Çok sayıda konuşmacıya ihtiyacımız var

Mehmet Göktaş
Sadece yılda birkaç defa yapılan İslami etkinlikler için değil, artık yılın her günü, çok değişik platformlarda, çok değişik değişik konularda konuşmacılara ihtiyacımız var.
Sadece yılda birkaç defa yapılan İslami etkinlikler için değil, artık yılın her günü, çok değişik platformlarda, çok değişik değişik konularda konuşmacılara ihtiyacımız var.

Yaşadığımız bütün kent merkezlerinde bir topluluğun karşısında söz söyleyebilecek, kendisini dinletebilecek, dinleyenleri tatmin edecek konuşmacılara acilen ihtiyacımız var.

İslam adına, camia adına söz söyleyebilecek insanımızı mutlaka kendi içimizden çıkarmak durumundayız. Bir kısım elemanları dışarıdan temin edebiliriz, bir etkinlikteki ses düzenleyicisini, platform kurucusunu, hadi diyelim bir kameramanı ve benzer teknik elemanları ücretle temin edebiliriz. Fakat İslam adına söz söyleyecek olanı asla ücretle dışarıdan temin edemezsiniz.

Müslümanlar olarak hayatın bütün alanlarında söyleyecek sözümüz olduğuna göre konuşma alanlarımız da her geçen gün arttıkça artıyor. Zaten Müslümanca var olmak iddiasındaysak her konuda söyleyecek sözümüz olmalıdır.

Durum böyle olunca konuşma sanatı alanında acilen kendimizi geliştirmeliyiz.

Aslında hacimli kitaplarla bu konunun ele alınması gerekir fakat bir dergi yazısıyla da olsa bazı püf noktalarına değinmeye çalışalım.
        
          Toplumun önünde konuşmak ilk etapta heyecanlı bir iştir, insan vücudunun kimyası değişir. Normal zamanlarda birileriyle konuşmaya benzemez. Toplumun önüne çıkıp konuşma yapan kimse artık o anda kendisinin yargılandığını, sesine, duruşuna, elbisesine, düşünce ve tespitlerine karşısındaki toplumun not vereceğine inanır. Bundan dolayı tedirgindir, heyecanlıdır, her şeyiyle değişir, bir türlü kendisi olamaz.

Fakat konuşmacının kendisini kaptırdığı bu heyecanı bazen işe yarar, konuşmanın enerjisini artırır, bu heyecanı iyi yönetirse dinleyenlere çok olumlu yansır.

Aslında şunu demek istiyoruz; topluluk önünde konuşmak, bir yetenek değil, sonradan da kazanılabilen bir yetkinliktir. İsteyen herkes konuşma yaparken nelere dikkat edeceğini öğrenerek, iyi bir konuşmacı olabilir. Her insan, çalışıp öğrenerek, öğrendiklerini uygulayarak, zamanla deneyim kazanarak bu yetkinliği geliştirebilir.

Uzmanlar bu konuda bazı önerilerde bulunmaktadırlar.

Toplumun karşısına bir İslam âlimi, bir seyda, bir hocaefendi sıfatıyla çıkmasanız bile değil mi ki İslam davasının bir neferisiniz, o halde kesinlikle Kur’an’ın muhtevasını çok iyi bilmelisiniz. Bu bir konuşmacı için barajdır.

İslam tarihi bilgisi, Peygamber Aleyhisselam’ın hayatını çok iyi bilmek de aynı şekilde barajdır.

Zaten uzmanlar mükemmel bir konuşmacıda bulunması gereken özelliklerden birisinin hikâye anlatabilme yeteneği olduğunu belirtirler.

İyi bir konuşma hikâyeler üzerine kuruludur. İnsanlar hikâyeleri verilerden ve bilgilerden çok daha fazla önemserler. Bu nedenle iyi bir konuşmacı olmak için, iyi bir hikâye anlatıcısı olmak gerekir. En ciddi toplantılar, en ciddi konferanslarda bile, konuşmacının anlattığı konuyu somutlaştıran öyküler anlatması şarttır. Eğer konuşmada öykü yoksa o konuşma kimse tarafından hatırlanmaz. Öykü konusunu önemsemeyen hiç bir insan, iyi bir konuşmacı olamaz.

Bizim hikâyemiz de sahih olması gerektiğine göre, bunun adı İslam tarihidir, Rasûlullah’ın ve ashabının hayatından bölümlerdir.

Konuşmacının konuşacağı konuda bilgi sahibi olması zaten bu işin olmazsa olmazıdır.

 Bir insan istediği kadar güzel konuşmacı olsun, eğer konusuna güzelce hazırlanmamışsa asla başarılı olamaz. İnsan çok iyi bildiği bir konuda bile, ancak çok iyi hazırlık yaptığı zaman iyi bir konuşma yapabilecek seviyeye gelir.

Bulunması gereken bu temel bilgilerden sonra şimdi de konuşma esnasında dikkat edilecek teknik konulardan bahsedelim.

İnsanın kendisini konuşma yapacağı ortamda gözünün önüne getirmesi; o anı gözünde canlandırması çok yararlıdır. Dinleyicileri, sahneyi, kürsüyü, ışıkları, sesleri gözünün önüne getirip hayal etmesi, konuşmacıya o anı önceden yaşatır ve böylece performansını artırır.

