En büyük problemimiz okumuş cahillerimizdir

Abdulkadir Turan
Önceki asrın İttihad-ı İslam ulema ve münevverlerinin ortak görüşü İslam dünyasının üç düşmanının cehalet, tefrika ve yoksulluk olduğudur.
Önceki asrın İttihad-ı İslam ulema ve münevverlerinin ortak görüşü İslam dünyasının üç düşmanının cehalet, tefrika ve yoksulluk olduğudur. Ancak bu üçünün İslam dünyasına verdiği zarar eşit değildir. İslam dünyası, iki asır önce hemen hemen birlik içinde iken de mağdurdu ve mağlubiyete doğru yol alıyordu. Bugün ise çok zengin İslam toplumları vardır. Ama bu İslam toplumlarının Müslümanların sorunlarını çözmeye dönük katkısı, yoksul Müslüman toplumların katkısından bile düşüktür. Birlik tek başına İslam dünyasını ayakta tutmadığı gibi varlık da tek başına İslam dünyasının problemlerine çözüm bulma noktasında katkı vermemiştir. Aksine varlık, bazı İslam toplumlarını uyuşturmuş, duyarsızlaştırmış ve İslam dünyasının sorunlarından daha da uzaklaştırmıştır.

İslam dünyasının en büyük problemi, en az dört yüzyıldır cehalettir. İslam dünyasının eğitim kurumları İslam dünyasının gereksinim duyduğu nitelikli insan sayısını karşılamadığından İslam dünyası önce fiili cephede sonra fikrî cephede kaybetti ve İslam yurtları art arda istila edilmeye başlandı. Açık bir ifadeyle medreselerimiz, gereksinim duyduğumuz kalitede âlim; âlimlerimiz bize zaferler kazandıracak fikir ve ahlakta askerler yetiştirmediğinde bizim için zafer çarkı ters dönmeye başladı, kazançlarımız bir bir kayboldu.

Bunu hakikaten çok geç anladık. Zira sorunlarımızı ilk anlaması gereken âlimlerimizdi. Hâlbuki bu sefer, sorunlarımızı anlama kapasitesinden uzak olan âlimlerimizin ta kendisiydi. Hatta halkın içinden bunu anlayanlar olduğunda onlar da âlimler tarafından teşvik edilmek yerine engellendi. İmam Hasan El Benna Hazretlerinin hayatını okuduğumuzda bunu açıkça görebiliyoruz. İlmiye sınıfının dışından gelen genç İmam El Benna, davetinin ilk yıllarında en çok âlim engeline takılmıştır. Diğer ihya önderleri ve camialarının da benzer bir serüveni vardır. Onlar da hizmetlerine başladıklarında karşılarında âlim olarak bilinen şahısları görmüşler, onların engeliyle karşılaşmışlardır.

Ne hazin bir durum: Yol gösterici olması gerekenler, yolu tıkamışlar, aydınlatmakla görevli olanlar, bizimle aydınlığın arasına girmişlerdir.

Bundan çıkarılacak büyük bir ders vardır: Okumak, ilim biriktirmek kişiyi toplumun gereksinim duyduğu âlimlik sıfatına kavuşturmaz. Toplumun gereksinim duyduğu bir âlim olabilmek için doğru okumak ve zamanın gereksinimlerini anlamayı sağlayacak bir okuma içinde olmak gerekir.

İslam dünyası, ilim kurumlarının tıkandığını ilk hissettiğinde  onları ıslah edemedi. Bunu yapabilecek siyasi ve askeri güce sahipti ama karşısına o kurumlarda okuyup âlim sıfatını taşıyanlar çıkmıştı. Âlim sıfatını taşıyanları yenmek, orduları yenmekten zordur. Onlar, kurumlarının dimdik ayakta olduğunu düşünüyorlar ve değişime direniyorlardı.  Zira bildikleri, toplumun durumunu bir yana, kendi durumlarını anlamaya bile yetmiyordu.

Gün geldi âlimlerimizi ikna ettik. Onlar da anladıklar ki ilim ve eğitim kurumlarını baştanbaşa yenilemek, ıslah etmek gerekiyor. Ama geç kalmıştık, askeri ve siyasi gücümüzü yitirmiştik. Düşmanlarımız, bizden güçlüydü ve bizim kendi ilim ve eğitim kurumlarımızı inşa etmemize izin vermiyorlardı. 

Bu, yeni dünyanın hazin bir gerçeğiydi. Bu, Hazret-i Kur’an’ın  “Oku!” emriyle bize haber verdiği ama bizim ona karşı kulaklarımızı tıkadığımız bir ahir zaman gerçeğiydi.

Ahir zamanda, askeri ve siyasi olarak güçlü olanlar, bu güçten yoksun olanların kendi ilim programlarını yapmalarına, kendi eğitimlerinin kendileri tarafından tasarlanmasına izin vermiyorlardı. Zira bu çağda bilgi, iktidar demekti. İktidarı kaptırmak istemeyenler, bilgi öğrenme yollarını kaptırmak istemiyorlardı. 

İlim kurumlarının iki fonksiyonu vardır: İlim öğretmek ve eğitim vermek.

İlim öğretmek ve eğitim vermek sadece bir hafıza etkinliği değildir. Geçmişin hafızalarda depolanması faaliyeti olarak asla açıklanamaz.

