Davud (a.s.)`ın Hayatı ve Peygamberliği

Mehmet Zülküf Yel
İnsanlar, görevlerini yerine getirmek, Allah Teâlâ`ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah`ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf olduklarını; zalimlere verilen mühlet dolunca ve Allah(CC), helak olmalarını dilediği zaman, küçücük bir gencin bile onları mağlup edebileceğini gösterdi. Allah`ın yardımı ile küçük ve rivayetlere göre kısa ve zayıf bir çocuk olan Hz. Davut, zalim Calut`u yere sermiştir. Elbette gören gözler ve basiret sahipleri için bunda büyük ibretler vardır.
Dâvûd (a.s.), M. Ö. 1010-970 yılları arasında hüküm sürmüş, İsrailoğullarına gönderilmiş bir peygamberdir. Kaynaklar, onun on birinci dedesi olarak Ya`kub (a.s.)`u gösterir. Hz. Davut, hüküm ve hikmet sahibidir. Peygamberlik zincirinin halkalarından maddi iktidar sahibi olmuş sayılı peygamberlerden birisidir. Manevi makamların zirvesinin yanı sıra maddi makamlar da kendisine ihsan edilmiştir. Ama onun en bariz özelliği Allah Azze ve Celle`ye ihlasla yönelen ve Allah`ı çokça zikreden bir kul olmasıdır.

Kur`ân-ı Kerim ve hadislerde Hz. Dâvûd`un çeşitli özellikleri belirtilmekle beraber, gerek soy kütüğü ve gerekse hayat hikâyesiyle ilgili ayrıntılı bilgi yoktur. Bu konuda diğer İslâmî kaynaklarda yer alan bilgiler de isrâiliyat türünden olup Ahd-i Atîk`teki mâlumatlarla büyük ölçüde benzerlik göstermektedir.

Hz. Mûsâ`nın vefatından sonra, İsrâiloğulları, daha önceleri olduğu gibi risaleti ve şeriatı unuttular. Azgınlık yaparak, Hz. Mûsâ`nın Allah`tan getirdiği akîde ve şeriatı terk etmeye başladılar. Cenâb-ı Allah, onların üzerlerine başka bir kabîleyi musallat etti. Hz. Mûsâ`nın vefatından sonra İsrâiloğullarının idaresi Yûşâ (a.s.)`ya kaldı. İsrâiloğullarını çölden çıkararak, onları dedelerinin ülkesine yerleştirdi. Bu ülke, Hz. Ya`kub`un yaşadığı Ken`an bölgesi olup, İsrâiloğulları için mukaddes ülke sayılır. İsrâiloğulları, Hz. Mûsâ`dan sonra Filistin çevresine yerleşmiş bulunan Amâlika kabilesi ile karşı karşıya geldi. İsrâiloğulları, Amâlikalılar ile yaptıkları bu ilk savaşta mağlûp oldular. İsrâiloğulları tarafından kutsal kabul edilen bir sandık vardı. Kur`ân-ı Kerim`de bu sandığa "tâbût" adı verilmektedir. İsrailoğulları için çok anlam ifade eden bu sandık, Amâlikalılar ile yapılan savaş sonucunda Câlût (Golyat)`un eline geçmişti.

Kur`ân-ı Kerim`de Hz. Dâvûd`dan, ilk defa, Câlût`u (Golyat) öldürmesi münâsebetiyle şu şekilde bahsedilir: "Tâlût`un askerleri, Câlût ve askerlerine karşı çıktıklarında şöyle dediler: `Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sağlam tut ve o kâfir millete karşı bize yardım et.` Derken Allah`ın izniyle onları bozguna uğrattılar. Dâvûd, Câlût`u öldürdü." (2/Bakara, 250-251)

Dâvûd (a.s.)`un Câlût`u öldürmesiyle ilgili olarak gerek Ahd-i Atîk`te, gerekse tefsir ve kısas türünden İslâmî kaynaklarda oldukça ayrıntılı ve benzer bilgiler vardır. Biz, bu ayrıntılara girmek istemiyoruz. Sadece Kur`ani çerçevede kıssanın günümüze ışık tutan taraflarına yoğunlaşmak istiyoruz.

