Çocukların Temiz Fıtratı ve Bu Fıtratı Koruma Yolları

Konuk Yazarlar
Çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmek, onlara güzel bir terbiye vermek ve onları topluma kazandırmak hiç şüphesiz biz ebeveynlerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır.
Çocuklarımızı en güzel şekilde yetiştirmek, onlara güzel bir terbiye vermek ve onları topluma kazandırmak hiç şüphesiz biz ebeveynlerin en önemli görevleri arasında yer almaktadır. Ahirete uzanan dünya yolculuğumuzda bizi başıboş bırakmayan Yüce Rabbimiz bu konuda da bize ışık tutacak, bizi doğru yola götürecek kaideler belirlemiştir. Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır:


“Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır.” (Tahrim / 6)

Ateşten korunmak ancak Allah’a kul olmakla, O’nun (cc) emirlerine uymak ve yasaklarından uzak durmak ile mümkündür. Dolayısıyla çocuklarımıza vereceğimiz terbiyenin gayesi onları geleceği kesin olan bir azaptan (ateşten) korumaktır. Vereceğimiz terbiyede elbette âlemlere rahmet olarak gönderilen Resulullah (sav)’ın sünnetini esas almalı, Onun (sav) terbiye metotlarını uygulamalıyız.

İbni Mace’nin tahriç ettiği bir rivayette Hz. Peygamber (sav) “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim” buyurarak kendisini bir muallim ve bir terbiyeci olarak tanıtmaktadır. Bu hadisten anlaşıldığı üzere peygamberlik müessesesinin esas vazifesi ehemmiyetle üzerinde durulan eğitim ve terbiyedir. Peygamberliğin en mühim gayesi terbiye olunca, yeni yetişen neslin sorumlularının da en mühim vazifesi terbiye olmalıdır. Bu sebepledir ki Peygamber Efendimiz (sav) çocukların terbiyesinden babaları sorumlu tutmuş, baba olmadığı taktirde dede, anne, vasi, kayyim vs. her kim velayeti üzerine almışsa ona, hiç birinin bulunmadığı hallerde Sultan’a tevdi ederek çocuğu mürebbisiz bırakmamıştır.

Ebu Hureyre (ra)’den gelen rivayette: “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri, ismini ve edebini güzel yapmasıdır...” denmektedir. Bir başka hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır:

“Bir baba evladına güzel edepten daha efdal bir şey hediye edemez.”

Dolayısıyla terbiye, dar anlamıyla çocukta şahsiyeti inşa faaliyeti, geniş anlamıyla ise yarınki cemiyeti kurma ameliyesidir.

Eğitimciler ve terbiyeciler insan hayatını bir kısım safhalara ayırırlar. Örneğin Rousseau, Emile’in hayatını beş devreye ayırır ve meşhur kitabını bu sebeple beş bölümde tamamlar.

1.Devir: Doğumdan iki yaşına kadar olan devredir. Bu devrede cismani bir terbiye tatbik edilmelidir.

2.Devir: İhsaslar (üstü kapalı anlatma) devridir, üç yaşından on bir yaşına kadar olan devredir. Bu devrede ihsaslar terbiye edilmelidir.

3.Devir: 12-15 yaş arası tecrübe ve hüküm devri, ferdiyetine sahip olma devridir, henüz içtimaileşme yoktur.

4.Devir: 16-18 yaş arasıdır. Terbiye akli ve ahlaki olmalıdır. Akli ve ahlaki prensipler, bedii duygular inkişaf eder, vicdan gelişir.

5.Devir: 18 yaşından sonrasıdır. Cemiyet hayatına uyum sağlama devridir. Bu devrede içtimai hayatın nimetlerinden istifade eder.
Günümüz psikologları Rousseau’nun bu taksimini çok kaba ve şematik bulup, farklı taksimlerde bulunmuşlardır.

Dini kaynaklarda ise, beşer hayatı başlıca dört safhaya ayrılır:

1. Çocukluk (Tufuliyyet): Doğumdan buluğa kadar geçen ömür safhasıdır. Bu safhadaki çocuğa tıfl denir. Bu safha fıkıh kitaplarında dört devreye ayrılmaktadır:
1- Sabiyy: Doğduğu zamandan sütten kesilinceye kadar
2- Gulam: Sütten kesilme ile 7 yaş arası
3- Yafi’i: 7-10 yaş arası
4- Hazver: 10-15 yaş arası

2. Gençlik (Şebabet): Buluğdan sonra başlayıp olgunluk ve ihtiyarlığa kadar geçen safhaya denir.

3. Olgunluk (Kühulet): Gençliğin bir uzantısı olan olgunluk safhasının başı ve sonu için rakamlar birbirlerine muhalefet etmektedir.

