Dünya`nın Süsüne Aldanmayalım!

Abdulkuddus Yalçın
Aslında kaliteli bir yaşamın İslam`da herhangi bir mahzuru yoktur. Bir Müslüman kaliteli bir evde oturabilir, kaliteli araba alabilir, kaliteli giyinebilir ve kaliteli yemek yiyebilir. "De ki: Allah`ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir? Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" (A`raf: 32)
"Bu dünya hayatı aldatma metâı(eşyası)ndan başka bir şey değildir". (Al-i İmran: 185)

"Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı. Bunlar, dünya hayatının geçici menfaatleridir. Hâlbuki varılacak güzel yer, Allah`ın katındadır. (Resûlüm!) De ki: Size bunlardan daha iyisini bildireyim mi? Takvâ sahipleri için Rableri yanında, içinden ırmaklar akan, ebediyyen kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve (hepsinin üstünde) Allah`ın hoşnutluğu vardır. Allah kullarını çok iyi görendir". (Al-i İmran:14-15)
 
Ayet-i kerimede zikredilen dünya nimetlerinden ziyadesi ile istifade ediyoruz. 
 
Aslında kaliteli bir yaşamın İslam`da herhangi bir mahzuru yoktur. Bir Müslüman kaliteli bir evde oturabilir, kaliteli araba alabilir, kaliteli giyinebilir ve kaliteli yemek yiyebilir. "De ki: Allah`ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları haram kılan kimdir? Bunlar, dünya hayatında inananlarındır, kıyamet gününde de yalnız onlar içindir" (A`raf: 32) "Şayet şükreden bir zengin isen sabırla birlikte olan fakirliğe ne yaparsın? O durum senin için çok daha iyidir. Ancak haddini aşmayasın". (Nehc-ül Enam) 
 
Fakat genelde refah peşinde koşmak, zenginlik ve lüks yaşam çoğu insanlarda dünya sevgisini ve bağlılığını arttırıyor, ölümü ve ahireti unutturuyor, ibadet aşkını ve maneviyatı zayıflatıyor.  Hal böyle olunca da gayri ahlaki ve gayri meşru yollara sapmasına sebebiyet veriyor. Yani haddi aşmalarına vesile oluyor. İşte İslam`ın getirdiği sınırlamalar, azarlamalar, kötülemeler ve yermeler bu tarafa bakıyor. Ve bundan dolayıdır ki malın çokluğu kalbi hastalıklardan sayılmıştır.
 
Ebu Musa radiyallahu anh Peygamber efendimiz`den sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kim dünyasını severse ahiretine zarar verir, kim de ahiretini severse dünyasına zarar verir (Ahmed, İbn-u Hibban, Taberani) Ancak ahireti için dünyasına zarar verenler ne kadar da azdır.
 
Hakikaten müşahede ediyoruz ki: 
 
Asrımız insanı Hayal gücünü ve akli melekesini tamamen dünyasını imar etmek ve refah düzeyini yükseltmek için kullanarak lüks hayatın ve konforun zirvesine ulaşmış bulunmaktadır. Bu yoldaki harcamaların ve yapılan israfın haddi hesabı yoktur. Ancak doymak bilmeyen nefsini tatmin etmesi şöyle dursun gittikçe iştahı kabarmakta, arzuları çoğalmakta ve emelleri artıp daha da uzaklara gitmektedir. Öyle ki insanlar –akrabalar dahi- birbirlerine sadece menfaat noktasında yaklaşıp dostluk kurabiliyorlar. Menfaatleri kesişip çarpışınca da en azılı düşmanlar haline gelebiliyorlar. 
 
Netice olarak ortalığı kasıp kavuran acımasız savaşlar, harap edilen evler, şehirler, hak ihlalleri, gasp, talan, heder edilen kanlar, kirletilen iffetler ve açlıktan ölen insanlar; çocuklar, yaşlılar ve çaresizler… 
 
Ne yazık ki günümüz Müslümanlarının büyük bir ekseriyeti bu illetten nasiblerini alarak ibadetlerine, uhrevi hayatlarına hatta inançlarına gelecek zararlara pek aldırış etmeden bu yolda yürümeye devam etmektedirler. Dünya hayatının ebedi olduğuna inanmış ve ahiretin varlığını unutmuş gibi bir vaziyet içine girmişlerdir. 
 
