Eksik Bağlam: ‘İslam Devleti’ Mezhepçiliği Tesadüfî Değil

İnzar / Çeviri Makaleler
2009-2010 yılları arasında 12 aylığına Irak’ta görevlendirilen ABD eski diplomatı Peter Van Buren’in tasvir ettiği şu komik sahneye dikkat edin: Van Buren, ABD’nin liderlik ettiği savaşlarla ve yaptırımlarla yok edilen Irak’ın,- soyut bir ifadeyle, ‘yeniden imarı’ misyonuyla görevlendirilen Dışişleri Bakanlığı’nın iki ayrı grubuna rehberlik yapıyordu. Irak’ın yeniden imarını şöyle tasvir ediyor...
2009-2010 yılları arasında 12 aylığına Irak’ta görevlendirilen ABD eski diplomatı Peter Van Buren’in tasvir ettiği şu komik sahneye dikkat edin:

Van Buren, ABD’nin liderlik ettiği savaşlarla ve yaptırımlarla yok edilen Irak’ın,- soyut bir ifadeyle, ‘yeniden imarı’ misyonuyla görevlendirilen Dışişleri Bakanlığı’nın iki ayrı grubuna rehberlik yapıyordu. Irak’ın yeniden imarını şöyle tasvir ediyor:

“Pratikte bu, asla tamamlanmayacak okullar için ödenek çıkarılması, caddelerde suyu ve elektriği olmayan pastaneler inşa etmek ve Washington’un bitmek bilmeyen propagandalar içeren (‘küçük işletmeler’, ‘kadınların güçlendirilmesi’ ve ‘demokrasi inşası’ gibi) Washington temalı organizasyonları anlamına geliyordu”

Van Buren’in komik olan sahnesi de şu: “Amerikan işgalinin yarattığı kaosu oyun sahasında iyileştirmek için, Amerikalı vergi ödeyicilerinin parasını kullanarak tereddütlü Şiilerle yüzleşen ve ağırdan alan Sünni takımlarını rahatlatmak için münasebetsiz futbol maçları bile organize ettik.”

Bağlam içinde düşünülünce bunda komik addedilecek bir şey yok. Amerika’nın ulus yaratma deneyimi, öncelikle bir ülkenin ordusunun, tüm resmi kurumlarının baştanbaşa çözülmesini sağlamak ve alternatif olarak aslında mezhepçi bir siyasi sınıf inşa etmekle başlayan ve birçok korkunçluğu barındıran politik bir üçkâğıtçılıktır.

Örnek olarak Temmuz 2013’te kurulan Irak Hükümet Konseyi’ni ele alalım. Irak’ın gerçek yöneticisi, ilk olarak General Jay Garner tarafından, sonrasında ise Irak’ın nüfuzlu valisi olan Paul Bremer tarafından idare edilen Geçici Koalisyon idi. Hükümet Konseyi’nin ileri gelen figürleri çoğunlukla ABD yanlısı olan ve mezhepçilik günahını işleyen bir sicile sahip kimselerden oluşuyordu.

Burası oldukça önemli, çünkü Paul Bremer kendisine Washington tarafından dikte ettirilen Irak toplumunu sakatlama görevine başladığında, Amerika’nın Irak’a mezhepçi bir kimlikle baktığının ilk gerçek işaretleri Hükümet Konseyi’nin kuruluşundan anlaşılıyordu. Konsey, 13 Şii’den, beş Sünni’den, beş Kürt’ten, bir Türkmen’den ve bir Asuri’den oluşuyordu.

Böylesi kaba bir mezhepçilik Irak toplumunun kolektif psikolojisine yerleştirilseydi kimse ABD tarafından yönetilen Irak’ın mezhepçi oluşumuna dayanmayacaktı. Ama şaşırtıcı da olsa durum bu değil.

“Irak’ta Mezhepçilik: Birliğin Zıt Muhalifleri” adlı kitabın yazarı olan Fanar Haddad,- idrak sahibi diğer tarihçiler gibi, Sünni ve Şiiler arasında “kadim bir nefret” hattı olduğuna inanmıyor. “Mezhepçilik ihtilafının kökleri Irak’ta söylendiği gibi derin değil” diyor son röportajında.

Kurulduğu 1921’den 1980’e kadar Irak devletinin “varsayılan ayarlarında bir arada yaşama” anlayışı vardı. Haddad’a göre, 2003 sonrası Irak’ta, kuralsızlıktan ziyade bir kimlik politikasının norm olarak görülmesi, sistemin tasarımından kaynaklanıyor.

Bu “dizayn etme”, isteğe bağlı olarak yapılan bir şey değil. Bu konvansiyonel akla göre ABD ordusu işgalciden çok “özgürleştirici” olarak görülmelidir ve Şii toplumunun güya zalim Sünni azınlığın elinden kurtarıldığı tezine dayanmaktadır. Böylelikle, “özgürleştirilmiş” Şii çoğunluk silahlandırılmış ve ülke çapında “Sünni isyanına” karşı savaşmak gayesiyle güçlendirilmiştir. “Sünni Üçgeni” ve “Sünni isyancıları” gibi terminolojilerle yüklemeler yapılan “Sünni söylemi”, Amerikan medyasının ve hükümetinin savaş algısının tanımlayıcı bileşenleri idi. Haddizatında bir isyan falan yoktu, ancak ABD liderliğindeki işgale yönelik organik bir direniş söz konusuydu.

