Din Nasihattir!

Başyazı

Müslümanlar İslami çalışmalara katılmaya karar verdikleri zaman kendi alışkanlıklarından ve kendine has kavramlardan vazgeçip çatısı altında çalıştığı yapının bilinci ve kavramlarıyla konuşmak ve buna uygun hareket etmek durumundadır. Cemaatin rahmet oluşunun dışa yansımasının ilk adımı da bu davranış biçiminin değişmesinde yatmaktadır.
Bismillahirrahmanirrahim

“Allah’a çağıran, salih amelde bulunan ve ‘Gerçekten ben Müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kimdir?” (Fussilet: 33)

Müslümanların birbirlerine nasihat etmeleri kardeşlik hukukunun gereğidir. Bunun yanında insanlar doğru bildikleri hususları yakınlarına anlatmak ve kendileriyle aynı doğrultuda hareket etmelerini istemek temayülüne sahiptirler. Birbirleriyle görüşürken herkes kendi dünya görüşü ve hedefine göre bazen bilgi vermekte bazen de tavsiye ve telkinlerde bulunmaktadır.

Konuşan kişiyi ve söylenen sözleri iyi tahlil etmek gerekir. Söylenen sözün doğru, söyleyenin samimi olması önemlidir. Ancak yapılan tavsiyelere uymak veya verilen haberlere göre tavır almak için sözün doğru olması ve sözü söyleyenin samimi olması yeterli değildir. Her sözün arkasından gitmek, ilkesi ve hedefi olmayanların işidir. Müslümanların amacı, hedefi ve faaliyetleri ilahi düsturlarla belirlenmiştir. İlkelerimizi, hedeflerimizi, söylemlerimizi, çalışma şeklimizi ve eylem zamanlamasını kendi inancımız ve şartlarımıza göre belirlemek durumundayız.

Toplumda etkin ve baskın olanlar, bu etkinliğinin verdiği avantajla toplumun kendi gündemlerine göre şekil almasını isterler. Kendilerine göre söylediklerinin çok yerinde gerekçeleri de olabilir. Ancak bizlerin kendimize göre gündemi, öncelikleri, söylemleri ve olmazsa olmazları vardır. Herkes söylemlerini ve icraatlarının zamanlamasını kendi prensiplerine, imkân ve şartlarına göre belirler. Her yapı ve oluşum hareket tarzını kendi şartları, imkânları ve özel konumlarına göre belirlemek durumundadır.

Bir konuyu gündeme taşırken veya bir faaliyeti başlatırken zaman ve şartları dikkate alıp ona göre işe başlamak gerekir. Temel ilkeler ve önceliklere göre başlatılan bir faaliyetin neticesini almak için gerekirse bazı bedellerin ödenmesi de gerekebilir. Hizmetler icra edilirken asıl olan İslam dairesi içinde hareket etmektir. Yapılmasına karar verilen bir faaliyetin başarıya ulaşması için gerekli istişareler yapıldıktan sonra Rabbimize dayanıp o doğrultuda hareket etmek durumundayız. İslami hizmetler, hâkim unsurların çizdiği sınırlarda kalarak amacına ulaşamaz. Böyle olsaydı zaten değişik yapıların faaliyetlerine gerek kalmazdı. Burada asıl olan yapılacak hizmetin İslam’a ve toplumun maslahatına uygunluğudur.

Müslümanlar olarak söylemlerimiz her şeyden önce İslami olmalıdır. Halka inme, daha geniş alanlara çıkma ve yayılma, halkın seviyesine inme gibi gerekçeler söylemlerimizin İslami olmasına engel olmamalıdır. İslami söylemlerden vazgeçmeden de değişik halk kitlelerinin teveccühü kazanılabilir.

İslami söylemler halka inmeye engel olmadığı gibi İslami olmayan kavramlar kullanılarak da halka inilmiş olmaz. Marksist sol gruplar; özgürlük, insan hakları ve demokrasi kavramlarını herkesten fazla sahiplenip kullanmaktadırlar. Ancak en temel insani hakları bile tanımadıkları ve binlerce insanı ütopik bir heves uğruna katlettikleri de bilinmektedir. Demokrasiyi ulaşılması gereken ideal bir yönetim şekli olarak dillendiren batının, insan iradesine değer vermediği ve tüm politikalarının çıkar merkezli olduğu artık gün yüzü gibi ortadadır.

