyiniz takvası en çok olanınızdır. Şüphesiz ki, Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. Mealindeki ayet-i kerimeyi okudu (Hucurat suresi: 13).

Sonra da; “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi size nasıl muamele edeceğimi sanıyorsunuz?” diye sordu. Kureyşliler: “Hayır umarız, sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız.” dediler. Peygamberimiz “Yusuf`un kardeşlerine dediği gibi ben de size: Bugün artık size geçmişten sorumluluk yoktur, derim. Haydi gidiniz, serbestsiniz.” buyurdu. O gün öğle namazı vaktinde Bilal-i Habeşi Sevgili Peygamberimizin emriyle ezan okudu.

Mekke`nin fethinin ikinci günü Peygamberimiz bir hutbe daha okudu. Bu Müslümanların kardeş olduğunu ve karşılıklı haklarını ve daha birçok hususu bildirdi. Peygamberimiz umumi af ilan ettikten sonra, Kureyşliler Müslüman oldular. Seneler önce kendilerini imana davet ettiğinde inanmayanlar, o gün Safa Tepesinde Peygamberimize biat ettiler. Erkekler, Allahü tealadan başka ilah olmadığına, Muhammed aleyhisselamın Allahü tealanın kulu ve Resulü olduğuna şehadet ederek İslamiyet ve cihad üzerine; Kadınlar, imandan sonra Allahü tealaya şirk koşmamak, hırsızlık ve zina yapmamak, çocuklarını öldürmemek ve asi olmamak üzere biat ettiler.

Mekkeli müşrikler içinden bazı azılı kimseler umumi aftan hariç tutulmuştu. Bunlardan Mekke`nin fethi sırasında kaçanların bazısı yakalandıkları yerde öldürüldü. Fakat pek çoğu yine affedildi. Bunlardan affa uğrayıp, Müslüman olanlardan Ebu Cehil`in oğlu İkrime, Abdullah bin Sad, Vahşi ve Ebu Süfyan`ın hanımı Hind, Safvan, Ka`b ibni Züheyr ve Habban (radıyallahü anhüm) gibi kimseler vardı.

Peygamberimiz fetihten sonra on beş gün Mekke`de kaldı. Bu sırada Mekke çevresindeki yerlerde bulunan putlar da kırıldı. Böylece Mekke ve çevresi putlardan temizlendi. Orada bulunanlar Müslüman olmakla şereflenerek dünya ve ahiret saadetine kavuştular.

Mekke’nin Fethi’nin Sonuçları

1. İslâmiyet Arap yarımadasının en kuvvetli dini haline geldi.
2. Arap Yarımadası’nın merkezi elde edildi.
3. Müslümanlar hac ibadetinde serbestlik kazandılar.
4. Hicaz bölgesinin fethi bitti . (Mekke, Medine, Taif)
5. İslamiyetin yayılışi hızlandı.

Mekke`nin fethi İslam tarihinde değil, bütün dünya tarihinde benzeri bulunmayan önemde bir hadisedir. İmanları-Müslümanlıkları (Kurulu şirk düzenine başkaldırmaları) sebebiyle doğup büyüdükleri yurtlarından ayrılmak mecburiyetinde kalan Hz. Muhammed ve ashabına Allahü tealanın en büyük ihsan ve ikramlarından biridir. Bu fetihle Arap Yarımadasında şirkin varlık ve hâkimiyeti sona ermiş, Hz. İbrahimin tevhid dininin sembolü olan Kâbe ve civarı putlardan temizlenmiş, tevhid inancı kesin hâkimiyetini ilan etmiştir. Mekke`nin fethi ile Arap Yarımadasında ilk İslam Devleti de kuruluşunu tamamlamış, bundan sonra İslamiyet üç kıtaya hızla yayılmaya başlamıştır. Mekke`nin fethi, İslamiyette öylesine derin mana ve hikmetlerle doludur ki, daha sonraki asırlarda yaşayan âlim,kumandan ve liderler de çeşitli vesilelerle bu fethi kendilerine örnek alarak hareket etmişlerdir.Rabbim Feth-mübini hakkıyla anlıyan,hayat ve harekatında rehber edinenlerden eylesin. Önce nefisleri ve daha sonra da yeryüzü coğrafyasını müstazafların fethetmesini müyesser kılsın. (Amin)

Mehmet Selim Sabaz / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 
09-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.