Dizayn amaçlarına ulaştı ama uzun süreliğine değil. ABD birlikleri iyice güçlendirdikleri Yeşil Bölge’den çoğu zaman ülkenin kaotik manzarasını seyrederlerken, Iraklılar birbirlerine yöneldiler. ABD toplumunun, buna rağmen savaşın kendileri için gittikçe artan bir maliyete çıktığını fark etmesiyle, ABD, arkasında kırık bir toplum bırakarak Irak’tan çekildi. O günden beri Irak’ta artık münasebetsiz Şii-Sünni futbol maçları oynanmıyor, yapılan şey ise artık sayması bile zor olan masum hayatların yitirildiği acımasız bir çatışmadır.

Doğrudur, Irak mezhepçiliğini Amerikalılar yaratmadı. Mezhepçilik demlenmiş bekletiliyordu. Ancak mezhepçilik ve Irak’ta var olan diğer kimlik göstergeleri daima daha baskın bir kimlik olan Irak milliyetçiliğiyle zararsız hale getirilmişti, ama bu, şiddetle yok edildi ve Mart 2003’te başlayan ABD ateşiyle paramparça edildi. Ve Amerika’nın Irak’ta gerçekten de kurduğu şey o güne kadar İslami Doğu’ya* yabancı olan bir kavram, Sünni militanlığı idi.

Bir bütün olarak Müslümanlar içerisinde çoğunluk olan Sünniler, nadiren kendilerini böyle adlandırıyordu. Genellikle azınlıklar parçası oldukları topluma karşı aidiyetlerini belirtme ihtiyacı hissederler. Çoğunlukta olanların böylesi adlandırmalara pek ihtiyaçları olmaz. Örneğin El Kaide, Sünni bir grup olduğuna dair nadiren göndermelerde bulunurdu, Şia veya diğer grupları hedef alması asıl misyonu değildi. Hatta diğer gruplara şiddet içerikli atıfları bile spesifik siyasi bağlamlarda mevzubahis olurdu: bölgedeki ABD askeri varlığından söz ederken “Haçlılar” derdi veya Yahudilerden söz ettiğinde İsrail derdi. Grup, tedhişi temelde siyasi hedefleri başarmak için kullanırdı.

Ama El Kaide kimliği bile ABD’nin Irak işgalinden sonra değişmeye başladı. Birileri orijinal El Kaide ile İslam Devleti arasındaki bağlantının Ebu Musa el Zarqawi olduğu tartışmasını yapabilir. Ürdün doğumlu militan, el Tewhid we-l Cihad grubunun kurucusu idi ve 2004 yılına kadar resmi olarak El Kaide’ye katılmadı. Irak el Kaide’sinin oluşmasıyla sonuçlanan birleşme bundan sonra gerçekleşti.

Zarqawi’nin Irak’a taşınması aslında ABD işgalini hedef alıyordu, amacının doğası, aşırı derecede mezhebi şiddet içeren ihtilafta hızla yeniden tanımlanmaya başladı. 2005’te Şia’ya “savaş” ilan etti ve birkaç ay sonra, iç savaşın en yoğun olduğu dönemde öldürüldü.

Zarqawi mezhepçi savaşında öylesine aşırıydı ki El Kaide liderlerinin ondan rahatsız oldukları iddia ediliyordu. Kendilerini Müslüman ümmetin (milletin) muhafızı olarak gören El Kaide’nin çekirdek kadrosu, mezhepçi bir savaşın çatışmanın doğasını değiştireceğini-tehlikeli bir yöne götüreceğini düşündüklerinden temkinli idiler.

Böylesi bir diyalektik vardıysa da, bugün artık söz konusu değil. Suriye iç savaşı, mezhepçi hareketlerin faaliyet yürüttüğü, hatta geliştiği kusursuz bir alan sundu. Sonrasında, Irak El Kaidesi, Mücahitler Şura Konseyi adını aldı, devamında Irak İslam Devleti, Irak Şam İslam Devleti ve aşamalı olarak Suriye ve son olarak Irak’ta işgal ettiği yerlerde Sünni merkezli bir Hilafet ilan etti. Şimdi ise kendisini basitçe İslam Devleti olarak adlandırıyor.

Sünni militanlığı (gruplar merkezi olarak Sünnilik faaliyeti yürüttükleri için) tarihsel olarak yeni rastlanan bir ifade. IŞİD’i var eden de aşırı derecede şiddet içerikli sonuçlara neden olan mezhepçi fenomendir ve ancak mevcut kurallar içerisinde faaliyet yürütebilir.

Bugün İslami Doğu’da cari olan mezhepçi kimlikleri yok etmek için kuralların yeniden dizayn edilmesi lazımdır, ancak bu, Paul Bremer gibi figürlerce değil, yeni filizlenmeye başlayan demokrasilerin güvenli ortamlarda faaliyet yürütmesini sağlayacak yeni siyasi ufukların oluşturulmasıyla ve Arap halklarının ortak önceliklerinin karşılandığı, ulusal kimliklerin yeniden ihya edildiği bir anlayışla mümkündür.

ABD liderliğindeki koalisyon Devle’ye çok daha fazla zarar verebilir ve aşamalı olarak kısmi bir zafer de elde edebilir, ancak sonuç itibariyle bu durum, diğer İslami Doğu halklarına da sirayet ederek mezhepçi gerginlikleri şiddetlendirebilir.

Ramzy Baroud

*Yazıda kullanılan ‘Orta Doğu’ ifadesi yerine ‘İslami Doğu’ tabiri kullanılmıştır. Bu makale, Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edilmiştir.


 
25-11-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.