İslam’ı referans alanların İslami kavramları kullanması kadar doğal bir şey olamaz. Müslümanların İslam’a ait olmayan kavramlara ihtiyacı da yoktur. Hukuk, devlet, millet, halk, iktidar ve demokrasi gibi günlük hayatta sürekli kullanılan kavramlar İslam literatüründe kullanılması gerektiği gibi kullanılmalıdır. Kullanılacak her kavramın İslami kültüre göre manasını belirleyip kullanarak halkın da bunu asli manasıyla kullanmasının sağlanması gerekir. Genel olarak halkın anlayamayacağı bir dil kullanmak Müslümanı ve dava adamını halktan uzaklaştırır. Bunun yanında toplumda genel kabul görmüş ve yer edinmiş her kavram ve teamülü meşru görmek de doğru değildir. Meşru olarak görmediğimiz her türlü kavram ve teamülleri düzeltmek ve yerine İslami olanı ikame etmek davetçinin, dava adamının görevidir.

“Halka inme, halkla hemhal olma, halkın sorunlarıyla ilgilenme ve kitleselleşme” gibi faaliyetler halkın örgütlenmiş kesimiyle olabileceği gibi örgütlenmemiş, birilerinin yönlendirmesi ve yol göstermesine ihtiyaç duyan insanlara yönelik yapılması da olmalıdır. Allah’a (cc) şükürler olsun ki dinamik, ihlaslı ve fedakâr dava adamları ve davetçilerimizin sayısı çoktur. Bu davetçiler iyi örgütlenir, yönlendirilir ve bilinçlendirilirse kısa sürede halkın teveccühünü kazanacaklardır. Kalplerin Allah’ın (cc) elinde olduğu hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Müslüman davetçiler olarak bizim paha biçilmez hazinelerimiz var ama bunları pazarlayamıyoruz. Bizim asıl sorunumuz kendimizi hakkıyla halka anlatamamaktır. Bu konuda halkın kulak kabartmasını sağlayacak söylemlere ihtiyacımız vardır. Kitleye hitap edip onlara öncülük etme bakımından bir sorunumuz yoktur. Müslüman davetçiler topluma öncülük etme, İslami faaliyetlerin önünü açma ve halkları daha örgütlü hale getirmek için çalışmak durumundadırlar.

İnsanlarımızla, halkımızla, yakınlarımızla diyalog kurarken anlayamayacakları, yanlış anlayacakları, çekinip tepki verecekleri kavram ve söylemlerden uzak durmak gerekir. Her sözün bir makamı vardır. Yerinde ve zamanında söylenmeyen sözlerin doğru olması tek başına bir anlam ifade etmez. Sözün ve eylemin yer etmesi ve karşılığını bulması için yerinin ve zamanının da uygun olması gerekir.

Müslümanlar İslami çalışmalara katılmaya karar verdikleri zaman kendi alışkanlıklarından ve kendine has kavramlardan vazgeçip çatısı altında çalıştığı yapının bilinci ve kavramlarıyla konuşmak ve buna uygun hareket etmek durumundadır. Cemaatin rahmet oluşunun dışa yansımasının ilk adımı da bu davranış biçiminin değişmesinde yatmaktadır.

Yapı disiplini; her ferdin tekdüze, aynı duyguları paylaşan, aynı kelimelerle konuşan fertler olmayı gerektirmez. Bilakis mü’minlerin her biri, birer insan ve beşer olarak kendi kimliği ile var olmalıdır. Her ferdin olaylara bakışı ve değerlendirmesi farklı olabilir. Ancak bir yapı içerisinde olan şahıslar mensup olduğu yapının bir parçası olması hasebiyle kendi düşüncesini veya kendi üslubunu bir kenara bırakıp mensubu bulunduğu yapının dili ve üslubuyla konuşmak durumundadırlar. Herkes bulunduğu disiplin içerisinde kendi düşüncesinin kabul görmesini isteyebilir. Ancak bunun mücadelesini bulunduğu yapının içerisinde vermek durumundadır. Aksi halde insicam bozulur, başıboşluk ve dağılma baş gösterir.

Rabbimiz! Tüm kardeşlerimizi birlik ve beraberlik içerisinde Senin davana hizmetçi kıl.

Allah’a emanet olun.
 
Başyazı / İnzar Dergisi – Kasım 2016 (146. Sayı)
 
03-11-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.