Direnişiyle Zalimleri Zelil Eden Kahraman: Ebu Basir

Mehmet Sait Çimen
Ebu Basîr Utbe b. Esid olarak biliniyordu. Hicret etmeye imkân bulamamış mazlum Müslümanlardan biriydi. Velid b. Velid, Ayyaş b. Ebi Rebia, Seleme b. Hişam ve Ebu Cendel de Ebu Basir gibi eziyet gören sahabelerdi. Hapsediliyor, eziyet görüyorlardı.
Ebu Basîr Utbe b. Esid olarak biliniyordu.

Hicret etmeye imkân bulamamış mazlum Müslümanlardan biriydi. Velid b. Velid, Ayyaş b. Ebi Rebia, Seleme b. Hişam ve Ebu Cendel de Ebu Basir gibi eziyet gören sahabelerdi.
Hapsediliyor, eziyet görüyorlardı.

Hudeybiye anlaşması imzalandığında Ebu Cendel babası Suheyl b. Amr tarafından hapsedildiği yerden kurtulup Müslümanlara sığındı. Müşrik olan babası anlaşma gereği oğlunu istedi. Müslümanlar vermek istemeyince anlaşmayı hatırlattı. Müslümanlar, içleri yanarak Ebu Cendel’i geri vermek zorunda kaldılar. “Bana eziyet etsinler diye mi teslim ediyorsunuz” diye feryat etti Ebu Cendel. 

Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam onu teskin etti: “Ya Eba Cendel! Sabret, Allah’tan mükâfât iste. Hak Teâlâ yakında seni ve senin gibi zayıf olan Müslümanları bu belâdan kurtarır.”

Gönülleri imanla dolu olan Sahabe-i Kiram, anlaşma şartlarından dolayı mahzun, ama ilahi hikmetten dolayı da huzurlu olarak döndüler Medine’ye.

Artık Hudeybiye Andlaşmasının ortaya çıkardığı barış ortamından faydalanma ve İslami daveti uzak yerlere kadar ulaştırma zamanıydı.

Hazırlıklar ona göre yapılıyordu.

O sıralarda Ebu Basîr de bir fırsatını bulup, Mekke`den müşriklerin elinden kurtulup yaya olarak kaçtı. Medine’ye, Peygamber aleyhissalatu vesselam ve mü’minlerin bulunduğu beldeye geldi.

Ama Mekke müşrikleri Ebu Basir’i geri istediler. İki adam göndermişlerdi.

Peygamber aleyhissalatu vesselama bir mektupla andlaşmayı hatırlattılar.

Mektupta şunları yazmışlardı:

"Adamlarımızdan, senin yanına gelecek olanların bize geri çevrilmesi hakkında sana ne şart koştuğumuzu ve aramızdaki anlaşmaya da şahitler tuttuğumuzu biliyorsundur.
Öyleyse, adamımızı bize gönder"

Peygamber aleyhissalatu vesselam Ebu Basîr`i çağırtıp şunları söyledi:

"Ey Ebu Basîr! Biliyorsun ki, Kureyş’le bir anlaşma yapmış ve onlara söz vermiş bulunuyoruz. Dinimize göre; verdiğimiz sözde durmamak bize yaraşmaz! Hiç şüphe yok ki, Yüce Allah, senin için ve seninle birlikte bulunan zayıf, koruyucusuz Müslümanlar için, bir genişlik, bir çıkar yol yaratacaktır! Haydi, kavminin yanına git!"

Ebu Basîr üzgündü: "Ya Rasûlallah! Bana işkence yapsınlar, beni dinimden döndürsünler diye mi müşriklere geri çeviriyorsun?!"

Efendimiz üzgündü; ama “Emin Peygamber” için ahdine sadık olmaktan başka yapacak bir şey yoktu.

Ebu Basîr kendisini almaya gelen müşriklerle beraber giderken, Müslümanlar Ebu Basîr’in yanında yürüyor ve ona nasihatlerde bulunuyorlardı:

"Ey Ebu Basîr! Sana müjdeler olsun! Hiç şüphesiz, Yüce Allah senin için bir çıkar yol yaratacaktır! Yerine göre, bir adam bin adamdan daha hayırlı olur! Sen de git, işini gör! Sen de git, işini gör!"

Ebu Basir, hem Peygamber aleyhissalatu vesselamın hem de diğer Müslümanların söylediklerinden bir kanaate vardı ve kafasında yapacaklarını kurdu.

Yolda müşriklerle konuşup onları gevşetti. Öğle vakti hurma çıkınını açıp onları da yemeye davet etti.

İki müşrik başta biraz soğuk davransalar da sonunda yumuşadılar.

Ebu Basir, müşriklerden birinin kılıcını alıp onu öldürdü. Diğer müşrik durumu görüp hızla Medine’ye doğru kaçmaya başladı. Ebu Basir de peşine takılıp Medine’ye kadar geldi.

