Eğitim Geometrisi

Abdulhakim Sonkaya

Geometri, Nokta, çizgi, açı, yüzey ve cisimlerin birbirleriyle ilişkilerini, ölçümlerini, özelliklerini inceleyen matematik dalıdır. Buna mühendislikte türeme “hendese” ismi de verilmiştir. Mühendis, bu şekillerle hesap yapan, doğru takdir ve ölçüde bulunan kimsedir.
Geometri, Nokta, çizgi, açı, yüzey ve cisimlerin birbirleriyle ilişkilerini, ölçümlerini, özelliklerini inceleyen matematik dalıdır. Buna mühendislikte türeme “hendese” ismi de verilmiştir. Mühendis, bu şekillerle hesap yapan, doğru takdir ve ölçüde bulunan kimsedir.

Matematiksel ve geometrik olarak her şeklin bir manası ve hükmü vardır. Fakat eğitim ve terbiye açısından meselenin izahı farklıdır. Bu şekillerin her birinin terbiye sahasında özel bir manası vardır.

KÜP

Küp,
üç boyutlu, alanları birbirine eşit altı karenin dik açılarla birleşmesinden oluşan altı yüzlü bir geometrik şekildir. Düzgün altı yüzlü olarak da bilinir. Bunun eski ismi mikâp’tır ki bu da Kâbe ismiyle aynı köktendir. Kâbe’ye bu ismin verilmesi de onun küp şeklinde olmasından dolayıdır.

Küp Kâbe’mizin siluetidir. İnsanın altı yönünü ifade eder. Eğitimde insanın altı yönünün korunması esastır. Eğitimin amacı çocukların altı yönden de muhafaza altına alınması ve bu yönlerini müdafaa edecek donanıma sahip olmalarının sağlanmasıdır. Altı yönü sağlam ve mamur olan bir insan sağlam bir külçe olur. Toplum binasının imarında temel yapı taşı olur.

Küp, Kâbe’dir. İnsanın altı cihetinin de birbirine eşit olmasıdır. Böylece her yöne uyum sağlar. Kendisine yönelen kimselere de dengeli ve simetrik bir şekil verir.

Cihat-ı sittenin muhafazası ve müdafaası hem toplum, hem de fert için hayati önem arz etmektedir. Her cihetin ayrı tehlikesi, ayrı düşmanı vardır.

Arka tarafın muhafazası, tarihi doğru ve etkili şekilde bilmek, ibret almak, İslam’ın geleneğine vakıf olmaktır.

Ön tarafın muhafazası, dünyaya dalmamak, ahiretin hesabını yapmaktır.

Sağın muhafazası vecibeleri uygulayıp marufu emretmektir. Bunun hakkı hakkıyla cehd ve gayrette bulunmaktır.

Solun müdafaası haramlardan sakınıp kötülükten alıkoymaktır. Takva, sol tarafı müdafaa etmenin adıdır. Çünkü asıl olan haramlardan, tehlikelerden korunmaktır (takva).  Bu nedenle Peygamberin (sav) ahlakı anlatılırken “şemail-i resul” başlığı kullanılır. “Şemail” sol manasında olan “şimal” kelimesinden türemiştir.

Alt tarafın hakkı, İslam üzere istikametli ve istikrarlı olmaktır.

Üst tarafın hakkı, ihlâsla Allah’a dua ve tövbe etmek, O’nu tekbir ve tesbih etmektir.

Altı yönü yani cihat-ı sitteyi koruyan kimsenin içinde mutlaka bal oluşur. Bu bal ilimdir, hikmettir, şifadır.

KARE

Kare,
bütün kenarları ve açıları birbirine eşit olan düzgün dörtgendir. Eski adı ise murabbadır.

