Enerjimizi Alternatif Üretmeye Harcamalıyız

Mehmet Gülsever
Bilgi, öğrenme, insan davranışını belirleyen mutlak belirleyicidir. Özellikle son yüz yılda öğrenme, bilgiye ulaşma ve onun özgürlük vadeden prangalarına kapılma hızı baş döndürücü düzeydedir. Neredeyse geçmişten miras alınan ve “gökten” bağışlanan bilgi, öğretme ve öğrenilme sonucu oluşan davranışsal pratik; insan-insan, insan- eşya ilişkisinde belirleyici kılma imkânı kalmamıştır. Günlük tüketilen bilgi! mutlak belirleyici olma konumuna gelmiştir.
Nihayet tatil bitti ve yeni bir eğitim-öğretim yılı başlıyor.

Eğitim-öğretim insanlar arasındaki münasebeti belirleyen temel zihinsel yetileri şekillendirdiği gibi Allah ile kullar arasındaki münasebeti de belirleyen temel unsurdur. İnsanın en eski ve en temel sistemidir eğitim.

Barınma, üretme, değiştirme, geliştirme becerilerinin zihinsel hazırlanışıdır eğitim-öğretim. İnsan, hayvan gibi öğrenilmiş davranışlarla doğmadığı için hayatı idame ettirmenin ve niteliksel bir seviye kazanmanın ön koşuludur öğrenme.

İnsanın en çok geliştirip sistemleştirdiği ve merkezine oturttuğu alan öğrenme, öğretme ve eğitme alanıdır.

İnsana hazır bilgiler de (kılavuz) gönderildi elbet. Ancak bu bilgiyi işleme, geliştirme ve yorumlamayı da ihmal etmedi insan. Daha ziyade duyularıyla vakıf olamayacağı hazır bilgilerle ödüllendirilen insan, esasen bilişsel kapasitesiyle elde edeceği bilgi/ilim insanın kendisiyle ve çevresiyle ilişki biçimini belirler.

Tabi öğrenme, öğrenileni yaşama; yani kendisi ve yaşadığı çevreyle ilişki biçimi toplumdan topluma, gruptan gruba, aileden aileye hatta ailenin ferdinden diğer ferdine değişiklikler arz etmektedir. Buna mukabil genellikle öğrenilmiş/ezberlenmiş ortalama bilgiler ile toplum şekillenir. Ancak ‘değişmez tek şey değişimdir` mutlak gerçeğine istinaden insan değişim kanallarını sonuna kadar zorlayarak ağır da olsa değişmiş ve değiştirmiştir.

Bilgi, öğrenme, insan davranışını belirleyen mutlak belirleyicidir. Özellikle son yüz yılda öğrenme, bilgiye ulaşma ve onun özgürlük vadeden prangalarına kapılma hızı baş döndürücü düzeydedir. Neredeyse geçmişten miras alınan ve “gökten” bağışlanan bilgi, öğretme ve öğrenilme sonucu oluşan davranışsal pratik; insan-insan, insan- eşya ilişkisinde belirleyici kılma imkânı kalmamıştır. Günlük tüketilen bilgi! mutlak belirleyici olma konumuna gelmiştir.

Sorun günlük tüketilen bilgiyle baş edememe sorunu mu yoksa; tarih, gök, tecrübe, izan ve mizan ile yoğrulmuş “mirası” doğru bir şekilde yeni nesillere aktaramamaktan mı geçiyor. Elbette sorun bizde. Ya “mirası” ret eden yeni bilgi biçimine tamamen kapıyı kapatıp şeytanlaştırdık. Ya da mirasımızı tamamen bir kenara bırakıp akıntıya bıraktık kendimizi.

Toplumların biçimini, sınırlarını belirleyen ana karakter eğitim sistemidir. Toplumlar arasında büyük değişiklikler arz eder. Fakat bireylerin bu toplumsal havzada kendilerine biçilen rolü ifa etme dışında fazlaca bir şansı yoktur. Çoğu zaman en büyük değerimiz olan çocuğumuzu teslim ettiğimiz bu sitemden şikâyetçiyizdir. Fakat zamanla şikâyet yerini kanıksamaya, çocukta medyanın getirdiği düşünsel ve davranışsal değişikliğe rıza göstermeye hatta adapte olmaya bırakır. Birey bir başına aciz ve yetersizdir. Çünkü bir başına yaşama şansı yoktur. Çokça dış unsur ilişki biçimini ve düşünsel havzasını belirler.