Hiç tanımadığı bir topluluk karşısında konuşacaksa,  mutlaka o topluluk hakkında bilgi edinmesi gerekir. Konuşma yapmak, sanıldığı gibi bir monolog değil, konuşmacıyla dinleyiciler arasında bir enerji alışverişidir.

Konuşmacının samimi, içten, doğal olması gerekir.  Çoğu insan, topluluk önünde konuşurken olduğundan daha bilgili, daha güçlü ya da havalı görünmeye çalışır. Bunun sonu hüsrandır, başarısızlıktır.

Konuşma sırasında insanın hata yapması aslında çok büyük bir sorun değildir; aksine hatalar, konuşmacıyı “insani” kılar. Dinleyenler, konuşma yapan insanın mükemmel bir hatip olmasını değil, içten ve sahici olmasını beklerler.

İnsanın sade bir dille konuşması, “büyük bir konuşmacı” olmaya çalışmak yerine “kendisi olması”, hem söylemi hem davranışlarıyla kendi karakterini, rengini, ruhunu yansıtması gerekir. Samimiyet konuşmacıyı daha etkileyici yapar. İyi bir konuşmacı olmak, olmadığımız bir insan gibi görünmek değil, kendi doğal varlığımızı ortaya koyarak, insanlarla bağ kurmayı başarmaktır.

İyi bir konuşma yapmak aslında bir tavır ve bir duruş meselesidir. Konuşma yapan insanın ses tonu, vücut dili, tavır ve davranışları, en az konuşmanın içeriği kadar rol oynar. İnsanlar, kendisini saklamayıp kendisi gibi olan insanları dinlemekten hoşlanırlar. Böyle insanlardan etkilenirler. Bunun için her konuşma yapan insanın önce, kendisi olmaya gayret etmesi gerekir.

Bir başka husus; Konuşma dili yazı dilinden farklıdır. Yazı yazmak, düzgün cümleler kurmayı, kelimelerin anlamlarını tam olarak yansıtmayı gerektirir. Konuşmak ise, yazmaktan çok farklı bir eylemdir. İnsan konuşurken, tonlama yaparak, vurgu yaparak, hızlanıp yavaşlayarak, yeri geldiğinde susup bekleyerek kelimelere anlam yükler. Bu imkânların hiç biri, yazı dilinde yoktur.

Konuşmacıların en büyük hatası, yazar gibi konuşmaktır. Bir insanın yazı diliyle konuşması, onu hiç bir şekilde “dinlenir” kılmaz. Bu konu, iyi bir konuşma yapmanın temelini oluşturur. Topluluk önünde doğal olamayan hiç kimse, iyi bir konuşmacı olamaz.

Topluluk önünde konuşma yapmak için, mutlaka yazılı bir metin hazırlamak gerekmez.  Bazı insanlar söyleyecekleri her kelimeyi yazmayı tercih ederler. Bazıları notlar alır, bunlara bakarak konuşur. Bazıları ise hiç kâğıda bakmadan konuşma yapmayı tercih eder. Ama hiç bir konuşmacının, başını öne eğip, önündeki kâğıttan okuması doğru değildir. Konuşmacının mutlaka, dinleyicilerle ilişki içinde olacağı, onlarla bağ kuracağı bir tarzının olması gerekir.

Konuşmacının kendisini değil, dinleyicileri önemseyen bir düşünce, tavır ve davranış içinde olması gerekir. İnsanlar, kendisini fazla önemseyen bir konuşmacıyı dinlemek istemezler.

Konuşma yaparken, dinleyicilerle göz teması kurmak, ses tonunu yükseltip alçaltmak, kimi yerde sessizliğin gücünden yararlanmak,  dinlemeyi kolay ve zevkli kılar. Konuşurken önüne bakan, salonun arkasına bakan, insanların yüzlerini görmeden herkesi “tarayan” konuşmacılar, dinleyicilerle bağ kuramazlar. İnsanlarla bağ kurmak için, her konuşmacının dinleyenlerle göz teması içinde olması gerekir.

Etkili konuşmalar insanlara ilham veren konuşmalardır; dinleyenleri iyi hissettiren, kendilerine olan  güvenlerini pekiştiren, iyimserliklerini yükselten konuşmalardır. İyi bir konuşma dinlediğimizde sadece anlatılanları anlamakla kalmaz, bunları kendi hayatımıza da uygulamak isteriz. Bizi heyecanlandıran, umutlandıran, kendimizden daha iyi bir insan çıkarmak için bize ilham veren konuşmalar, bizim belleklerimize kazınır.

Son olarak; etkili bir konuşma ne kadar kısa olursa o kadar iyi olur. İnsanların dikkatlerinin çok kıt olduğu bir dünyada çok şey söylemek, saatlerce konuşmak hiçbir anlam ifade etmez. En iyi hazırlanmış bir konuşma, mümkün olduğunca kısa konuşmadır.

Dünyanın en önemli konularının bile 18 dakikada anlatılabileceği bilimsel olarak ispat edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v) Efendimizin uzun bir konuşmasına rastlayan var mıdır?

Mehmet Göktaş / / İnzar Dergisi – Haziran 2016 (141. Sayı)
 
07-06-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.