Ebu Basir sağ kalan müşriğe aldırış etmeden mescide girdi ve Peygamber aleyhissalatu vesselamın karşısına çıktı.

"Ya Rasulallah! Vallahi, sen üzerine düşeni yerine getirdin! Söz verdin ve sözüne sadık kaldın. Beni düşman kavmin eline teslim ettin! Ama Allah beni onların elinden kurtardı.
Rasulullah aleyhissalatu vesselam, Ebu Basir`in cesaret ve atılganlığına şaştı; ama aynı zamanda memnun oldu. Şöyle buyurdu:

"Ne adam yahu! Sanki savaş kızıştırıcısı! Hele, yanında birtakım adamlar da bulunsa, elinden gelmeyecek şey yok!"

Ebu Basir, Peygamberimiz aleyhissalatu vesselamın bu sözlerini işitince, ilkin bir kınama hissetti ve biraz kaygılandı; ama yapması gerekeni de biliyordu. Öldürdüğü adamın elbisesi, eşyası ve kılıcını Efendimiz’in önüne bırakıp beşte birini almasını istedi.

Allah Rasulü, Ebu Basir’e yine andlaşmayı hatırlattı:

"Ben bunun beşte birini aldığım zaman, onlarla bu yolda yapmış olduğum muahedeye riayet etmemiş olurum. Fakat senin tutumun da öldürdüğün adamın eşyası da seni ilgilendirir!"

Rasulullah aleyhissalatu vesselam, Ebu Basir’e en net açıklamayı yaptı:

"Haydi, nereyi istersen, çık git oraya!"

Ebu Basir, bu sözü duyduktan sonra Medine’den ayrılıp deniz sahiline yakın olan Zülhuleyfe nahiyesinin İys vadisine kadar gitti.

İys Vadisi, önemli bir geçiş yeriydi. Özellikle Kureyş müşriklerinin Şam`a işleyen ticaret kervanları bu yolu kullanıyordu.

Ebu Basir, İys vadisinde yerleşecek bir yer buldu kendine.

Mekke`de hapsedilen ve eziyetlerle karşılaşan Müslümanlar, Ebu Basir’in başından geçenleri ve Allah Rasulü’nün onunla ilgili sözlerini duydular.

Bazı rivayetlere göre bu bilgileri ve Ebu Basir’in yerleştiği yerleri onlara bir mektupla bildiren kişi Hz. Ömer (r.a)’di.

Ebu Basir’in durumu ve yaptıkları, o Müslümanlar için de bir kapı olmuştu. Artık Mekke’den kaçarlarsa nereye gideceklerini biliyorlardı.

İlk önce Ebu Cendel, kaçarak Ebu Basîr`le buluştu. Ardından müşriklerin baskısı altında bulunan Mekke`deki Müslümanlar, birer birer kaçarak Ebu Basir`in yanında toplandılar.
Sayı neredeyse yetmiş kişiyi buldu.

Ebu Basir`in arkadaşları, günden güne arttı.

Bir süre sonra başka kabilelerden Müslümanlar da Ebu Basir’in etrafında toplanmaya başladılar.

Gıfâr, Eslem, Cüheyne ve sair kabile halkından kimseler geldi. Sayıları küçük çaplı bir orduya yaklaşmıştı neredeyse. 300’den fazla Müslüman vardı İys Vadisinde.

Müşriklerin en önemli ticaret yolu büyük bir tehdit altına girmişti.

Küçük ve hızlı hareket eden seriyyeler oluşturuyor, müşriklere ait kervanların yolunu kesiyor, onları tedirgin ediyorlardı.

Başıbozuklar gibi hareket etmiyor, İslami hassasiyetlerini muhafaza ediyorlardı.

Evet, Medine’den uzakta idiler; ama gönülleri Peygamber ve sahabe ile beraberdi.

Zaten onları yerlerinden yurtlarından edip oralara götüren şey Allah’ın emrettiği şekilde Müslümanca yaşamaktan başka bir şey değildi.

O yüzden Müslümanlıklarını ve bağlı bulundukları ilahi ilkeleri hassasiyetle korudular.

Hz. Yusuf nasıl ki, zindanı medreseye çevirmişse, Hz. Yunus nasıl ki, balığın karnında bile Allah’ı yüceltmekten uzak durmamışsa, Ebu Basir ve çevresindeki Müslümanlar da her şartta inandıkları gibi yaşamaya gayret ettiler.

Mesafenin bir önemi yoktu.

Rasulullah aleyhissalatu vesselam yaptıklarına karşı çıkmadığına göre bu bir onay anlamına geliyordu. Bu konuda bir şüpheleri yoktu.

Ama yine de dikkatli davranmaları, hassas olmaları ve savrulmamaları gerekiyordu.
İys’te toplanmış bulunan Müslümanlar, ortak bir kararla Ebu Basir`i kendilerine emir/ kumandan seçtiler.

Ebu Basir, onlara imamlık yapıyor, şeriat hükümlerini uyguluyor, Cuma namazlarını kıldırıyordu.

