Can Eriğinden Öğrendiklerim

Mehmet Göktaş
Hepimizin bildiği ve her yerde kolayca yetişen şu can eriğinden çok şeyler öğrendiğimi söyleyeyim. Belki çoğumuz için basit ve önemsiz olabilir veya benim öğrendiğim dersi sizler çok daha önceden öğrenmiş olabilirsiniz fakat itiraf ediyorum, ben yeni öğrendim.
Hepimizin bildiği ve her yerde kolayca yetişen şu can eriğinden çok şeyler öğrendiğimi söyleyeyim. Belki çoğumuz için basit ve önemsiz olabilir veya benim öğrendiğim dersi sizler çok daha önceden öğrenmiş olabilirsiniz fakat itiraf ediyorum, ben yeni öğrendim.

Son zamanlara kadar can eriğini hep çarşıdan veya başkalarının bahçesinden tanırdım. Son zamanlarda bizim bahçemizde de birkaç ağaç yetişti ve elhamdülillah bol bol istifade ediyoruz.

En dikkat çeken özelliği; hemen mevsiminde tüketilmesi gerekiyor. Kayısı gibi kurutulamıyor, istiflenemiyor, kışın hoşafı, kompostosu yapılmıyor, yapılsa bile zannedersem fazla makbul olmuyor.

Kısacası hemen yiyip tüketeceksiniz. Buyurun, üç dört kişilik bir aile olarak nasıl tüketecekseniz tüketin görelim. Saklayamıyorsunuz, ağacın üzerinde bıraksanız çürüyecek, onlarca ağaç değil ki pazara götürüp satasınız.

Yapacağınız tek şey başkalarına ikram etmek, mecbursunuz böyle yapmaya. Rabbimiz bize açıktan başkalarına vermemizi istiyor ve bir anlamda bunu bizim gönlümüze bırakmıyor, adeta mecbur ediyor.

İnsanoğlu için en büyük erdemlerden birisi vermek değil midir?

Sonra dikkat ettim ki sadece can eriği değil kiraz da aynı özellikte, eğer pazara çıkarılacak kadar çok değilse hemen tüketilmesi gerekiyor.

Bir toplum için, bir arada yaşayan insanlar için ne büyük bir mutluluk! Evler arası tabak tabak meyve trafiğinin işlemesi. İster bu meyveyi veren olun, ister alan olun, elhamdülillah ne güzel bir şey. Siz bunu bir de böyle bir hayat tarzından mahrum olanlara sorun, o zaman anlayacaksınız değerini.

Allah Teâlâ başta can eriği ve kiraz olmak üzere bazı meyvelerle bize cömertliği, başkalarına bir şeyler vermeyi öğretiyor. Daha da önemlisi birilerinin zannettiği gibi verdikçe hiçbir şeyin bitip tükenmeyeceğini öğretiyor. Öyle değil mi, eğer siz birilerine bir tabak kiraz veya erik veriyorsanız, onlardan da sizlere bir şeyler geliyor.

Sonra dikkat ettim ki Rabbimiz bizlere sadece birkaç meyveyle değil çok daha fazla şeylerle cömertlik öğretiyor.

Düşünüyorum da, ufak çapta yaptığımız bahçecilik hep böyle değil mi, bize vermeyi öğretmiyor mu? Diyelim ki can eriği ve kiraz gibi meyveleri saklayamadığımız için veriyoruz. Bir kısmını da ticari boyutta yapamadığımız için vermek zorunda kalıyoruz.

Ev bahçeciliğimiz hep böyle değil mi? Domatesimiz, biberimiz ve diğer sebzelerimiz eğer pazara çıkarıp satacak kadar çok miktarda değilse ne yapıyoruz? Başta yakınlarımız olmak üzere herkese vermek durumunda kalıyoruz öyle değil mi?

Yaşadığımız ülkede ev bahçeciliği tahminlerimizin çok üzerindedir. Ve bu bahçelerde yetiştirilen ürünlerin önemli bir miktarı pazara inmeden aileler arasında tüketilmektedir. Belki çok azı köylerden ilçe pazarlarına getirilip satılmaktadır.

Tarımı ve bahçeciliği büyük çapta yapanların sattıklarının dışında yakınlarına ikram için ayırdıklarını da düşündüğümüzde hayatımızdaki ikramların payını daha iyi anlarız.

Şimdi bize düşen, hayatımızdaki can eriklerini, can eriğine benzeyenleri bulup çıkartmak, orta yere koymak ve daha sonra da başkalarına ikram etmektir.

Beklettikçe, sakladıkça, stok ettikçe hiçbir şey kazanmayacağımız, hatta bir gün atmak zorunda kalacağımız o kadar şeyimiz var ki…

Bu konuda en büyük düşmanlarımızdan birisinin buzdolabımız olduğunu hiç unutmayalım. Bizim için çok faydalı zannettiğimiz buzdolaplarımız, derin dondurucularımız nice ikramlarımızın önüne geçtiğini, nice sevaplarımıza ve kazanacağımız erdemlere engel olduğunun farkında mıyız?

Sosyal hayatı olumsuz yönde etkileyen icadların başında buzdolabının geldiğini veya onun yanlış kullanılmasının geldiğini insanoğlu belki bir gün anlayacak ama o zaman artık geç olacak.

Unutmayalım ki, insanoğlunu küçülten, basitleştiren şeylerin başında stokçuluk gelir, özellikle yiyecek stokçuluğu.

İsrail oğullarının ayağını kaydıran erdemsizliklerden birisi de bu değil midir?
Eğer bir insan “Ben yarın ne yiyeceğim” endişesine kapılmışsa o insan bitmiş demektir, öylesi insanlardan oluşan toplum tükenmiş demektir.

Demek istediğimiz odur ki, şu can eriği konusunu iyi düşünelim.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Temmuz 2016 (142. Sayı)
 
12-07-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.