Ensar Muhacir Kardeşliği ve Günümüze Yansımaları

Mehmet Selim Sabaz
Günümüz materyalist dünyasında karşılıksız sevme, karşılıksız verme kavramlarına hayat veren insanların sayılarının azalması, toplumdaki buhran ve anarşinin temel sebeplerindendir. Özellikle Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, ‘Allah size emanetleri, onları taşıyabilecek olanlara yüklemenizi ve insanlar arasında hüküm verirken adalete uygun hüküm vermenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah işiten ve görendir.` (Nisa - 58)
Mekke döneminde Allah resulü müminlerin ruhlarını Kur`an`la besliyor ve kalblerini imanla terbiye ediyordu. Müslümanların zulüm ve işkenceler karşısında sabır göstermelerini, dayanışma içinde olmalarını, nefislerinin dizginlerini daima ellerinde bulundurmalarını ısrarla vurguluyordu. Onların savaşçı ruhunu biliyor, zulüm ve haksızlıklara karşı koyma cesaretlerini takdir ediyor fakat zamanı gelinceye kadar ötelemeyi tembih ediyordu. Kureyş`ten gelen her türlü baskı ve işkenceyi acz ve zillete düşmeden göğüslemeyi, kılıç kullanarak karşılık vermeyi gerektirecek birçok haklı durumu sabırla, Allah`ın yardımını hak edecek bir an`ın gelmesini tercih ediyordu. Nihayet düşman haddini iyice aşıp, beklenen vaktin gelişini hızlandırdı ve Hicret`e izin verildi. Habeşistan`a hicret ile başladı bu kutlu yürüyüş ve Yesrib`i, Medinet`ünnebi yapan vuslat ile kemal buldu. Medine`de daha önce İslam`ın şerefli tohumları atılmış ve Genç Mus`ab`ın örnek çalışması ile her evde konuşulur olmuştu. Artık Medine ve Medine`nin fedakâr insanları, kendilerine sığınacak kutlu davanın cefakâr davetçilerine kucak açmaya hazırdı.
Medine`de Yahudilerin dışında Evs ve Hazreç adında iki büyük kabile vardı. Bu kabileler arasında İslam`ın cihanşümul mesajı yayıldığı zamanlarda, daha önce aralarında vuku bulan ve yıllarca devam edip iki tarafa da unutulmaz acılar bırakan BUAS savaşlarının etkileri sıcaklığını koruyordu. İslam aralarındaki kin ve adaveti bitirdi, onların kardeşliğini pekiştirdi. Böylece kardeşliğin ilk temelleri Medineli Müslümanlar arasında atılmış oldu. Daha sonra da, Medineli Müslümanlar Mekke`den gelen kardeşlerini karşılayıp bağırlarına bastılar. Bütün bu kardeşliklerin temelinde İslam`dan başka herhangi bir bağ yoktu. Hz. Muhammed (sav) efendimiz Medineli Müslümanlarla Mekke`den hicret edip gelen Muhacir Müslümanlar arasında tarihin daha önce şahit olmadığı benzersiz bir kardeşlik tesis etti. O zamanın Cahiliyet dünyasının ve günümüz materyalist felsefe ve ekollerinin akıl sır erdiremeyeceği, kardeşini kendine tercih etme (İsar) “Kendileri muhtaç oldukları halde başkalarını kendi nefislerine tercih ederler.” (Haşr-9) erdemin, diğerkâmlığın en güzel örneğini vermişler. “Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler. Yemek ikram ederken derler ki; "Biz size sırf Allah rızası için yemek veriyoruz. Sizden karşılık ya da teşekkür beklemiyoruz. Çünkü biz asık suratlı ve çetin bir günde Rabbimizden korkarız.” (İnsan -8-9-10)

Mekkeli Muhacirler ile Medineli Ensar`ın meydana getirdiği bu eşsiz topluluk, insanların selameti için çıkarılan büyük İslam Ümmetinin çekirdeğini ve İslam`ın özünü temsil ediyordu. İnsanlığın büyük bir buhran ve bunalım yaşadığı bu kritik dönemde böyle bir topluluğun vücuda getirilmesi, onlar için bir siper ve sığınılacak bir liman olmuştur. Bu kardeşliğin tesis edilmesinin önemi şu ilahi fermanla bize bildiriliyor. “Eğer bunu yapmazsanız, yeryüzünde büyük bir fitne ve fesat olacaktır.” Kardeşliğin tesis edilmesinin temel şartlarından birisi de bir kimsenin kendisi için istediğini mümin kardeşi için de istemesidir. Allah Resulü (sav) efendimiz bu konuyu şöyle izah ediyor:

{لا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ}

“Sizden biriniz kendisi için istediğini Müslüman kardeşi için de istemedikçe (kâmil manada) iman etmiş olamaz.”(Buhârî, İmân 7; Müslim, İmân 71, 72; Tirmizî, Kıyâme 59; Nesâî, İmân, 19, 33.)

Hadis-i Şerifte efendimiz (sav), toplumsal hayatta bireysel ilişkilerin empati temeli üzerine bina edilmesini öngörmektedir. Başkalarına yönelik bütün eylemlerin gönül kıstası/ölçüsü; karşı tarafa geçip olaya tersten bakabilmemiz, aynı eylemin bize yönelik yapılmasını kabul edip etmeyeceğimizdir. Buna göre imanın kemali, olgunluğu, kendimiz için istemediğimiz bir şeyi başkası için de istememeye, Yine aynı şekilde kendimiz için istediğimizi mümin kardeşimiz için de istememize bağlıdır. Empati, bireyler ve toplumlar arası ilişkilerin sağlıklı bir şekilde yürümesini sağlayan, hased, kıskançlık, çekememezlik gibi toplumun birlik ve beraberliğinin temellerine dinamit koyan hastalıkların tedavisi için çok önemli bir ilaçtır.