4. İhtiyarlık (Şeyhuhet): Nassa dayanan hadisçiler için ihtiyarlık 60-70 yaşları iken lügatçiler için bu 51-80 yaşları arası, 50 veya 51 den sonraki devredir.

Bir de ‘Düşkünlük devri’ vardır ki, bu safhada daha çok tesbih, zikir ve Kur’an tilavetiyle meşguliyet tavsiye edilmiş olan en son ömür safhası 80 yaşından ölüme kadar olan devredir.

Biz burada dini kaynaklarda bahsi geçen birinci safhayı yani çocuğun doğumundan buluğa ermesi yaşına kadar süren zaman dilimini ele almak istiyoruz.

Bir Müslüman olarak çocuklarımızı nasıl eğitebiliriz, onlara sağlam temelleri nasıl kazandırabiliriz, toplumun tuzaklarından onları nasıl koruyabiliriz, temiz fıtratlarının bozulmaması için nasıl bir gayret içerisine girmeliyiz vb. sorular ebeveynler tarafından sıkça sorulan ve merak edilen konulardır.

Öncelikle ebeveynler olarak çocukların bizlere Allah’ın bir emaneti aynı zamanda bir imtihan vesilesi olduklarını iyi idrak etmiş olmalıyız. Allah’ın birer emanetleridirler, çünkü Allah her doğan çocuğu İslam fıtratı üzerine yaratmıştır. Nitekim Resulullah (sav) bir hadisinde şöyle buyurmaktadır:

“Her doğan, İslam fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.”

Çocuğun temiz fıtratı anne-babalara emanet edilmiştir. Emanete iyi bakmak ve emaneti emanet alındığı şekliyle, bozmadan kirletmeden geri iade etmek icap eder. Dolayısıyla biz ebeveynlere düşen en büyük görev bu fıtratı korumak ve bozmamaktır. Yüce Rabbimiz Rum Suresi’nin 30. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“O halde (Habibim) sen yüzünü bir muvahhid olarak dine yönelt. Allah’ın insanları yaratmasında esas aldığı o fıtrata uygun hareket et.”

Ayet-i kerimede zikredilen ‘fıtrat’dan maksat, yaratılma şekli, din, ihlas, İslam, tevhid inancı, Allah’a verilen ahd vb. anlamlarda yorumlanmıştır.
İşte bu fıtrata aykırı davranarak çocuklarımızın temiz fıtratına asla gölge düşürmemeli terbiyede tevhid anlayışından asla sapmamalıyız. Aksi takdirde yukarıda bahsi geçen Tahrim Suresi’nin 6. ayetinde geçen tehdit içerikli ayetin muhatapları oluruz.

Çocuklar aynı zamanda bir imtihan vesilesidir. Nitekim Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Doğrusu mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Büyük ecir ise Allah katındadır.”

Munafikun Suresi’nin 9. ayetinde ise Allah (cc): “Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah`ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır” buyurmaktadır.

Bu ayetin açıklamasına ilişkin yüzlerce örnek verilebilir. Misalen günümüzde çocuk sahibi olan çoğu anne-babaların İslami çalışmalardan uzak durduğuna şahit olmaktayız. Onları Allah rızası için herhangi bir çalışmaya davet ettiğimizde, aldığımız cevap hemen hemen aynıdır: “Çoluk çocuktan dolayı pek zamanımız olmuyor. Onları geçindirmek, giyindirmek, yedirmek, içirmek, okutmak derken, zaman kalmıyor.”

Bu şüphesiz şeytanın oyunlarındandır, çünkü böyle bir düşünce İslam’a, dolayısıyla fıtrata ters düşen bir durumdur. Çocuklar, Allah’ı anmaktan alıkoymak için değil, bilakis Allah’ın rızasını kazanma vesilesidir.

Çocuklarımızın iyi bir ahlakla ahlaklanmasını istiyorsak, öncelikli olarak kendi ahlakımızı güzelleştirme yoluna girişmeliyiz. Çünkü çocuklar ilk etapta anne-babalarını örnek alırlar. Burada anne ve babanın birbirlerine karşı merhametli ve şefkatli davranması da büyük bir önem arz etmektedir. Anne babanın birbirlerine muamelesi şüphesiz ki çocuğun terbiyesinde büyük bir rol oynamaktadır. Ailede sürekli şiddet, kavga, iletişim kopukluğu, ilgisizlik gibi durumlar yaşanıyorsa, bu çocuğun şahsiyetini olumsuz yönde etkileyecektir. Şayet ailede huzur, sevgi ve mutluluk varsa, bu da çocuğu olumlu yönde etkileyecektir.

