Dünden Bugüne Haçlı Zihniyeti Ve Kudüs

Mehmet Selim Sabaz
Kadı Ebu Said el-Herevi, haykırarak ve arkasında söylediklerini onaylayan bir kalabalıkla Halife el-Mustazhirbillah`ın geniş divanına daldı. Saray erkânından bazı kişiler Kadı`yı yatıştırmayı deniyor fakat onları dinlemeden ateşli bir vaiz edasıyla orada bulunan herkesi mevki ve rütbesine aldırmadan paylıyor:
Kadı Ebu Said el-Herevi, haykırarak ve arkasında söylediklerini onaylayan bir kalabalıkla Halife el-Mustazhirbillah`ın geniş divanına daldı. Saray erkânından bazı kişiler Kadı`yı yatıştırmayı deniyor fakat onları dinlemeden ateşli bir vaiz edasıyla orada bulunan herkesi mevki ve rütbesine aldırmadan paylıyor:

‘Suriye`deki kardeşlerinize develerin eyerlerinden veya akbabaların kursağından başka bir mekân kalmamışken, bahçe çiçeği gibi uçarı bir hayat sürüp talih eseri başınızı soktuğunuz şu emniyetli kuytuda miskin miskin uyuklamaya nasıl cüret edersiniz? Ne çok kan döküldü! Kim bilir kaç genç kız utanç içinde o tatlı yüzlerini elleriyle gizlemek zorunda kaldı! Değerli Araplar hakarete alışıyor mu? Yiğit acemler şerefsizliği kabul ediyor mu?

Sonraki tarihçiler; `Yürekleri sızlatan, gözpınarlarından yaşlar döktüren bir hitabeydi` diyeceklerdi. Sahneyi izleyenlerin hemen hepsi ağlayıp sızlamalarla sarsılıyor. Ama büyük kadı El- Herevi onların hıçkırıklarını duymak istemiyor;

‘Kılıçlar savaş ateşini körüklerken insanın kullanabileceği en kötü silah gözyaşı dökmektir, diye haykırıyor.`

Haçlılar mukaddes beldeyi kırk gün süren bir kuşatmanın ardından, Hicri 492 yılının 22 Şaban`ında (15 Temmuz 1099), bir Cuma günü ele geçirmişlerdi. Baştan ayağa zırhlar içinde yalınkılıç mukaddes beldenin sokaklarına vahşi hayvanlar gibi dalan haçlı şövalyeleri, tarihte benzeri görülmemiş bir barbarlıkla ve dini bir emir telakki ederek; kadın, erkek, çocuk ayrımı gözetmeksizin boğazlayıp evleri yağmaladı ve camileri talan etti. İki gün sonra kıyım bittiğinde, surların içerisinde bir tek Müslüman kalmamıştı.

Papa 2. Urbanus Clarmont Konsili sırasında din adamlarından ve halktan oluşan büyük bir kalabalığa hitap ederek onları haçlı seferine katılmaya çağırdı. (27 Kasım 1095) Batı Hıristiyanlarına, Doğu`daki din kardeşlerini Müslümanların baskı ve zulmünden kurtaracak bir savaşa katılmanın dini açıdan çok şerefli bir görev olduğunu söyleyen Urbanus, Müslümanların hâkimiyeti altında yaşamanın ne kadar feci olduğunu, onların İstanbul için nasıl bir tehlike teşkil ettiğini ve Doğu Hıristiyanlarının Batılı kardeşlerinden yardım beklediğini anlattı. Ona göre İspanya`da sürdürülen savaş ne kadar kutsal ise Doğu`da yapılacak mücadele de aynı derecede kutsaldır. Urbanus bu konudaki düşüncesini: “Hıristiyanları bir yerde Müslümanlardan kurtarıp, başka bir yerde onların zulüm ve baskısı altında bırakmak fazilet değildir.” Sözleriyle ifade etmiştir. Papa 2. Urbanus: “Babalara, oğullara, yeğenlere hitap ediyorum; eğer birisi sizin akrabalarınızdan birini öldürse kendi kanınızdan olanın intikamını almaz mıydınız? Öyleyse efendimizin (İsa) ve din kardeşlerinizin intikamını öncelikle almalısınız.” diyordu.