İlim öğretmek ve eğitim vermek, zihinleri geleceğe dönük programlamaktır. Geleceğin faaliyetleri için zihinlere uygun programları yerleştirmektir. Dolayısıyla geleceği inşa etmektir. Geleceğe hükmetmek isteyenler, ilim öğretme ve eğitim vermeye hükmetmek durumundalar. Düşmanımız, geleceğimizi bize bırakmak istemediğinden ilim öğretme ve eğitim verme etkinliğimizi bize bırakmak istemiyor.

Bunun için biz önceki yüzyılda ilim kurumlarımızı yeniden inşa etmek istediğimizde kendimizi dış müdahale ile yüz yüze bulduk.  Bizden güçlü olanlar, bize bunu kendiniz için yapacak kadar hür değilsiniz, eğitiminiz bizden sorulur, dediler. Çünkü onlar, bize gelecekte de hükmetmek istiyorlardı.

Ve artık biz cehaletten de daha büyük bir problemle karşı karşıyaydık, cahiliye ile yüz yüzeydik. Çünkü eğitimimizi düşmanlarımız belirliyordu. Dolayısıyla eğitimimiz, kendi kendini imha sürecine dönüşüyordu. Okudukça kendimize yabancılaşıyor, okudukça kendimize ait olan kurumları, giysileri, sözleri, fikirleri ve hatta inançları kendi öz vatanımızda imha ediyorduk. Cehaletten kurtulmak isterken cahiliyeye esir oluyorduk. En çok okuyanımız, bize en uzak olan ve bize en çok zarar verendi artık.  İlim adına önümüze konan, bize düşman olmuştu ve biz, o düşmana ister istemez düşman olmuştuk.  Bizim artık en büyük problemimiz, okuyanlarımızdı. En büyük cahillerimiz en çok okuyanlarımızdı.

Biz, bu yüzden okumaktan, sözde ilim ve eğitim kurumlarından kaçıyorduk. Oralardan gelen bize yan baktığı gibi biz de ona yan bakıyorduk.

Lâkin bu çare değildi. Zira hak veya batıl olsun bilgiye karşı yasakla, kaçmakla  mücadele edilmez. Hak bilgiye karşı batıl bilgiyle en etkili mücadele verildiği gibi batıl bilgiye karşı da en iyi mücadele hak bilgiyle verilir.

İşte İslam dünyası, bugün tam da bu hak bilgiyi edinme dönemecindedir. Okumuş cahillerinden kurtulmak ve bundan sonraki okumuşlarının da cahil olmasının önüne geçmek için hak bilgiyi öğretecek kurumlara, etkinliklere muhtaçtır. Özgürlüğe muhtaç olduğu kadar muhtaç, aydınlık ve büyük bir geleceğe muhtaç olduğu kadar muhtaç…

Çocuklarımızı kötü bir eğitimin şerrinden korumak için onların iyi bir eğitim almasının yolunu açmak zorundayız. Aksi halde bu çocuklar, bir süre etrafa zarar verdikten sonra kendi kendini imha eden bir uzaktan kumandalı silah misali, bir süre etrafı tahrip edecek, sonra kendini cehenneme atıverecektir. Onları ateşten korumak için, okumuş cahiller sınıfına dahil olmaktan korumamız gerekiyor. Ama korumak onlar açısından pasif bir eylemdir. Hâlbuki sürekli hareket halinde olan bir çağda yaşıyoruz, bizim aktif bir nesle ihtiyacımız vardır. Bizim iyi korunan bir nesle değil, bizi iyi koruyan bir nesle ihtiyacımız vardır.

Geleceğimizin ümmet olarak varlığı, böyle bir neslin varlığına bağlıdır ve böyle bir neslin varlığı, bize ait olan, bizim inancımızın yön verdiği ilim ve eğitim kurumlarına bağlıdır.

Bütün İslam dünyası bu uğurda seferber olsa yeridir. Zira bu, hayat memat meselesidir.  Aksi halde, biz, bizi kurtaracak adam yetiştirme derdine düşerken her adımımız bizi batıracak bir adam yetiştirmeye dönük olacaktır. 

Çözüm, eğitimden kaçmak değildir. Bugün dünyanın en mağdur Müslümanları belki eğitimden en çok kaçanlardır. Onlar, eğitimden kaçarak çocuklarını kurtarmadılar. Aksine çocuklarını Marksizme teslim etmek durumunda kaldılar.

Çözüm, kötü bir eğitimin yanına iyi bir eğitim koymak da değildir. Bu bizde parçalı insanlar, yetiştiriyor; bir tarafı bize ait, diğer tarafı yabancı. İç dünyasında sürekli çatışan, kavga eden, kendisiyle uğraşmaktan çevreyle uğraşamayan, kendisiyle uğraşmaktan yol almaya mecal bulmayan bir insan tipi.

Çözüm, eğitimi baştanbaşa yeniden ve tamamen bize göre, bizim Rabbimizin buyruğuna göre, ahir zaman ümmeti olarak ihtiyaçlarımıza göre düzenlemektir.

Bundan daha acil bir ihtiyacımız yoktur. Biz, bu ihtiyacı gidermezsek bir zamanlar eğitsinler diye çocuklarımızı dinsizlere emanet ettiğimiz gibi, bugün dini yanlış öğretenlere teslim etmek durumunda kalacağız. Bir tehditten kaçarken başka bir tehditle yüz yüze kalacağız.

Bizim yapacağımız, bütün olarak ilim ve eğitim kurumlarımızı, Rabbimizin emrettiği şekilde, Hz. Peygamber salallahü aleyhi ve sellem’in örnek olduğu şekilde, kendimize göre ve kendimiz için düzenlemektir.

Bu sefer geç kalma lüksümüz yok…

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Eylül 2016 (144. Sayı)
 
06-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.