Günümüz materyalist dünyasında karşılıksız sevme, karşılıksız verme kavramlarına hayat veren insanların sayılarının azalması, toplumdaki buhran ve anarşinin temel sebeplerindendir. Özellikle Müslümanların yaşadığı coğrafyalarda, ‘Allah size emanetleri, onları taşıyabilecek olanlara yüklemenizi ve insanlar arasında hüküm verirken adalete uygun hüküm vermenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor! Hiç kuşkusuz Allah işiten ve görendir.` (Nisa - 58) İlahi emrini göz ardı eden zorba idareciler, kendi zihniyetlerine göre bina ettikleri yönetim sistemleri ile halklarına olmadık eziyetler yapmaktadırlar. Kendileri gibi düşünmeyen ya da kurulan zulüm düzenine gönüllü olarak katılım ve destekte bulunmayan kimselere de cehennemi bir hayat yaşatmaktadırlar. Bulundukları, doğup büyüdükleri, atalarından kendilerine miras olarak kalan anayurtlarında insanca/Müslümanca bir hayat yaşama imkânı kalmayan kimseler, ya tüm zilleti kabullenerek, yapılan tüm zulümlere göğüs gererek orda yaşamaya devam edecekler ya da daha rahat yaşayabilecekleri yerlere hicret ederek muhacir olacaklar. “Melekler kendilerini zulme mahkûm edenlerin canlarını alırken onlara `Dünyadaki durumunuz neydi` diye sorarlar. Onlar da `Ezilmiş zavallılardık` derler. Melekler onlara `Peki Allah`ın toprağı göç etmenize yetecek kadar geniş değil miydi?` derler.” (Nisa - 97) Bu hüküm; Ayet-i kerimenin belli bir tarihte, belli bir ortamda karşılaşılan fakat bu özel durumun sınırlarını aşıp ve kıyamete kadar sürecek olan bir hükümdür. Yeryüzünün herhangi bir coğrafyasında, dininin gereklerini yerine getiremeyen, mal ve ticaretin veya dost, akrabalarından ya da vatanından ayrılamayan ya da muhaceratın sıkıntı ve meşakkatlerine katlanmamanın alıkoyduğu her Müslümanı kapsayan genel bir hükümdür. Zira yeryüzünün neresinde bulunursa bulunsun, göç edebileceği ve dinin gereklerini daha rahat yaşayabileceği bir toprak parçası mutlaka mevcuttur.

Baskı ve zulümlere tahammül gösteremeyip anayurtlarını terk etmek zorunda kalanları yukarıda zikrettiğimiz gibi muhacir olarak isimlendirmiştik. Mekke`den Medine`ye hicret edenler ilahi emre riayet ederek bunu gerçekleştirmişlerdi. Önemli bir sınav vermişlerdi. Ama en az onun kadar önemli bir sınavı da şüphesiz Ensar vermişti. Günümüzde gerçekleşen ve tüm sıcaklığı ile yaşadığımız, evlerini, yurtlarını, ticaretlerini ve dünyevi sahip oldukları her şeylerini terk edip, kadın, erkek, çoluk çocuk, ihtiyar hasta ve yaralı bir halde yaşama tutunmak için bize sığınan insanları aynı şartlarda değerlendirip, Muhacir olarak görmeliyiz. Ensar`ın yaptığı o yüce hasletleri tekrar tekrar gündeme getirip anlama ve anlatma çabasına girmeliyiz. Onlar her şeylerini terk edip yeni sığınılacak limanlar ararken, biz de bu anlamda çok önemli sınavlar veriyoruz. Siyer`i okurken keşke biz de o zamanlarda yaşayıp Ensar`ın ulaştığı o yüce mertebelere ulaşabilseydik diye hayıflanıyorduk. İşte bizim için önemli bir fırsat, bizlere sığınan insanların dil, renk ve milliyet ayrımı yapmadan, önce insan ve ihtiyaç sahibi insanlar olarak değerlendirip imkânlarımızın elverdiği oranda onlara yardım yapmalıyız. Onların başına gelenlerin bizim de her an başımıza gelebileceğini hatırımızdan çıkarmamız gerekir. Özellikle tarihte yaşandığı iddia edilen ve günümüzde art niyetli oryantalistler tarafından ümmetin birlikteliğini önlemek için ısıtılıp piyasaya sunulan, yanlış ve taraflı bilgilere itibar edilmemelidir. Bu acı ve sıkıntılı olaylarda ümmetin daha bir kenetlenmeye birlik ve beraberliğini pekiştirmeye ihtiyacı vardır. Karşılaştığımız tüm olaylara İslami bir perspektiften bakmak ve ümmetin maslahatını öncelleyen bir tavır içerisinde olmamız Rabbimizi hoşnut ve razı edecektir. Gelecek günlerin ümmetin çektiği acıların son bulmasını ve vahdetini getirmesini ümit ediyorum. Allah`a emanet olun.

Mehmet Selim Sabaz | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı
 


 
26-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.