Hepsi Ebu Basir`i dinliyorlar, talimatlarını yerine getiriyorlardı.

Müşriklerin kervanlarına yönelik başarılı operasyonlar gerçekleştiriyor, bazılarını öldürüyor ve mallarını ganimet olarak alıyorlardı.

Müşrikler iyice tedirgin olmaya, ticaretleri kesintiye uğramaya başladı.

Ebu Basir’in hazırladığı bir seriye yine bir ticaret kervanını bastı. Kureyş müşriklerine ait, Şam`a gitmek isteyen ve yanlarında 30 deve bulunan bir ticaret kervanı idi.

Başarılı bir operasyonla kervanı ele geçirip müşriklere bir darbe daha vurmuşlardı.

Bu kervandan, her birinin hissesine otuzar dinar düşmüştü.

Müslümanlardan bazıları Ebu Basir’le görüştü.

"Bunun beşte birini ayırıp Resûlullah aleyhissalatu vesselama gönderelim!" diye teklifte bulundular.

"Resûlullah bunu kabul etmez.” dedi Ebu Basir. “Öldürdüğüm müşrikten ganimet aldıklarımı götürmüştüm de, kabul etmeye yanaşmamış ve `Ben bunu yaparsam onlara karşı vermiş olduğum sözümü yerine getirmemiş olurum!’ buyurmuştu.”

Ebu Basir ve seriyelerinin yaptıkları Mekke müşriklerinin çok canını sıkmıştı.

Bazıları Peygamber aleyhissalatu vesselamı suçlamak istediler.

"Vallahi, biz Muhammed`le böyle musalaha yapmadık!" dediler.

Kureyşin ileri gelenleri meselenin ne olduğunu iyi biliyorlardı:

"Muhammed bunun sorumluluğundan uzaktır” dediler. “O size adamınızı teslim etmiş, adamınız onu getirecek kişiyi öldürmüştür! Bunda Muhammed`e ne sorumluluk var?"

Müşrikler büyük bir öfke içerisinde birbirlerini suçladılar.

Suheyl b. Amr, Ebu Sufyan ve Ahnes b. Şureyk kimin suçlu olduğu konusunda tartıştılar.

Sonunda Peygamber aleyhissalatu vesselama bir mektup yazmaya karar verdiler.

Hudeybiye Andlaşması maddelerinin arasına zalimce koydukları o maddenin değişmesini teklif ediyorlardı.

Sahabenin canını sıkan, Ebu Cendel’i zincirli bir halde müşriklere teslim etmeye sebep olan o madde…

Mektupta şunları yazdılar:

"Allah ve akrabalık aşkına! Sen onlara (Ebu Basir ve kahraman seriyeleri kast ediliyor) muhakkak haber sal ki, bundan böyle her kim Medine`ye, senin yanına gelirse, o emniyet ve selamettedir; onun için, geri çevrilme yoktur!

Biz, muahede şartlarından, iade şartını düşürdük!”

Allah, Müslümanların izzetli direnişiyle müşriklerin zalimliklerini zillete çevirmiş ve onları rezil etmişti.

Elbette ki “… İzzet, Allah’ın, Rasulünün ve mü’minlerindir…” (Münafikun/8)

Peygamber aleyhissalatu vesselam da Ebu Basir’e bir mektup yazarak durumu bildirdi ve ne yapmaları gerektiğini buyurdu. Efendimiz aleyhissalatu vesselam, Ebu Basir’e ve yanında bulunan kahramanlara artık memleketlerine, ailelerine dönmeleri, Kureyşlilerden herhangi bir kimseye veya onlara ait bir kervana rastladıkları zaman dokunmamaları doğrultusunda bir mektup yazdı.

Mektup acilen gönderildi; ama Ebu Basir ağır hasta idi.

Allah Rasulünün mektubunu eline aldı ve acılarına rağmen gülümsedi.

Tüm azalarıyla Allah’a şükretti Ebu Basir.

Büyük kahraman Ebu Basir, Rasulullah’ın mektubunu okuduktan hemen sonra ruhunu Allah’a teslim etti.

Ebu Cendel ve diğer Müslümanlar, Ebu Basir’in cenaze namazını kılıp mübarek bedenini oraya defnettiler. Hemen ardından da Allah Rasulünün buyurduğu gibi Medine’ye döndüler.

Ebu Basir ise İslam’ın direniş tarihine müstesna bir kahraman olarak yazıldı.

Gerçekten de dini için ölümü göze alan birkaç yiğit adamın neler yapabileceğine dair çok önemli bir örneklik oluşturdu Ebu Basir.

İçleri yandı; ama Peygamber için ahdine sadık olmanın ne anlama geldiğini iyi bildikleri için Allah’ın kendilerine bir kapı açmasını dilediler ve O’na yöneldiler.

Allah onlardan razı olsun.

Mehmet Sait Çimen / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)
 
24-10-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.