Papa 2. Urbanus`un bu çağrısı yalnızca Müslümanlara yönelik de değildi, çağrı temasında işlenen öç alma fikri etkisini daha haçlı seferleri öncesinde Avrupalı Musevilere yönelik olarak bir soykırım hareketiyle kendisini gösterdi. Önce Fransa`da başlayan ve hemen Avrupa`ya yayılan Yahudi düşmanlığı düşüncesi, Haçlıların Doğu`ya doğru yola çıkmalarından önce öldürülmeleri, işkenceye uğratılmaları ve mallarının tahrip ve talan edilmesiyle gelişti. Yahudiler Hıristiyanlığı kabule zorlanıyor, kabul etmeyenler ise işkencelerle öldürülüyorlardı. Onlar arasında ayırım yapılmıyordu. Onlar İsa`nın intikamını Müslümanlardan almak için savaşacaklarına göre, İsa`ya eziyet ve işkence eden ve onu çarmıha geren Yahudilerden de intikam alınmalıydı. Papa 2. Urbanus`un yaptığı çağrı ile 27 Kasım 1095`de fiilen başlayan Haçlı seferleri 8 defa gerçekleşti. (İslam Ansiklopedisi, cilt 14, s. 530-531) Büyük insani vahşet ve dramlara sebebiyet veren bu bağnaz saldırılar 1272`de son bulmasına rağmen taşıdığı hedefler hiçbir zaman unutulmadı.

İşgalin üzerinden 90 yıl geçtikten sonra Kudüs ve Mescid-i Aksa haçlıların işgalinden kurtarıldı. Ki bu 90 yıl boyunca haçlılar Müslümanlara ve Yahudilere göz açtırmadılar. Kurmuş oldukları Kudüs krallığı 1187 yılının ilkbaharında Selahaddin Eyyubi`nin ordusu tarafından kuşatıldı Hıristiyanlardan oluşan 1200 şövalye, 10 bin asker Akka`da toplandı. Ne var ki Selahaddin Eyyubi`nin ordusu Kudüs krallığının tüm askerlerini kılıçtan geçirdi. 20 Eylül`de kuşatılan Kudüs iki tarafın da ağır kayıplar verdiği şiddetli çatışmalardan sonra, görüşmeler neticesi şehir ahalisinin serbest bırakılması karşılığı Ekim 1187`de Müslümanlara teslim edildi. Miraç gecesi Kudüs`e giren Selahaddin Eyyubi ve askerleri gerek sivil Hıristiyanların ve gerekse Yahudilerin kılına bile dokunmadı. Geçmişte gözüdönmüş bağnaz Haçlıların Müslümanlara yaptıklarını hatırlayan Hıristiyan ahali büyük bir korku içerisinde iken Selahaddin Eyyubi onların serbest olduğunu, diledikleri gibi yaşayıp istedikleri yerlere güven içerisinde gidebileceklerini ilan etti. Şehrin çıkış kapısına otağını kuran selahaddin, kendilerine verdiği eman gereği, kilise rahiplerinin mazlum hıristiyanlardan toplayıp devşirdiği değerli hazinelerini, mal ve menkul varlıklarını taşımalarına izin verdi. Hıristiyanların kutsal yerlerinin idaresini orda yaşamaya devam eden Ortodoks Kilisesine teslim etti. Keza Musevilerin de şehre yerleşmesine ve diledikleri gibi ibadet etmelerine izin verdi.

1187`den 1517 yılına kadar Kudüs başta olmak üzere tüm Filistin toprakları muhtelif İslami yönetimler tarafından huzur ve barış içerisinde yönetildi. Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim`in 1517`de Kudüs`ün yönetimini devralmasından Balfour Deklarasyonuna kadar yine bu topraklarda barış ve bir arada yaşama kültürü hakim oldu. Haçlıların tüm barbarlığına, Siyonistlerin Arz-ı Mev`ud (Vadedilmiş Topraklar) hedeflerine rağmen yönetimi ellerinde bulunduran Müslümanlar asırlar boyu Hıristiyanların da, Musevilerin de kutsallarına, yaşam tarzlarına, ibadetlerine dokunmadılar. Bilakis huzur içerisinde ibadetlerini yapmaları için her türlü tedbiri de aldılar. Eğer bugün Kudüs`e gidenler halen Ağlama Duvarı, Kıyamet Kilisesi, Rus ve Yunan Ortodoks kilisesi ve benzeri daha pekçok diğer dinlere ait ibadet yerleriyle karşılaşıyorlarsa bu İslam`ın ve Müslüman yöneticilerin adaletinin gereğidir.

Günümüz batı toplumunun zihin dünyasına baktığımızda Papa II.Urbanus`un ölmediğini ve capcanlı ortada durduğunu görürüz. 11 Eylül 2001`de Newyork Dünya ticaret merkezine yapılan saldırı sonrası zamanın ABD başkanı George W.BUSH`un kapalı kapılar ardında ya da gizli mahfillerde değil kameralar karşısında aleni olarak ‘Bu bir Haçlı seferidir` şeklinde bir beyanatı oldu. Her ne kadar danışmanlarının ikazları ile ‘Bu bir dil sürçmesidir.` Şeklinde bir düzeltme ile mevcut algı değiştirilmeye çalışıldı ise de pek inandırıcı olmadı. Daha sonraki Afganistan ve Irak işgalleri ve buralarda işlenen vahşi cinayetler, oluşturulan kaotik ortam, himayelerinde kurulan kukla yönetimler bunun bir dil sürçmesi olmadığını aleni bir şekilde ortaya koymuştur.

