Dinde Vahyin Kapsamı

Mehmet Şenlik
Vahiy; Arapça bir kelime olup sözlükte: "Birinin kalbine bir şey ilka etmek, bir meseleyi anlatmak veya mesaj vermek" anlamlarına gelir. Vahyin diğer bir anlamı da "süratle gizli bir işaret" demektir. Bu öyle bir işarettir ki, bunu sadece görmüş olan anlayabilir.
Vahiy; Arapça bir kelime olup sözlükte: "Birinin kalbine bir şey ilka etmek, bir meseleyi anlatmak veya mesaj vermek" anlamlarına gelir. Vahyin diğer bir anlamı da "süratle gizli bir işaret" demektir. Bu öyle bir işarettir ki, bunu sadece görmüş olan anlayabilir.
 
Şer`i manası ise; "süratle hidayet ve doğru yolu göstermektir." Bu öyle bir hidayet ki, Allah`u Teâlâ tarafından bir yıldırım misali kulun kalbine indirilir. Bu vahiy, peygamberlere öyle gelir ki, onlar bunun Allah`tan geldiğine, bu mazhariyete şeytanın asla karışamayacağına ve bunun kendi fikir, görüş ve hayal gücünden tamamen ayrı olduğuna kesin olarak inanırlar.
 
Kur`an-ı Kerim`de Allah`u Teâlâ, peygamberlerden başka (peygamber anaları gibi) insanlara, hayvanlara (Arıya), Yere, Göğe de vahyettiğini bildirmektedir. Ancak burada konumuz peygamberlere gönderilen vahiy olduğu için onunla sınırlı kalacağız. Allah`u Teâlâ, dilediğini dilediği tarzda peygamberlerine bildirir. Bu husus Kur`an-ı Kerim`de şöyle ifade edilmektedir:  
 
"Kendisiyle Allah`ın konuşması, bir beşer için olacak şey değildir. Ancak bir vahiy ile ya da perde arkasından veya bir elçi gönderip kendi izniyle dilediğine vahyetmesi (durumu) başka. Gerçekten O yüce olandır. Hüküm ve hikmet sahibidir." (Şura: 51)
 
Allah`u Teâlâ, insanları doğru yola hidayet etmesi için bir kulunu peygamber olarak gönderdiği zaman dilediği şekilde onunla temas kurar. Peygamberler istedikleri tarzda O`na muhatap olamazlar. Ama o dilediğine dilediği tarzda hitap eder. Kimine ilhamla vahyeder. Kimine melek vasıtasıyla vahyeder. Kimiyle (Hz. Musa gibi) doğrudan tekellüm eder. Ve kimiyle de Miraç`ta Resulüllah sallallahu aleyhi veselleme vahyettiği gibi arada hiçbir engel, perde olmaksızın vahyeder.
 
Peygamberlere gönderilen vahiy genel itibariyle vahyi metluv ve vahyi gayri metluv olmak üzere iki kısma ayrılır:
 
VAHYİ METLUV: Tilavet edilen, okunan, yani Allah`u Teâlâ`dan Peygamber sallallahu aleyhi veselleme inzal edilen vahiy. Ki bunun Kur`an`dan başka bir şey olmadığı açıktır. Buna aynı zamanda "vahyi celiy" (açık vahiy) de denilmiştir. Bu vahyin (Kuran`ın) manası bilinmese de zikir ve dua mahiyeti taşıdığı için düz lafzını okumakta sevap vardır.
 
Kur`an`ın manaları mucize olduğu gibi lafzındaki nesir üslubu da mucizedir. Her iki şekliyle mislini getirmek beşer gücü dâhilinde değildir. Bununla beraber Kur`an`ı ilk okuyan biri, manasını bilmezse de lafzından beşer kelamı olmadığını hemen anlayabilir. Kur`an`ın dışında her lafzın tekrarından bıkılır. Ama Kur`an`dan ne bıkılır ne de doyulur.
 
İşte böyle bir kitabın, okur-yazar olmayan biri tarafından insanlığa sunulması, hem bu kitabın Allah kelamı, hem de onu getiren kişinin Allah`ın hak peygamberi olduğuna açık bir delildir. Nitekim Hz. Muhammed sallallahu aleyhi vesellem, peygamberlikle görevlendirilmeden önce geçen kırk yıllık hayatı boyunca bilgisini ve kültürünü artıracak herhangi bir eğitim ve öğrenim görmüş değildi. Hatta okuma-yazması bile yoktu.
 
