Darbe liderlerinin şerefli olanı yoktur, General Sisi

İnzar / Çeviri Makaleler
General, ölmüş olan darbe generallerinin bilgeliğini yeni kuşaklara hatırlatmak istediği kritik bir anda şöyle dedi: “Savaşçı, kendi başkanına karşı komplo kurmamakla ve onu alaşağı etmek için entrika peşinde koşmamakla şeref kazanır.”
General, ölmüş olan darbe generallerinin bilgeliğini yeni kuşaklara hatırlatmak istediği kritik bir anda şöyle dedi: “Savaşçı, kendi başkanına karşı komplo kurmamakla ve onu alaşağı etmek için entrika peşinde koşmamakla şeref kazanır.”

Aslında savaşçının şerefi verdiği kurbanların hacmine bakmaksızın ülkesinin topraklarını savunmak olmadığı gibi devletin ve halkının egemenliği için korumak da anayasa ve kanunlara saygı göstermek de değildir.

Savaşçının şerefi tamamen bundan farklı bir şeydir. Onun şerefi başkanına karşı komplo kurmamakta ve ona karşı bir darbe teşebbüsünde bulunmamakta saklıdır.

Söylenmemiş bir tehdit

Bu nasıl bir yenilgi ki general içine batmış ve çıkamıyor; nasıl bir hezimete uğramış ki böylesi benzersiz sözler ediyor; bu nasıl bir kayıptır ki onu kendi halkının önünde çırılçıplak bırakmakta ve kendisini örtecek bir pudenda bırakmamaktadır?

General, bilimsel anlamda başarısıyla tanınan biri değil, zekiliği, akıllılığı veya cesaretiyle de bilinmiyor ya da kendi ülkesinin tarihini olması gerektiği gibi öğrendiğine veya ülkesinin önemini, rolünü ve konumunu bildiğine dair bir işaret de yok.

General, savaş çağı sona erip devlet kendi düşmanlarına kucak açtığı bir zamanda ordunun herhangi bir milli davayı üstlenmeye son verdiği bir vakitte ülkesinin ordusuna katıldı. Hiçbir zaman bir savaşa başkanlık etmedi, ordularını savaşa yollamadı ya da kendisi gibi aynı rütbede olan generaller içerisinde prestijini arttıracak dikkate değer herhangi bir başarısı da yok. Kendi zamanı mantığın, idrakin ve lisanın düşüşünün zamanı olduğu için general hiçbir zaman tefekkür gibi bir meslek veya uğraşla meşgul olmadı ya da genel anlamda mantıklı sayılacak şekilde konuşma değerini bilemedi.

Ülkesinin ordusu neredeyse yarı-endüstriyel bir ticari kuruluş, piyasada alışveriş yapmakla kafa yoruyor, yiyecek maddeleri ve buzdolapları imalatında rekabete giriyor ve yabancı endüstri acentelerinin temsilcilerini tekelleştiriyor. General nasıl pazarlık yapılması gerektiğini, nasıl komisyonculuk yapacağını, ihaleleri nasıl sonuçlandıracağını, pastadan nasıl pay alacağını, hatta kendi payını nasıl arttıracağını, meşru yollardan bunu yapabilip yapamayacağını, yapamayacaksa gayrimeşru yollarla bunu nasıl yapabileceğini öğrenmiş.

Yine ülkesinin ordusu diğer ülkelerde özel güvenlik şirketleri olarak bilinen güvenlik kurumlarına dönüştü, yönetici sınıf için çalışıyorlar, onun ve ailesinin güvenliğini sağlayarak hegemonyasının devamlılığını sağlamaya çalışıyorlar, hatta bu güvenlik işleri halka baskı yapmayı veya onları aşağılamayı gerektirse bunu bile yapıyorlar. Ve ordu böyle yaparak önceki düşmanlarıyla her türden işbirliği yaparak sınırlarını korumak, yabancı yardımların akışının sürdürülmesini garanti etmek ve dünyanın süper güçleriyle ilişkileri geliştirmek için mümkün olan her çabayı gösteriyor.

Cinayet ve işkence

General, böylelikle nasıl ordusunun ilk polisi olacağını öğrendi, kendisini komşu ülkelerin ve dünya çapında bölgenin güvenlik ortakları için nasıl vazgeçilmez bir gereklilik olduğuna inandırdı. İnsanlar ender ve benzersiz zamanlarda ortaya çıkıp sözlerini söylediklerinde General cinayet işlemekte, suikast emirleri vermekte ve işkenceye izin vermekte tereddüt etmedi.