1.Dünya savaşından sonra Filistin topraklarını işgal eden İngiliz orduları komutanı General Allenbey, Filistin topraklarına ayak basarken;`İşte şimdi Haçlı seferleri bitmiştir.`diyerek gerçek hedeflerinin aslında ne olduğunu ifade etmiştir. Yine aynı şekilde İngilizlerin yardım ve destekleri ile Şam topraklarına ayak basan Fransız komutan, Kudüs fatihi Selahaddin`in mezarına ayağıyla vurarak; ‘Kalk Selahaddin biz geldik` diyerek içlerindeki kin ve öfkeyi ve Müslümanlara karşı olan gerçek düşmanlıklarını dile getirmiştir.

Papa Francisco, II.Urbanus ‘un Haçlı seferi çağrısının üzerinden 922 yıl geçtikten sonra 27 tane Avrupa Birliği üyesi ülke yöneticilerini Vatikan`a davet etti ve onlarla ortak meselelerini, aynı idealler etrafında birleşmelerini, güçbirliği yapmaları konusunda kendilerince önemli konuşmalar yaptı. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan`ın: “Bu gelişmeler bir şeyi çağrıştırıyor. Hayırdır ya hu! Vatikan`da niye bir araya geldiniz? Papa ne zamandan beri AB üyesi oldu? Haçlı ittifakı eninde sonunda kendisini gösterdi.” şeklindeki ifadeleri aslında gerçekten bugün de bağnaz Haçlı ittifakının ve seferlerinin siyasi, askeri ve ekonomik olarak devam ettiğinin bir göstergesidir. Papa, adı geçen konuşmasında; Avrupa`nın, dünyada eşi bulunmayan bir ideal ve manevi mirasa sahip olduğunu ifade ederek, bu değerlerin her türlü aşırılığa verimli zemin oluşturmasına karşı en etkili çözüm olduğunu belirtti.

Haçlı seferlerinin sembol hedefi olan Kudüs ve Mescid-i Aksa Hıristiyan ve Yahudiler için olduğu kadar Müslümanlar için de son derece önemlidir. Yahudiler, İsrailoğullarının dünya hâkimiyetini simgeleyen Hz. Süleyman (a.s) mabedinin Kudüs ve Mescid-i Aksa`nın şu andaki yerinde olduğuna inanıyorlar ve yine inandıkları bir kehanete göre İsrail devletinin kuruluşundan 74 sene sonra (bu tarih de 2022 yılına tekabül ediyor) şayet söz konusu mabedi inşa edemezlerse İsrail devleti yıkılacak. Bu inanış daha çok fanatik Yahudiler arasında itibar görüyor. Hristiyanlar için de Hz. İsa`nın doğduğu ve çarmıha gerildiği yer olduğuna inanıldığı için kutsal olarak kabul ediliyor. Müslümanların ilk kıblesi ve Hz. Muhammed (sav) efendimizin miraca çıktığı, Kur`an-ı Kerim`de ‘Etrafını mübarek kıldığımız` yer olarak övüldüğü için de Müslümanlar için büyük önem arz ediyor. Yine Hadis-i Şeriflerde ziyaret edilmeye layık olan 3 yerden biri olarak zikrediliyor. Kudüs bu anlamda emin bir belde, tarih boyunca farklı din ve etnik yapılara mensup insanlar İslami yönetimlerin egemenliği altında barış ve huzur içerisinde yaşamışlardır. ‘Onlar iş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için koşar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. (Bakara - 205) Yeryüzünde fitne ve fesat peşinde koşan, kendilerini insanlığın efendileri ve kendileri dışındaki herkesi köle ve değersiz gören Siyonist zihniyet, Müslümanların da gaflet ve ihmalinden istifade ederek bu mukaddes beldeleri iğrenç çizmeleri ile kirletiyor. 1967 Arap-İsrail savaşında işgal edilen doğu Kudüs`e giren işgal güçlerinin başındaki komutan yerden toprak alarak ‘işte bu Hayber`in öcüdür` diyor. Ümmet asli meselelerini terk edip tali meselelerle uğraşırsa, işte bu şekilde koca bir ümmet perişan duruma düşer. Rabbim ümmet-i Muhammedi bu derin gaflet uykusundan uyandırıp kendisine getirsin.

(Amin)  

Mehmet selim Sabaz | İnzar Dergisi | Ekim 2017 | 157. Sayı

 


 
18-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.