İşte bu noktada en büyük iş toplumda örgütlenmiş ve ilim/ bilimde “mirası” önemseyen yapılara düşer. Bu yapılar sistemsel değişim taleplerini, uygulanabilir ve yeniyi tamamen red anlayışına dayanmayan bir programı sistem sahiplerine/yöneticilerine dayatmanın yanı sıra, örgütlülükten gelen güçlerini de kullanarak lokal ve yerelde de olsa “miras” ve “yeni” ilim alanlarını harmanlayıp dengeleyerek alternatif sistemler/pratikler hayata geçirilmelidir.

Daha sade bir ifade ile söylenecek olursa; bizler çocuklarımızı, gençlerimizi daha doğru, daha yaşanabilir, daha rağbet gören ve aynı zamanda miras ile iktibas kuran süreçlere tabi tutmalıyız. Yanlış uygulamalara haykırıp ona kızmakla bir yere varılmayacağını aynel yakin, ilmel yakin anlamış olduk. Dolayısıyla toplumun da belki özlemini çektiği ancak ifade edemediği yaşanabilir örnekler/ modeller geliştirmeli, pratikler ortaya koymalıyız. Elbette bunu yapmaya bütün kapılar açık değil. Ancak bütün kapılar kapalı da değil.

Bir tornadan çıkmış, koşmayan, gülmeyen, büyük adam rolü oynayan, büyük toplumsal sorunları sırtlayan, müzik dinlemeyen, top oynamayan, halay çekmeyen “ciddi adam” projemiz ve bu projenin ürünü bir nesil arzusu sakattır ve asla karşılık bulmayacaktır. Aksine “helal dairesinin yeterliliği” çerçevesinde bu arzularının tamamı tatmine ulaşmış bir nesil inşa etmeliyiz. Zaten böylesi genişletilmiş bir çerçevede büyük yükleri yükleyen ve tarihe yön veren gençler doğal süreci içinde çıkacaktır. Ama herkese “Ali” olma misyonu yüklenerek ne “Ali” potansiyelindekiler ortaya çıkar ne de diğerlerini “Ali” yapma şansı vardır.

Asla gençlerin ruh, duygu ve zihin dünyası boşluk kabul etmez. Oluşan her boşluk bir başka unsur ile doluyor/dolduruluyor. Ya da ruh, duygu ve zihin dünyasını doldurduğunuz bilginin yoğunluğu dışarıdan sulamaya muhtaç olacak kadar yoğun olmaması gerektiği gibi bir yoğunluğa muhtaç cıvıklıkta da olmamalı. Sosyal olanları sonuna kadar açmalı ve eğlenceli hale getirmeliyiz. Sosyalleşme ve akranlaşma ihtiyacı eğitimin ayrılmaz ve değiştirilmez parçasıdır. Buradaki nakıslık sizi bütün hedeflerinizden saptırır. Yonttuğunuzu düşündüğümüzü aslında zayıflatmış ve en küçük darbede kırıldığına hayal kırıklığı ile birlikte şahitlik etmişizdir. Bireysel farklılıklar ve temayüllerin fıtratın en temel ilkesi olduğu gerçeği parmak izimize de damgasını vurmamış mıdır? Aynıların çokluğu hiçlik mesabesindedir ve esasen bu dünyanın rengini ve zenginliğini taşımaz. “Şu adam falancalardandır” tespiti doğru ise “falancalar” çeşitlilikten ve renklilikten uzaktırlar demektir. Tek tiplilik zenginlik değil yoksulluktur. Genetiği ile oynanmış tek tip meyve ve sebzelerin sıkıcılığı ve tatsızlığı gibidir tek tip “adam” yetiştiren modeller.

Toplumun teveccüh edeceği vasat mutedil ve yaşanabilir örnekler/modeller ve bu modellerden müteşekkil sistemler ortaya çıkarıp halka arz etmeliyiz. Aksi halde resmi modele mahkum ve mecbur olmakla birlikte alternatif üretmeyen, hayal aleminde yuvarlanıp debelenen ve aynı zamanda karşıtı olduğumuz sistemin bir parçası olmaktan kurtulamayan müştekiler olmak mukadder olur.

Mehmet Gülsever | İnzar Dergisi | Eylül 2017 | 156. Sayı
 


 
10-09-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.