Kare, kenarları eşit olan yapıdır. Bu da herkesin eşit bir konumda ve makamda olmasını ifade eder. Peygamber (sav)’in buyurduğu “kul, kendisi için istediğini kardeşi için istemedikçe gerçekten iman etmiş olmaz” hadisinin bir ifadesidir. Burada eğitim ve terbiye kişiyi idealist yapar ama bencil yapmaz. Sadece kendisi konum sahibi olsun diye değil de kardeşinin de konum sahibi olmasını, aynı statüde olmasını ifade eder. Kare, bireysel ve yarışmacı eğitim sistemini değil grup psikolojisinin, kardeşlik ve dayanışma ruhunun pekişmesini sağlar.

Karede insan bir köşe tutmak ister fakat başkalarının da köşe sahibi olmalarını ister. Bundan bir rahatsızlık duymaz.

DİKDÖRTGEN

Dikdörtgen,
karşılıklı kenarları birbirine eşit, dik ve paralel olan dörtgene denir. Dikdörtgenin dört açısı da dik açıdır ve köşegenleri birbirine eşittir. Bunların kesiştiği noktaya simetri merkezi denir.

Hikmette Dikdörtgen “dört dörtlük iş, ikili münasebetle kemale erer” ifadesiyle tanımını bulmuştur.
Yer, dört günde, gökler ise iki günde yaratılmıştır. Buna göre maddi yapı dört boyutlu, manevi yapı iki cihetlidir. Müslümanlar, dört cihetten birbirlerini korumalı, gözetlemelidir. Böylesine bir ilişki onlar açısından maddi bir yapının oluşumunu tamamlar. Ama üst yapılarını ancak iki yönlü rabıtayla yani muhabbet ve uhuvvetle tesis edebilirler. Dört yönlü ilişki yeryüzünü, dünyayı inşa eder. İki yönlü rabıta ise sonsuz gök misali bir âlemin inşasına zemin hazırlar. Kısaca dört dörtlük bir iş, dört dörtlük bir ilişki ancak ihlasa ve muhabbete dayalı ikili bir münasebetle kemale erer.

Sadece dört boyutlu ilişki korkulara ve hesaplara dayalıdır. Geriye kalan iki yönlü ilişkide ise muhabbet ve fedakârlık vardır. Bu nedenle mağarada ikinin ikisi olan Peygamber (sav) ikinin ikisi olan Hz. Ebu Bekir’e(r.a): “..üzülme! Allah bizimledir.” (Tevbe:40) dedi de “..korkma! Allah bizimledir.” demedi. Oysa içinde bulunulan durum zahirde üzülmeyi değil, korkmayı gerektirmektedir. Çünkü düşman mağaranın kapısına dayanmış, eğilse onları görecek. Bu durumda korku ön planda düşünülür. Fakat Peygamber (sav) dostuna “üzülme” diyor. Çünkü korkmak, kişinin kendi derdine düşmesidir. Üzülmek ise her ikinin ikisi içindir. Korku, biri birden ayırır. Üzülmek ise kişiyi birden bire ikinin ikisi yapar. Üzülmek, bir şeyi yitirmiş olmaktan kaynaklanabilir. Buna mukabil korku geleceğe dairdir.

Dikdörtgen de ikili bir yapı, bir dostluk ilişkisi söz konusudur buna göre eğitim talibe, bu manada da bir yetenek ve donanım kazandırmalıdır.

ÜÇGEN VE PİRAMİT

Üçgen ve Piramit,
Bir üçgenin üç köşesi ve bu köşeleri birleştiren doğru parçalarından oluşan üç kenarı vardır. Bir üçgenin iç açılarının toplamı 180°, dış açılarının toplamı 360°`dir.

Piramit ise Tepeleri ortak bir noktada birleşen, tabanları da herhangi bir çokgenin birer kenarı olan birtakım üçgenlerden oluşmuş cisim, ehram…

Üçgen, lider ve yönetici kişiliğin ortaya çıkarılmasını esas alır. "Allah, üçün üçüncüsüdür" diyenler elbette kâfir olmuşlardır.” (maide:73) ve “Allah`a ve peygamberlerine inanın (Allah) üçtür demeyin.”(Nisa:171) ayetleri üçgenin sırrını ifade buyuruyor. Kâinatta tevhit nizamı üçgen ve piramit şeklindedir. Hâkim ve idareci tektir. Onun ortağı söz konusu olamaz. Bu nedenle Allah (cc) nizamda üçlemeyi dillendirenleri şiddetle uyarmıştır. Çünkü bu, mutlak bir kaostur, şirktir.