Başka bir husus ise, çocuklarımızla sürekli iletişim halinde olmaya gayret göstermemizdir. Üstelik onların hiç bir şey anlamadığını zannettiğimiz ilk aylarında/yaşlarında bile. Beşikte dahi onlarla hayır konuşmak, uyuturken klasik ninniler yerine tesbihler, tahmidler ve tehliller getirmek, Allah’ın ve Resulü’nün adını sıkça anmak, Kur’an okumak gibi uygulamalarda bulunmamız, çocuğumuzun ahlakını olumlu yönden etkileyecektir.

Çocuğumuzun yaşı ilerledikçe bu uygulamaları genişletip, kavrayış kapasitesine göre Allah’tan bahsetmeye, dünyaya getirilişimizin amacını güzel bir şekilde izah etmeye başlayabiliriz.

Başka önemli bir husus ise, çocuklarımızı aldatmamamızdır. Çocuklara hayal dünyasından bahsetmek, her şeyi onlara güzel göstermek, hep iyiden bahsetmek yanlış bir yaklaşımdır. Çünkü dünyada sadece iyilik yoktur, kötülük de vardır. Bu bağlamda kötülüğün kaynağı olan şeytandan bahsetmek yerinde olacaktır.

Her şeyin açık saçık gösterildiği televizyon programları ise (çizgi filimler de dahil olmak üzere), çocuklarımıza edepli ve hayalı bir şahsiyet kazandırma yolunda büyük bir engel teşkil edecektir. Çocukların hareketliliğinden (anne-babaların deyimiyle yaramazlığından) başını dinlemek, rahat etmek için, çocukları yalnız başına televizyonun veya bilgisayarın karşısına oturtan ebeveynler, aslında çocuklarını nasıl bir tehlikeye attığının farkında değillerdir. Böyle bir uygulama çocuk açısından çocuğun pasifleşmesine ve tembelliğine, ebeveynler açısından ise çocuğun üzerindeki gözetim ve kontrollerini yitirmelerine yol açacaktır.

Çocuğun içerisinde yaşadığı ve ilk tecrübeler edindiği sosyal yapı ailedir. İkincisi cemiyettir. Çocuk cemiyete atılmadan önce, anne-baba çocukta sağlam bir temel oluşturmalı, onu muhtemel tehlike ve tuzaklardan koruyabilecek bir terbiye aşılamalıdır.

Ayrıca unutulmamalıdır ki, çocuk eğitimi büyük bir sabır ve süreklilik gerektiren bir iştir. Misal; ebeveynler çocuğa yasak koyduğunda, yasakta sabit kalmalıdırlar. Yasağı neden koyduklarını çocuğun anlayacağı bir dilde iyice izah etmelidirler. Burada önemli olan bir başka husus da, anne-babaların izinlerde ve yasaklarda ortak fikirde ve kararlılıkta olmalarıdır.

Eğitim ve terbiyede orta yol takip edilmeli, ne çok yasakçı olmalı ne de çocuğu fazla serbest bırakmalıdır. Otorite ebeveynlerin elinde olmalı, çocuklar sürekli denetim ve disiplin altında tutulmalıdır.

Çocuklarımıza ibadeti sevdirebilmenin yollarını da araştırmamızda fayda vardır. Mesela evde çocuklarımızla birlikte abdest almayı, cemaatle namaz kılmayı ve Kur’an okumayı alışkanlık haline getirebiliriz. Namaz ağaçları gibi uygulamalar da, çocuklarımızın düzenli bir şekilde namaz kılmasında etkin bir rol oynayabilir. Diğer ibadetlerde de aynı şekilde değişik uygulama ve metotlarla çocuklarımıza bu ibadetleri sevdirebiliriz.

Evet, görüldüğü üzere terbiye konusu çok geniş kapsamlı bir konudur. Terbiye metotları ile ilgili de elbette yazılacak daha çok şey vardır, fakat biz bu kadarıyla yetiniyor, çalışmamıza bir nokta koyuyoruz. Allah (cc)’tan çocuklarımıza güzel bir terbiye vermede bize yardımcı olmasını, bize emanet edilen fıtratlarını korumamızı ve ahirette onların ebedi saadete ermeleri için Allah’ın bizleri vesile kılmasını niyaz ediyoruz…

Pedagog Meliha Timur / İnzar Dergisi - Haziran 2015 (129. Sayı)
 
08-06-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.