Artık hayat generale nazik davranıyor, öylesine nazik ki onu daha önce rüyalarında ya da gündüz düşlerinde hayal bile edemeyeceği kademelere taşıdı. Ölümcül bir şans esnasında onun gibi bir generalin başına böyle bir şey kolay kolay gelmezdi, çoğu insan onun cehaletinden ve bilimsel arka planındaki sıradanlıktan gafil olduğu gibi profesyonel anlamda askeri açıdan yetersiz olduğundan ve düşünüşünün yüzeyselliğinden, zihinsel açıdan sınırlılığından ve kaba bir dille konuştuğundan habersizdi. O ölümcül şans esnasında generalin güvenebileceği bir yer yoktu, sadece piyasanın, ticaretin ve güvenliğin hünerlerine ve geleneklerine güveniyordu ve kendisinin de içerisinde yetiştiği ve kademeler arasında yükseldiği ordunun kültürü de bundan ibaretti.

Ülke istikametini kaybettiği ve belirsizlik içinde bulunduğu için istikrarsızlığa boğuluyordu ve kader Generale ikinci bir şans verdi, dünyaya kendi yeteneklerini sergilemek, komplo kurmak, ihanet kapasitesi, kalleşlik, baskı, kan dökücülük ve insanları bir daha oturdukları yere gitme imkânı tanımamak için ona bir şans tanıdı.

General yalnızca kendi cumhurbaşkanına karşı isyan etmedi, aynı zamanda bir darbe de yaptı: cumhurbaşkanına karşı bir darbe yaptı, onu alaşağı etti ve prestijli seçkinler ve alt sınıftan kendi ortakları olan kimselere karşı da darbe yaptı.

İhanet etmek

Gerçek şu ki general doğduğunda sahip olduğu ve sonraki meslek hayatında da bir üst seviyeye çıkarıp geliştirdiği tüm bu ihanetçilik, komploculuk ve simsarlık hasletlerine ihtiyaç duymuyordu. Cumhurbaşkanı ona her şekilde güveniyordu. Generalin kötü niyetinin ve komplocu eğilimlerinin farkında olsa da ülke tarihinde en büyük devrimlerden birinin ateşini tutuşturan halkın bir generalin onları yeniden despotizm ve geri kalmışlık uçurumuna sürüklemekten alıkoyacak güce sahip olduğunu düşünmüyordu. Ama general ülkesinin politik, ekonomik ve medya seçkinleri içinde ihtiyaç duyduğu tüm yardımı ve en iyi araçları buldu.

Zaman yalnızca ordunun düşüşünü değil aynı şekilde ülkenin kaynaklarının ve kurumlarının da toplu olarak gerilediğine tanık oluyordu, öyle ki artık eğitimi, kültürü, sanatı ve medyasıyla övünemiyordu. Binlerce yıllık bir medeniyetin mirasçısı olan bir ülkede siyasi eylemlere egemen olacak siyasetçiler, ülkeye yakışan eğitim standardından zevk duyacak entelektüeller, medyanın sorumluluklarının idrakinde olan gazeteciler veya her türden sorumluluğu yüklenecek işadamları yok.

Çok geçmeden bunların tümü işlerini kolaylaştırmak için generalin etrafında toplanmaya başladılar, onun konumunu yükselttiler ve onu insanlara bir kurtarıcı, muhafız ve mesih olarak tanıttılar. Bu zavallılar, General İslamcı düşmanlarını alaşağı ettikten sonra yönetimi ve otoriteyi eskisi gibi onlara devredecek sanıyorlardı. Ama generalin başka planları vardı tabii ki.

General, ikinci darbesinde kurtuluş, koruyuculuk ve Mesihlik hilesine aldanan bu kitleye güvendi. Yine General, bölgede milli kaynaklar ve karar alıcılıkta bağımsız biçimde hareket etmek isteyen ve demokrasi çağrısı yapan “şeytan İslamcıların” kökünü kurutmak isteyen müttefiklerine de güvendi.