Ama peygamber olur olmaz birden dili çözülüyor, konuşmasındaki fesahat ve belagat belirginleşiyor, tükenmez bir bilgi hazinesinden insanlara bilgi sunuyor. Hâlbuki daha önce kimse onun derin bilgi ve kültür isteyen konularla ilgilendiğini veya bu konularla ilgili görüşler ileri sürdüğünü görmüş değildi. Fakat birbiri ardınca gelen Kur`an ayetleri bu konuları alabildiğince işliyor ve bu insanın dilinden hikmet dolu sözler dökülüyor. Hâlbuki peygamberlikten önce geçen kırk yıllık bir süre boyunca en yakın arkadaşları ve akrabaları bile onun birden bire başlatmış olduğu İslami davetle ilgili ipucu teşkil edecek kendisinden bir söz dinlemiş değillerdi.
 
Bu şu demektir: Kur`an-ı Kerim peygamberin kendisi tarafından ortaya konan bir eser değildir. Bilakis hariçten onun kalbine ilka edilen ilahi bir ışıktır. Bu ışık, ilmi bütün kâinatı kuşatan âlemlerin rabbi tarafından kendisine verilmiştir.
 
VAHYİ GAYRİ METLUV: Tilavet edilmeyen, okunmayan vahiy. Buna da vahyi hafîy (gizli vahiy) demişlerdir. Bu durumda vahyi hafîy ya da vahyi gayri metluv dediğimiz bu vahiy, Kur`an değil, hadis olarak kabul edilir. Bu vahyin lafızlarını tilavet etmekte sevap aranmaz. Bu vahiy de kendi içinde yine iki kısma ayrılır:
 
A-Kudsî hadis
 
B-Nebevî hadis
 
KUDSÎ HADİS: Kudsî hadis, Allah`u Teâlâ`nın Peygamber sallallahu aleyhi veselleme ilham ile veya uykuda manasını ilham ettiği hadistir. Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem de bu manayı kendi sözü ile ifade ederek bize aktarmıştır.
 
Kudsî Hadis, Muhammed sallallahu aleyhi vesellemin Rabbinden isnad yolu ile ahad olarak bize naklettiği hadistir. Dolayısıyla ona isnad edilmiş ve onun kelamı sayılmıştır. Zira ilk önce onu konuşan Allah`u Teâlâ`dır. Peygamber sallallahu aleyhi veselleme izafe edilmesinin sebebi ise, Allah`u Teâlâ`dan haber veren olmasından dolayıdır.
 
Bu itibarla ehl-i ilim, Kur`an`dan bir ayet söyleneceği zaman "Allah`u Teâlâ şöyle buyurdu" derler. Hadisi Kudsî söylenmek istenildiğinde ise: "Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem Rabbinden yaptığı rivayette şöyle buyurdu" derler.
 
NEBEVÎ HADİS:
 
Kudsî hadisin dışındaki hadisler ise, metluv vahyin yani Kur`an ayetlerinin açıklamasıdır. Dolayısıyla bunlara da vahiy denilmiştir. Bu hususta cumhurun görüşünü dikkate alarak, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin hadisi şeriflerini üç kategoride ele alabiliriz:
 
1- Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin nübüvvetle alakalı sözleri, fiilleri ve takrirleridir. Kuran`ın beyan ve izahatı niteliğini taşıyan bu hadislerin tümünün vahiy olduğu noktasında hiçbir şüphe ve tereddüt yoktur. Bunlar, Resulüllahın kendi iradesiyle ortaya koyduğu düşünce ve hayal gücü değildir. Bu hususta Kuran`ı Kerim`de şöyle buyrulmaktadır: "O, (peygamber) arzusuna göre konuşmaz. Onun konuşması kendisine vahiy edilen bir vahiyden başka bir şey değildir. (Necm: 3, 4)
 
Ayetin açık ifadesi, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin, her yönüyle Allah`ın tayin ettiği resmi bir sözcüsü olduğunu gösterir. Bu vahiy türü, kelimesi kelimesine Kur`an gibi nazil olmuş değilse de vahiy kapsamına dâhildir. Şu farkla ki, Kur`an-ı Kerim, manasıyla birlikte lafızları da Allah (c.c) tarafından nazil olmuştur. Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin sözleri ise, Allah (c.c) tarafından kendisine öğretilmiş olmasına rağmen kelimeleri kendisine aittir. Bu itibarla,  Kur`an`a `Vahyi Celiy`, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin bu kapsamdaki sözlerine ise, `Vahyi Hafiy` denilmiştir.
 