Durum böyle olunca bir sınır getirmenin elzemiyyeti kendiliğinden ortaya çıkar. İslam; ilk başta Kur`an-ı Kerim, sünnet-i seniyye, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`ın sireti ve ashab`ın zühdü bu nedenle konuyla ilgili bizi sık sık uyarıyor. Dünya hayatının geçici olduğunu ve asıl hayatın ahiret hayatı olduğunu bize hatırlatıp, aldanmamamız gerektiğini bize ısrarla tembihliyor, İslam uleması da bunu hem tebliğ etmiş hem de hayatları ile canlı örnek olmuştur.
 
Allah Teâlâ buyuruyor:
 
"Dünya hayatının misali şöyledir: Gökten indirdiğimiz su ile insanların ve hayvanların yediği bitkiler birbirine karışmıştır. Nihayet yeryüzü süslerini takınıp süslendiği ve sahipleri kendilerini ona gücü yeter sandıkları bir sırada, geceleyin veya gündüzün, ona emrimiz gelivermiştir, ansızın ona öyle bir tırpan atıvermişiz de sanki bir gün önce orada hiçbir şenlik yokmuş gibi oluvermiştir. Düşünen bir kavim için ayetlerimizi işte böyle açıklarız". (Yunus:24)  
 
"Biliniz ki dünya hayatı bir oyun, bir eğlence, bir süs ve kendi aranızda övünme, mal ve evlat çoğaltma yarışından ibarettir. Bu, tıpkı bir yağmura benzer ki; bitirdiği ot, ekincilerin hoşuna gider, sonra kurur, onu sapsarı görürsün, sonra çerçöp olur". (Hadid: 20) 
 
Her iki ayet-i kerime de dünya hayatının süslü, çekici, aldatıcı ve geçici olduğunu çok etkili ve canlı bir örnekle ve her kesin anlayabileceği bir üslup ile izah etmektedir. Evet, ilkbaharda yağan yağmurlar vesilesi ile bitkiler yeşerir, ağaçlar çiçek açar, her taraf öyle yemyeşil ve rengârenk olur ki insanın kalbinin derinliklerine nüfuz eder, insanı tüm benliği ile sarar, kendine doğru çeker. Yavaş yavaş bağ, bostan, bahçe ve ekinler yeşerir, büyür, sarmaş dolaş olur, meyve ve hasılat verir. Sahibini sevindirir. Sonra yaz, sonbahar derken kış gelir, yeşillikten ve çiçeklerden eser kalmaz, canlılığın yerini ölüm sessizliği alır. Don, sel ve kuraklık gibi semavi bir afet olduğu zaman ise bu geçicilik çok daha kısa ve dehşet verici olur. 
 
İşte dünya hayatı da buna benzer bir haldedir. 
 
Sehl bin Sa`d radiyallahu anh anlatıyor. Dedi ki: Biz Zu-l Huleyfe`de Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraberdik, bir de baktık ki ölmüş bir koyun leşi (şişkinlikten dolayı) ayağı havaya kalkmış vaziyette (duruyor). Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular: "Şunun sahibi nezdinde çok değersiz olduğunu biliyorsunuz değil mi? Nefsim kudret elinde olan(Allah)a yemin ederim ki Allah nezdinde dünya bundan daha değersizdir. Ve eğer Allah nezdinde bir sivrisineğin kanadı kadar dünyanın değeri olsaydı kesinlikle bir kâfire tek bir damla su içirmezdi". (İbn-u Mace)
 
Hz. Ali radiyallahu anh şöyle demiştir: "Dünya bir leştir. Onu arzulayan kişi köpeklerle bir arada bulunmak konusunda sabretsin". (Hilyet-ul evliya)
 
O halde dünya hayatını çok daha tatlı kılıp insanı tamamen dünyaya bağlayan, ölüm ve ahireti unutturan çok maldan, aşırı lüks ve konfordan uzak durmak gerekir. Bu nedenledir ki hadis-i şerif dünyayı ölmüş bir hayvanın leşine benzeterek Mü`minlerin ona bağlanmamalarını işaret etmiştir. 
 
Müstevrid bin Şeddad radiyallahu anh`den rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Ahirete nisbeten dünya birinizin parmağını denize batırıp çıkarması gibi olmaktan başka bir şey değildir. (O parmak) ne (kadar su) ile dönüyor bir baksın". (Müslim, Tirmizi) 
 
Ebu Hureyre`den radiyallahu anh) rivayet edilmiştir. Dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Dünya Mü`minin zindanı, kâfirin cennetidir". (Müslim, İbn-u Mace) zira cennete nisbeten bu dünya zindandır. Elbette akıllı olan cenneti zindana değişmez.
 
