Dini Yalnızca Allah’a Has Kılanlar

Konuk Yazarlar
Allah-u Teâlâ insanları ve cinleri ancak kendisine ibadet etsinler diye yaratmış, insanları yeryüzündeki halifeleri olarak seçmiştir. Dolayısıyla insan başıboş yaratılmamıştır.
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… Yeri, göğü ve her ikisi arasında bulunanların, mutlak hükümranlığın, güç ve kuvvetin sahibi Allah’a hamd; âlemlere rahmet, insanların ve cinlerin pak örneği Resulullah (SAV)’a salât ve selam olsun.

Allah-u Teâlâ insanları ve cinleri ancak kendisine ibadet etsinler diye yaratmış, insanları yeryüzündeki halifeleri olarak seçmiştir. Dolayısıyla insan başıboş yaratılmamıştır. Onun yeryüzünde üstlendiği Rahman tarafından belirlenmiş büyük bir görevi, büyük bir davası vardır. Bu görevin gerekliliklerini Allah-u Teâlâ yüce kitabında açıklamış, peygamberi vasıtasıyla insanlara ulaştırmıştır. 

“İşte bu (Kur`an) uyarılıp korkutulsunlar, gerçekten O`nun yalnızca bir tek ilah olduğunu bilsinler ve temiz akıl sahipleri iyice öğüt alıp düşünsünler diye bir bildirip-duyurma (bir belağ)dır.” (İbrahim: 52)

Bu ayette belirtildiği üzere İslam dini tevhid/tek ilah inancı üzere kurulmuştur. Allah’ın, yüce kitabını indirmesi insanlar için büyük bir nimettir. Nitekim Kur’an kendisiyle uyarılmak için nazil olmuştur. Uyarı, gelecekte meydana gelecek bir olaya karşı tedbirin alınmasını amaçlamaktadır. Ve Allah kullarını uyarmaktadır. Bu uyarıyı dikkate alan da ancak akıl sahipleri ve bu uyarı üzerinde düşünüp tefekkür edenlerdir. Bunun bilincinde olan her Müslüman Allah’a karşı görevini en iyi şekilde yerine getirmeyi çabaladığı gibi sorumluluğu altında bulunan herkesi de bu görevi üstlenmeye davet etmektedir.

“Tağut`a kulluk etmekten kaçınan ve Allah`a içten yönelenler ise; onlar için bir müjde vardır, öyleyse kullarıma müjde ver.” (Zümer: 17)

Kur’an hem uyarmakta hem de bu ayette de görüldüğü üzere müjdelemektedir. Müjdelenenler ise tevhid dinine sadık kalan ve tağuta kulluk etmekten kaçınandır. Tağut -gizli-açık- şirkin her türlüsünü kapsamaktadır. Tağut, Allah’tan uzaklaştıran, önceliği Allah değil de Allah’tan başka olan herkes ve her şeydir. Tağuta tapanlar yalancılar ve yalanlayanlardır. Allah-u Teâlâ bunlara itibar etmememizi ve onlara boyun eğmememiz gerektiğini emretmektedir.

“Allah`a çağıran, salih amelde bulunan ve; "Gerçekten ben Müslümanlardanım" diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet / 33)

Bu ayette üstlendiğimiz kutsal görevin genel bir özeti verilmektedir adeta. Allah’a davet, salih amel ve cemaatin gerekliliği. Amaç Allah’a davet etmektir. Davet ederken bu davanın gerekliliklerini kendi davranışlarında hareketlerinde hayat tarzında uygulamaktır ve aynı davayı omuzlamış Müslümanlarla bir araya gelip tebliğ ve irşat faaliyetlerinde bulunmaktır.

“Sizden; hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (Al-i İmran / 104)

Yüce Allah Müslümanların içinde onlara önderlik edecek, birlik ve beraberliklerini sağlayacak, onlara iyiliği emredecek, onları kötülükten sakındıracak, insanları İslam`a çağıracak bir topluluğun bulunmasını istemektedir. “Emr-i bi’l ma’ruf nehy-i ani’l münker” vazifesini yerine getirirken dikkat edilmesi gereken önemli husus şu ayet-i kerimede ifade edilmektedir:

“Siz, insanlara iyiliği emrederken, kendinizi unutuyor musunuz? Oysa siz kitabı okuyorsunuz. Yine de akıllanmayacak mısınız?” (Bakara / 44)

Burada davetçinin en önemli özelliği zikredilmektedir. O da hal ile tebliğdir. Nitekim insanları davet ettiği şeye kendisi itibar etmediği, kendisi ameli ile şahitlik etmediği müddetçe başarıya erişemeyeceği gibi insanların da bu dinden soğumasına ve uzaklaşmasına neden olur. 

“Ey iman edenler, eğer siz Allah`a (Allah adına İslama ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır.” (Muhammed / 7)

Dolayısıyla bize düşen görevimize tam bir teslimiyetle sarılıp Allah’ın dinine yardım etmektir. Allah’ın dinine nasıl yardım ederiz?

Allah’ı birleyerek, O’na hiçbir şeyi ve hiç kimseyi ortak koşmayarak, hayatımızın her alanında sadece ve sadece O’nun hükmünü esas alarak, O’nun (CC) belirlediği helallere uyarak, haramlardan uzak durarak… Bu yolda hiçbir tavize mahal vermemekle, iman ile küfrü birbirine karıştırmamakla ve gevşememizi isteyenlere kulak asmamakla da mükellefiz.

“O halde yalanlayanlara boyun eğme. İstediler ki, yumuşak davranasın böylece onlar da yumuşak davransınlar.” (Kalem / 8-9)

Müşrikler Peygamber Efendimiz (SAV)’den tebliğinde daha yumuşak bir tutum sergilemesini ve tanrılarını yalanlamaktan vazgeçmesini istemekteydiler. Fakat Peygamber Efendimiz (SAV) dininde kararlıydı, dininin ilkelerini pazarlık konusu yapmaz, taviz vermez bir tutum içindeydi. Bunun sebebi de iman ile küfür arasında köprünün bulunmayışıdır. İman ile küfür arasında uzlaşma söz konusu olamaz. Kafirun suresinde de bu “Sizin dininiz size, benim dinim banadır!” ifadeleriyle açıkça ifade edilmektedir.

“Ey inananlar! İnkârcılar istemese de, dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın.” (Mu’min: 14)

“De ki: İşte bu benim yolumdur. Ben ve bana uyanlar bilerek Allah’a çağırırız. Allah’ın şanı yücedir. Ben Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (Yusuf / 108)

Kınayıcının kınamasından korkmadan, kararlı adımlarla davamıza sarılmalı, Allah’ın buyruklarına uymalı ve başkalarını da uymaya davet etmeliyiz.

Bu uğurda başımıza gelebilecek her türlü eziyete Allah için sabretmeli, davası uğruna türlü türlü işkencelere, hakaretlere, iftiralara, aşağılanmalara maruz kalan Efendimiz (SAV)’i ve sahabeleri hatırdan çıkarmamalıyız.

Rabbim bu davanın hakkını verenlerden eylesin bizi… Amin.

Meliha Timur / İnzar Dergisi - Eylül 2016 (144. Sayı)

 
18-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.