2- Resulüllah sallallahu aleyhi vesellemin bizzat içtihadına dayalı hadisleridir. O, tüm Müslümanların önderi ve örneği olması hasebiyle savaş ve barış gibi umumu ilgilendiren meselelerde zaman-zaman sahabeyle istişare ederdi. Bu istişare neticesinde bazen kendi reyinden vazgeçip sahabenin reyini kabul ederdi; mesela bir mesele hakkında sahabe; `Ya Resulellah! Bu sizin kendi görüşünüz mü yoksa Allah`ın emri midir?` sorarlar, Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem, `Bu benim görüşümdür` deyince, sahabe de bu defa görüş beyan eder ve kimi zaman Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem, onların görüşleri doğrultusunda karar verirdi. Bazen Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem içtihat edip, herhangi bir mesele hakkında hüküm verdikten hemen sonra Allah (c.c), vahiy inzal etmiş ve gelen vahiy doğrultusunda hüküm düzeltilmiştir.
 
İşte bütün bunlar gösteriyor ki, Hz. Peygamberin tüm icraatları sıkı bir denetim ve kontrol altındadır. Şayet bir ictihad hatası söz konusu olursa hemen vahyi celiy ile düzeltilmektedir. Böylece Hz. Peygamberin kendi icraatları da Allah (c.c) tarafından düzeltilip tashih edilmiştir. Bundan anlaşılıyor ki, gerek Resulüllah`ın içtihatları ve gerek itibara aldığı sahabe görüşleri, Allah`ın rızasına muvafıktır. Şayet muvafık olmasaydı Allah (c.c), muhakkak Hz. Peygamberi ikaz eder, yanlışını düzeltirdi.
 
3- Bir insan olması hasebiyle Hz. Peygamberin Nübüvvetle alakalı olmayan sözleridir; bu bağlamda öncellikle bilinmesi gereken husus, kâfirlerin Resulüllah`ın bu tür sözlerine ilişkin itirazları olmamıştır. Onlar Hz. Peygambere, ilk iki kategorideki sözlerinden ötürü itiraz ederlerdi. Dolayısıyla Hz. Peygamberin Nübüvvete dayanmayan sözleri kastedilmemektedir. Yine de belirtmek gerekir ki, Hz. Peygamberin bu yöndeki sözleri dahi hak ve doğruluğun dışında bir şey değildir. Çünkü Allah (c.c), onu takva timsali bir Peygamber olarak göndermiştir. Dolayısıyla onun her söz ve davranışı vahyin nuruyla aydınlanmıştır.
 
Ebu Hureyre`nin rivayet ettiğine göre Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem; "Ben haktan başka bir şey söylemem" Dediğinde Ashaptan biri; `Ya Resulellah! Ama siz bazen bizlerle şakalaşıyorsunuz.` Diye sorunca O; "Ben gerçekten haktan başka bir şey söylemem" Buyurmuştur.
 
Yine ashaptan Abdullah bin Amr şunları anlatıyor: "Ben Peygamber sallallahu aleyhi vesellemin söylediği her sözü yazıyordum. Bazı kimseler bana; `Sen Resulüllah`ın söylediği her sözü yazıyorsun; oysa o, bazen kızgın bir halde de konuşur` deyince, ben de yazmaktan vazgeçtim. Bunun üzerine Resulüllah: `Sen yaz. Nefsimi kudret elinde bulunduran Allah`a yemin ederim ki, benim ağzımdan haktan başka bir şey çıkmaz` buyurdu." (Ebu Davud, Ahmed b, Hanbel) 
 
Mehmet Şenlik | İnzar Dergisi | Ağustos 2017 | 155. Sayı
 
05-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.