Cabir bin Abdullah`dan (radiyallahu anh) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Dünya lanetlenmiştir, içinde bulunan şeyler de lanetlenmiştir. Ancak ondan Allah`a ait olan müstesna". (Beyhaki: Şuab-ül İman)
 
Şeyh Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri dünya ihtirâsını şu teşbihle izah eder: "Maddî hayata meyledenler için hayat, deniz suyu içmeye benzer; içtikçe susarlar, susadıkça içerler."
 
Seyda molla Halil Siirdî de "Nehc-ül enam" adlı manzum eserinde bu konu ile ilgili şu tavsiyelerde bulunmuştur: 
 
"İhtiyacından fazla malı talep etme.", 
 
"Süslenmeyi bir kenara at. Bu, senin ayrılmaz özelliğin olsun.", 
 
"Şayet Allah`a tevekkülün varsa dünyadan tamamen uzaklaş, soyutlan.", 
 
"Dünyayı atar onu sevmezsen ancak o zaman Allah`ını sevmiş olursun". (Nehc-ül enam)
 
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem`e ganimetlerin beşte biri gelirdi, dilese gayet zengin bir hayat sürebilirdi. Fakat O, fakrʼı ve zâhidâne bir hayatı, gönüllü olarak tercih eder, kifâyet miktarıyla yetinir, geriye kalanı infâk eder, böylece şükreden zenginlere örnek olurdu. Evinde sudan başka hiçbir şeyin olmadığı zamanlarda da sabır ve şükür hâliyle sabreden fakirlere canlı bir örnek olurdu.
 
Bir gün ashâb-ı kirâm, Peygamber Efendimiz`in yanında dünyadan bahsettiler. Bunun üzerine Efendimiz: "Siz işitmiyor musunuz, siz işitmiyor musunuz? Sâde yaşamak îmandandır; sâde yaşamak îmandandır." buyurdular. (Ebû Dâvûd, İbn-u Mâce)
 
Yine Efendimiz insanın ihtiyaçlarını karşılamadaki meşrû sınırlarını bildirmek üzere:
 
"İsrâfa ve gurura saplanmaksızın yiyiniz, içiniz, giyiniz, sadaka veriniz." buyurmuş, diğer bir hadîs-i şerîfte ise: "Canının çektiği ve arzu ettiğin her şeyi yemen, şüphesiz israftır!" îkâzında bulunmuştur. (Buhârî)
 
Bu hadis-i şerif, çok imkâna sahip olmanın, çok tüketmeyi meşrû kılmadığını ortaya koymaktadır. Zira Hazret-i Aliʼnin buyurduğu gibi: "Zenginler israf ettiği ölçüde, toplumda insanlar aç kalır!.."
 
Yahyâ b. Muaz er-Râzî, dünyaya dalan âlimler için diyordu ki: `Ey ilim sahipleri! Köşkleriniz Kayser binalarına, Evleriniz Kisrâ`nın evlerine, Elbiseleriniz vezir Zahir`in elbiselerine, Ayakkabılarınız Calut`unkilerine, Binekleriniz Karun`un bineklerine, Evlerinizdeki kap-kacak ve diğer eşyalarınız Firavun`un ev eşyalarına, günahlarınız cahiliye devri insanlarının günahlarına benziyor. Hâsılı gidişiniz şeytanın gidişinin aynısı. O halde Muhammed`in şeriatı nerede kaldı?` (İhya-i ulum-id din)  
 
Hakîkaten zamanımızın amansız hastalıklarından olan aşırı tüketim, oburluk, lüks ve gösteriş gibi israflar, örnek almamız gereken Rasûlullah Efendimiz ve ashâbının tanımadığı bir hayat tarzıydı. Zira onlar; “yarın nefislerin varacağı konağın kabir olacağı” şuuru içinde yaşıyor, yiyip içtiklerinden, giyip tükettiklerinden mutlakâ hesaba çekileceklerini hiçbir zaman unutmuyorlardı. "… Sonra hiç şüphesiz o gün nimetlerden hesaba çekileceksiniz" (Tekasür:8) (Osman Nuri Topbaş)
 
"Allah`ım! Doymak bilmeyen nefisten, ürpermeyen kalpten, fayda vermeyen ilimden ve kabul olmayan duadan sana sığınırım!" (Ahmed, Nesai, Taberani) Amîn!...
 
Abdulkuddus Yalçın | İnzar Dergisi | Mart 2017 | 150. Sayı
 
12-03-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.