Câlût; zâlim, güçlü, zengin ve korkunç bir hükümdardı. Onun açıkça belli olan zâhirdeki büyük üstünlüğü vardı. Fakat Allah Teâlâ, işlerin yalnız zahirle ve maddi güç unsurları ile değil, gerçek anlamıyla kendisinin isteği doğrultusunda vuku bulduğunu göstermek istedi. İşlerin hakikatini sadece O bilir. Her şeyin ölçüsü yalnız O`nun elindedir. Aslında insanlara güçlü görünenin zayıf, zayıf görünenin de Allah`ın yardımıyla güçlü olduğunun ölçüsü Allah`a aittir. Zafer, zâhirî gücü elinde bulunduranın değil; Allah`ın katında olup, bu zaferi dilediğine lütfeder.

"Zafer yalnızca mutlak güç ve hikmet sahibi Allah`ındır." (3/Âl-i İmrân, 126).

"Nice az topluluk vardır ki, sayıca kendilerinden çok olan topluluklara Allah`ın izniyle gâlip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir." (2/Bakara, 249).

İnsanlar, görevlerini yerine getirmek, Allah Teâlâ`ya verdikleri ahitlerini ifa etmekle yükümlüdürler. Bundan sonra Allah`ın istediği şeyler istediği şekilde olur. İnsanlara, kendilerini korkutan zâlimlerin zayıf olduklarını; zalimlere verilen mühlet dolunca ve Allah(CC), helak olmalarını dilediği zaman, küçücük bir gencin bile onları mağlup edebileceğini gösterdi. Allah`ın yardımı ile küçük ve rivayetlere göre kısa ve zayıf bir çocuk olan Hz. Davut, zalim Calut`u yere sermiştir. Elbette gören gözler ve basiret sahipleri için bunda büyük ibretler vardır.

Câlût, sadece güçlü fizikî cüsseye değil; aynı zamanda o devre göre çok güçlü silâhlara da sahipti. Karşısındaki Dâvûd`un ise sadece sapan taşından ibaret bir silâhı vardı.

Burada, Allah`ın tahakkukunu istediği gizli başka hikmetler de vardı. Allah, Tâlût`tan sonra mülkü Hz. Dâvûd (a.s.)`un almasını ve onun yerine oğlu Süleyman (a.s.)`ı vâris kılmayı istedi. Bu sebeple Hz. Dâvûd`un gücü, Câlût`u öldürmesiyle gösterilmiş oluyordu.

"Allah`ın izniyle, onları hemen hezimete uğrattılar. Dâvûd da Câlût`u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğu şeylerden de ona öğretti." (2/Bakara, 251)

Hz. Dâvûd`un yeryüzünde halîfeliği, hükümranlığı ve adâletle hükmetmesiyle ilgili olarak Kur`ân-ı Kerim`de şu açıklamalar yer alır:

"Dâvûd ile Süleyman`a da lutfettik. Hani onlara bir ekin hakkında -zarar tesbiti ve tazmini için- hüküm veriyorlardı. Bir grup insanın koyun sürüsü geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp zarar vermişti. Biz onların hükmüne şâhit idik." (21/Enbiyâ, 78).

İslâmî kaynaklardaki rivâyete göre bu meselede Hz. Dâvûd bir çözüm yolu bulmuş, fakat oğlu Süleyman`ın getirdiği çözüm şekli daha mâkul olduğu için onu kabul etmiştir.

Hz. Dâvûd`un, halkın şikâyet ve dileklerini bizzat dinleyip çözüme kavuşturmasıyla ilgili olarak Kur`an`da verilen başka örnek de şöyledir:

