Editör - Ağustos 2015

Editör
Yüzyıllardır İslam, küfür cephesinin saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu din kadar düşmanı olan başka bir din yoktur. Ve bu din kadar saldırılara maruz kalan başka bir din de yoktur. Yüzyıllardır siyasi bir korumadan mahrum olduğu halde bütün saldırı ve taarruzlara kendi öz varlıkları sayesinde direnebilmiş, müntesiplerini harekete geçirebilmiş ve karşı tarafı ümitsiz bir şekilde püskürtmeyi başarmıştır.
Allah’ın adıyla!

Allah’a hamd ediyoruz. Bahşettiği tüm nimetlerinden dolayı ve özellikle bize bahşettiği köklü iman nimeti ve bu nimet etrafında şekillenen köklü kurumlar dolayısıyla ki bu kurumlar, sayesinde küfrün tüm saldırılarına karşı koyabileceğimiz ve etrafında toplanabileceğimiz yegâne nimetlerdir bunlar.

Efendimiz Muhammed Mustafa’ya Onun al ve ashabına sonsuz salat ve selam olsun. Aynı şekilde O kutlu resulün izinde giden ve İslam’ın kökleşmesine destek olan tüm takipçilere de selam olsun.

Yüzyıllardır İslam, küfür cephesinin saldırılarına maruz kalmaktadır. Bu din kadar düşmanı olan başka bir din yoktur. Ve bu din kadar saldırılara maruz kalan başka bir din de yoktur. Yüzyıllardır siyasi bir korumadan mahrum olduğu halde bütün saldırı ve taarruzlara kendi öz varlıkları sayesinde direnebilmiş, müntesiplerini harekete geçirebilmiş ve karşı tarafı ümitsiz bir şekilde püskürtmeyi başarmıştır.

Şüphesiz bu direncin ana dinamikleri bu dinin sahip olduğu köklü kurumlardır. Tasavvuf dergâhları, medreseler, tekke ve zaviyeler, selef-i salihin ve ashab bu kurumların başında gelmektedir.

Bu gerçeği gören karşı cephedekiler saldırılarını bu kurumlara yöneltmiş ve siyasi bir birliktelikten mahrum olan Müslümanları, onları bir arada tutan kurumlarından da mahrum bırakmak suretiyle onları yenilgiye uğratma yoluna gitmiştir. Ve maalesef bu saldırılarında kısmi de olsa bir başarı elde edebilmişler. Bugün aramızda cereyan tefrikalar ve bu tefrikaların tahribatı bu kurumlarımızın tahrib edilmeye başlamalarından dolayıdır.

Dikkat edilecek olunursa Şii Müslümanlar arasında kısmi de olsa bir birliktelik söz konusudur. Zira hala birçok kurumları ayaktadır ve işlevseldir. Ama maalesef ehl-i sünnet Müslümanlar arasında bu kurumlarının dağıtılmış olmasından bu birliktelikten söz edemiyoruz.

Bu gerçeği göz önünde bulundurarak bu ayki dosya konumuzu kurum gerçeğine ayırdık. Dileğimiz odur kurumların yeniden ihyası yönünde bir şuurun oluşmasında bir nebze de olsa katkısı olsun.

Bu bağlamda Abdulkadir Turan hocamız kurumun ne olduğu, medeniyet sahibi olabilmenin yegâne yolunun kurum hakikatinden geçtiği, aksinin ise bedevilik olduğu yönünde bir yazı kaleme almış.

Abdulhakim Sonkaya hocamız ise kurumun Arapça karşılığı olan müessese tabiri üzerinden kurumu izah etmiş ve sahip olması gereken özellikleri sıralamış. Siracettin Aslan hocamız da kurumun felsefi izahatını, olmazsa olmazlığını ifade eden bir araştırma yazısı kaleme almış.

Tefsir köşesinde ise Hz. İbrahim (a.s)’in Ka’be’yi yeniden ihya etmesine işaret eden ayet-i kerime üzerinden insanların, insanlığın ihya edilen medeniyete davetinin ancak toplayıcı olan köklü kurumların ihyasından sonra olabileceğine değinen bir yazı yer almaktadır.

Mehmet Beşir Varol hocamız ise nefsini muhatap aldığı yazı dizisinin onuncusu ile size seslenmektedir. Allah (cc)’ın dini, murad ettiği öğrenilmeden yapılan amellerin velev ki doğru bile olsa insanın hanesine yazılmayacağını vaaz formatında işlemiş.

Başyazımıza gelecek olursak; bugün var olan yanlış bir kanaate işaret edilmiş ve bu kanaatin düzeltilmesi üzerinde durmuş. Ticaret en çok günahın karıştırıldığı bir rızık kapısıdır. Ama bütün insanların ya alıcı ya da satıcı olması hasebiyle ilişkili olduğu bu alanın terkedilmesinin doğru bir karar olmadığına işaret edilirken, yapılması gereken Müslümanca tavır işlenmiş.

Sizleri derginizle baş başa bırakırken müstefid olmasını Allahu Teâlâ’dan niyaz ediyoruz.

Editör / İnzar Dergisi – Ağustos 2015 (131. Sayı)
 


 
07-08-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.