Müttefikleri aynı şekilde ondan isyancı halkı da cezalandırmasını istiyorlardı. Yine General, yaptığı ikinci darbede birinci darbede kendisine ortak olanlara da darbe vurdu. Bu biraz da yıpranmış ayakkabıları ayağından çıkarmak gibi bir şeydi. General tüm güçleri ele geçirmek ve ortakları da olmadan bu güçlere hükmetmek istiyordu. İnsanlara refah, güvenlik, özgürlük ve saygınlık sözü vererek bir generalin ulaşabileceği en üst düzeye tırmanma hevesindeydi.

Ama olaylar onun istediği gibi seyretmiyordu. Gücü ele geçirmesinin ve hükümet olduğunu sanmasının üzerinden henüz üç yıl geçmişken generalin başarısızlığı ülkede ve ülke dışında bulunan ortaklarına yansımaya başladığı gibi kendi halkına ve dünyaya karşı da başarısız olduğu anlaşılmaya başlandı. Gerçekte ne olduğu ortaya çıkmaya başlıyordu.

Milyarlar israf ediliyor

Bitmek bilmeyen katliamlar, baskı, tutuklama ve yasaklama gibi hareketlere rağmen ülke güvenlik ve istikrar anlamında amacına ulaşamadı. Generali mali açıdan desteklemek ve hükümet aygıtını güçlendirmek için bölgesel ortaklar tarafından kendisine verilen milyarlarca dolar para ülkenin ekonomik ve finansal durumunu düzeltmediği gibi işleri daha da kötüleştirdi.

General daha işin başlarında ülkenin ordusunu, güvenlik kurumlarını ve yargısal kurumlarını işlediği suçlara ortak ederek arkasında durmalarını sağlamaya hevesli olsa da ülkenin özgürlük hissesi daha önce hiç olmadığı kadar bozulacak ve halkın saygınlığı daha önce hiç olmadığı derecede tehdit altında kalacaktı. Hatta bilhassa ona para akıtan, Avrupa ve Amerika’daki dostlarının kapısını açarak ihtiyaç duymaları halinde onlara kalkan olacak veya onların silahı olacağı bölgedeki müttefiklerine verdiği sözler bile tutulmadı ve verdiği sözlerden döndü.

Sadece İsrail menfaatleri

Generalin ortakları içinde onu tüm zamanlarda kendileri için bir armağan olarak gören tek taraf var: Bir zamanlar düşman olan komşu devlet. General, yalnızca üç yıllık yönetim ve kontrol süresince pudendasını örtecek hiçbir şey bulamadı ve ortada çıplak duruyor. Generali ülkesini mahvetmesi dolayısıyla sorumlu tutan ilk tepki İngiliz gazetesi The Economist’ten geldi. Gazete, ilk cumhurbaşkanlığı döneminin sonundayken ikinci kez aday olmayı düşünmeyerek postunu kurtarması yönünde generale çağrıda bulundu.

Sonraları kendisine yakın olan bölgesel müttefiklerinin borazancısı olarak bilinenler generalin yanlış yönetiminden ve ülkenin kaynaklarını savurgan biçimde kullanmasından söz ederek ona arkadaşı olan emirlerin ve şeyhlerin isteklerini ileterek mümkün olan ilk fırsatta görevini bırakması dileğinde bulundular.

Ülke içinde de kendi halkının isteklerine ihanet etmiş olsalar da destekçileri şimdi artık karşı karşıya oldukları büyük felaketin farkına vardılar-korkularından açıkça konuşmaktan çekinseler de-bunların az bir kısmı görevi bıraktığı takdirde generalin ülkesine büyük bir hizmet yapmış olacağını dillendiriyorlar.

Generalin keskin bir zekâya sahip olmadığı doğru ama kaçma ihtimali olmayan oldukça büyük bir tehlike ve derin bir kayıpla karşı karşıya olduğunu görmeyecek kadar aptal da değil. Böylesi bir vasatta ve hakikatlerin telaffuz edildiği ender zamanların birinde general kendi adına gönüllü olarak olmasa da kendisinden önce yaşamış olan darbeci generallerin bilgeliğinden dem vurmaktadır.

Böylesi berbat bir kayıp generali nereye götürür? Bu kaybın bir sonu olmayacak mı? Yaptığı ihaneti son ihanet kılacak olan metafiziksel bir müdahaleye dair bir ümit yok mu?

Basheer Nafi

El Cezire Çalışma Merkezinde kıdemli bir araştırmacı olan Basheer Nafi’ye ait bu makale Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edildi.
İnzar Dergisi - Ekim 2016 (145. Sayı)
 
21-10-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.