"(Ey Muhammed!) Sana dâvâcıların haberi ulaştı mı? Ma`bedin duvarına tırmanıp Dâvûd`un yanına girmişlerdi de Dâvûd onlardan ürkmüştü. `Korkma; Biz birbirine hasım iki dâvâcıyız, aramızda adâletle hükmet, haksızlık etme; bizi doğru yolun ortasına götür` dediler. (İçlerinden biri) `Bu kardeşimin doksan dokuz koyunu var. Benimse bir tek koyunum var. Böyle iken `onu da bana ver` dedi ve tartışmada beni yendi.` Dâvûd, `Andolsun ki, senin koyununu kendi koyunlarına katmak istemekle sana haksızlıkta bulunmuştur. Doğrusu ortakçıların çoğu, birbirlerinin haklarına tecâvüz ederler. Yalnız iman edip de sâlih ameller/iyi işler yapanlar müstesnâ. Bunlar da ne kadar az!` dedi. Dâvûd, kendisini denediğimizi sandı da Rabbinden mağfiret dileyerek eğilip secdeye kapandı, tevbe edip Allah`a yöneldi. Böylece onu bağışladık. Yanımızda onun yüksek bir makamı ve güzel bir geleceği vardır." (38/Sâd, 21-25)

Hz. Dâvûd`un birçok fazîleti zikredilmektedir. Dinî yaşayışta güçlü ve sağlam, Allah`a yönelen, O`nu çok zikreden, kendisine hikmet verilen, doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma kabiliyeti gelişmiş, Allah`a yakın olan ve güzel bir gelecek kazanmış bir kimse olarak zikredilir. (bkz. 38/Sâd, 17-20, 25)

Hz. Davut ile ilgili haberlerin çoğu muharref Tevrat kaynaklı olmasına ve Kur`ani düşünceye ve nübüvvet olgusuna çok aykırı olmasına rağmen, pek çok Müslüman yazar, müfessir bunları eleştirmeden, Kur`an`a uyup uymadığını gözden geçirmeden kitaplarında yer vermişlerdir. Bu yanlış rivâyetler, belli ki İslâm`ın ilk dönemlerinden beri anlatılmaktadır. Nitekim rivâyete göre Hz. Ali (r.a.); "Kim Hz. Dâvûd`la ilgili bu kötü haberleri anlatırsa, ona iki celde -yüz altmış sopa- vuracağım" (Sa`lebî, Arâisu`l-Mecâlis, s. 284; Kurtubî, el-Câmiu li-Ahkâmi`l Kur`an, 15/119; F. Râzî, Mefâtihu`l-Gayb, 26/192) demiştir. Biz, Hz. Dâvûd`u ve diğer mâsum peygamberleri, onlara yakışmayacak sıfatlardan tenzih ederiz. Bizim inancımızın gereği budur. Onlar hakkında Kur`an`ın verdiği sağlam haberler, bizler için yeterlidir. Allah Azze ve Celle`nin övdüğü ve kıyamete kadar gelen kullarına örnek gösterdiği salih insanları tanımak için Kur`an`ın beyan ve şehadeti yeterlidir. Allah`ın selamı Hz. Davut ve diğer bütün peygamberlerin üzerine olsun.

Kurân-ı Kerim`de de belirtildiği gibi Hz. Dâvûd sadece dâvâcıyı dinleyip hüküm vermiş, dâvâlıyı dinlememiş, daha sonra bu tutumunun yanlış olduğunu düşünerek tevbe etmiştir. Olay yine Kur`an`da zikredilen, ekin tarlasına girip zarar veren sürü kıssasıyla da ilgili olabilir (bkz. 21/Enbiyâ, 78). Zira iki kıssada da haksızlık, koyunlar ve Hz. Dâvûd`un hükmünde tam isâbet etmemesi söz konusudur. Sonuç olarak kıssa kesinlikle Hz. Dâvûd`un günah işlediğini göstermemektedir (Fahreddin Râzî, Mefâtihu`l-Gayb 26/188-198).

Ahd-i Atîk`e göre Hz. Dâvûd, otuz yaşında kral olmuş ve kırk yıl altı ay (yedi yıl altı ay Hebron`da, otuz üç yıl Kudüs`te) saltanat sürdükten sonra yetmiş bir yaşında vefat etmiş (II. Samuel, 2/11; 5/4, 5; I. Tarihler, 29/27)ve Kudüs`e defnedilmiştir (I. Krallar, 2/10).

(TDV İslâm Ansiklopedisi ve Şâmil İslâm Ansiklopedisi`den istifade edilmiştir.)

Mehmet Zülküf Yel / İnzar Dergisi – Kasım 2017 (158. Sayı)
 


 
25-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.