Piramit; sadece alt ve üst sınıfların olduğu, yani orta sınıfın hemen hemen olmadığı, tepesinde de ekonomik ve idari yetkilerin tümünü elinde bulunduran bir azınlığın bulunduğu sosyal ve siyasal sistemi sembolize eder. Piramidin en geniş yeri, zeminidir. Çünkü bu sistemde halkın büyük çoğunluğu en alt tabakada yer almaktadır. Piramit, aynı zamanda firavunun mezarıdır. Demek ki firavun, ancak ölünce, mumyalanıp halk arasına konulur. Halk, ancak firavunun cesedine ulaşabilir. Beşeri yönetimlerin felsefesi, piramit şeklinde bir yönetim sistemini esas alır. İster miras yoluyla olsun, ister seçim yoluyla olsun bunlar, kendilerinin piramidin tepesinde olmasını doğal ve vazgeçilmez bir hak olarak görürler. Piramidin en büyük zaafı ise temellerinin zeminde olmasıdır. Yani piramit tarzı sistemlerin ayağı, hiç dikkate almadıkları halkın sırtındadır. Binaenaleyh halk, bir gün yerinden kıpırdadığında süratle ve rahatlıkla piramidin üstü altına; altı da üstüne geliverir.

Eğitim elit tabaka yetiştirmeyi değil dengeli bir toplum yetiştirmeyi hedef edinmelidir.

AÇI

Açı,
Başlangıç noktaları aynı iki ışının birleşmesiyle oluşan geometrik şekillere açı köşesi denir ve bu açı köşesinden bir birim uzaklıkta ölçülen yaya açı denir.

Açı, göz şekline benzer. Bu nedenle insanların meselelere farklı bakış ve değerlendirmelerine “bakış açısı” adı verilir. Her insanın farklı bakış açısı vardır. Fakat bu, hakikatin tek olduğu gerçeğini değiştirmez. Öğrencilere farklı bakış açıları kazandırmak gerekir. Ama bunun kaosa ve düşünce karmaşasına sebep olmaması gerekir. Herkesin farklı noktaları görüp bunların bir bütün oluşturmaları için farklı bakış açılarının olması gerekir.

DÜZLEM

Düzlem,
üzerine, kesişen iki doğrunun her noktasının dokunması gereken yüzeydir. Diğer bir ismi de müstevidir.

Düzlem, sağlam zemini, ayağın yere sağlam basmasını, istikrar ve istikameti ifade eder. Ekinin, kültürün verimli olabilmesi sürekli bir gelişim olması için düzlemin içinde tümseklerin olmaması gerekir. Tümsekler insanın takıntıları, zaafları ve korkularıdır.

Sağlam ve sağlıklı eğitim, insanın sağlam bir düzlemde hareket etmesini sağlam bir zemine sahip olmasını hedefler.

DAİRE

Daire,
çemberin içinde kalan alana verilen isimdir. Burada alandan kasıt, bir çemberin çevrelediği noktaların kümesi olmasıdır. Bir dairenin açık daire ya da kapalı daire olmasını dairenin sınırlarını oluşturan çemberin daireye dâhil olup olmadığı belirler; çember daireye dahilse kapalı daire, değilse açık dairedir.

Daire, devre, idare, bütün bu kelimeler aynı kökten gelir. İnsanların dairesel bir düzen içinde hareket etmelerini istediği ve bunun sağlanmasına yönelik bir düzen, bir disiplin oluşturduğu için yönetime “idare” denilmiştir.

İnsanlar idare tekniğini ilahi nizamdan almıştır. Çünkü kâinatta her şey bir dairede (yörünge), bir merkeze bağlı olarak dairesel şekilde dönüp durmaktadır. Bunun gibi idarenin daireleri, her dairenin bir idare edeni yani müdürü vardır.

Kâinatta düzen dairesel şekilde tesis edilmiştir. Böyle olduğu halde “daire” hem düzen (Yasin-38) hem de felaket-musibet (Tevbe-98) manasına gelir. Daire, disiplini ve düzeni ifade eden bir şekildir. Her şey, herkes dairesinde döndüğünde hayat düzenli şekilde akmış olur. Ne ki insan irade sahibi olduğu için sürekli daireye mahkûm olmaktan, dairede dönmekten hiç hoşlanmaz. İdare ve irade aynı diziden gelen ve fakat zıt anlamlı kelimelerdir. Bu nedenle insanı kuşatan, iradesini etkisiz kılan felaketlere “daire” denildiği gibi insanın özgürlüğünü kısıtladığı için idare birimine de “daire” denilmiştir. Demek ki kötü idare fasit bir dairedir. Kısır döngüdür. İnsanı usandırır. Hayatı verimsiz ve hayırsız kılar. Neticede düzen manasında olan “daire” felaket manasında olan “daireye” dönüşür.

İnsan istese de istemese de dairesel bir yaşama mahkûmdur. Zaman devresel, mekân daireseldir. Zaman belli aralıklarla devresini tamamlar. Gün, ay, yıl hepsi birer devredir. İnsan bunların devresinde devrini tamamlar ve asla bunun dışına çıkmaya yol bulamaz. Mekân da daireseldir. Sözgelimi insan başını alıp gitse dünyanın dairesel yapısından dolayı çıktığı noktaya geri gelmek zorunda kalacaktır. Bu da istese de istemese de insanın dairesel-devresel düzene mahkûm olduğunu gösterir.

Sınırlayıcı ve sıkıcı olduğundan insan, mimaride dairesel yapılara pek teveccüh etmez. Mesela evleri köşeli yapmayı tercih eder. Buna karşılık camilerde dairesel şekiller (kubbe) mümkün mertebe yer alır. Bu da ilahi düzeni ve Allah’a (cc) dönüşü ifade etmek içindir.

Daire; disiplini, itaati ve sadakati ifade eder. Eğitim dairesel bir şekle dayanır. Öğrencilere aile, toplum ve ümmet sevgisi aşılanmalı bunların mutluluğu ve sevinci için gayret sarf edilmelidir.

KÜRE

Küre,
Bütün noktaları merkezden aynı uzaklıkta bulunan bir yüzeyle sınırlı cisimdir.

Tarih felsefesinde “Tarih tekerrürden ibarettir” diye bir düşünce vardır. Biz burada tekerrürü “dönüş” manasında anlamalıyız. Hakikaten tarih, Ümmet için muhteşem dönüşlere, tekrar sahneye çıkmalara şahit olmuştur. Zaman zaman Ümmet geri çekilme durumları yaşamıştır. Fakat mutlaka tekrar geri dönmüştür. Ona nispetle muhakkak tarih tekerrür etmiştir.

Küre, dünyanın sahip olduğu şekildir. Bu nedenle dünyada hayat küreseldir. Küre, tekrardan türeme bir lafızdır. Buna göre talip, hayatta girişimci ve mükerrir olmalıdır. Yani asla pes etmemelidir.

Küre, öğrenciye küresel değerlerin ve her yerde geçerli kuralların öğretilmesidir.

Küre, firarın zıddıdır. Dünya küresel bir yapıda olduğu için onda firar mümkün değildir. Sadece tekrar vardır. Bir yerden uzaklaşmak, bir işten nefret etmek başka teşebbüslerde bulunmaya engel olmamalıdır. Bu nedenle küre, insana mücadele ve teşebbüs azmi verir. Bu nedenle talim ve terbiye küresel olmalıdır.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Eylül 2015 (132. Sayı)
 
14-09-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.