Cahiliye çağrısı ve bu çağrıya icabetin bedeli

Mehmet Göktaş
Hicretin beşinci yılında gerçekleşen Beni Mustalik, diğer bir adıyla Müreysi gazvesinden bir kesit sunmak istiyorum. Zaferle sonuçlanan bu savaş her ne kadar büyük hacimli olmasa da bu esnada savaşın kendisinden büyük olaylar vuku bulmuştur. Bu savaşın dönüşünde Hz. Aişe validemize iftira olayı gerçekleşmiş, dolayısıyla Nûr suresi inmiştir.
Hicretin beşinci yılında gerçekleşen Beni Mustalik, diğer bir adıyla Müreysi gazvesinden bir kesit sunmak istiyorum.

Zaferle sonuçlanan bu savaş her ne kadar büyük hacimli olmasa da bu esnada savaşın kendisinden büyük olaylar vuku bulmuştur. Bu savaşın dönüşünde Hz. Aişe validemize iftira olayı gerçekleşmiş, dolayısıyla Nûr suresi inmiştir.

Beni Mustaliklerin reisi Haris b. Ebi Dırar’ın Müslümanlarla çarpışmak üzere asker topladığı istihbaratını alan Peygamber Aleyhisselam yedi yüz kişilik bir ordu hazırlar ani bir baskınla büyük bir zafer elde etmiştir.

Bu savaşın dikkat çeken yönlerinden birisi de münafıkların katılmış olmasıdır. Bundan önce münafıklar hiçbir savaşa katılmamışlar, katıldıkları Uhud savaşından üç yüz kişiyle yarı yoldan dönmüşlerdir.

Evet, sadece bu savaşa katılmışlar ve kâfirlerin Müslümanlara vermediği zararı vermişler, Peygamber Aleyhisselam’a adeta hayatı zehir etmişlerdir. Münafikûn sûresi de bu savaşın dönüşünde nazil olmuştur.

Günümüzü ve bütün asırları doğrudan ilgilendirdiği için bu savaştan bir sahneyi aktarmak istiyorum.

İslâm ordusu dönüş esnasında yorgun ve susuz bir halde Müreysi kuyusunun başına gelir ve orada konaklar. Kuyudan su almak için koşuşanlar arasında bir tartışma, bir kavga çıkar. Hz. Ömer’in ücretli at bakıcısı Beni Gıfar’dan Cahcah b. Mes’ud ile Ensardan sayılan Sinan b. Veber arasında kuyudan çıkan kovanın kime ait olduğu tartışması kavgaya dönüşür, Cahcah b. Mesud Sinan b. Veber’in yüzüne vurur ve kanatır. Bunun üzerine Sinan b. Veber “Yetişin ey Ensar cemaati!” diye bağırınca Cahcah b. Mesud da “Yetişin ey muhacir cemaati!” diye bağırır. Bunun üzerine Ensar ve Muhacirlerden önemli bir kalabalık oraya koşuşur ve nerdeyse savaş vaziyeti alırlar.

Fakat her iki camianın önemli, aklı başındaki olgun kişileri devreye girer ve ortalığı yatıştırır. Bu arada Rasûlullah (s.a.v) gelir, “Cahiliye insanının davası mı güdülüyor, nedir bunların dertleri?” buyurur ve ortalığı yatıştırır.

Orada bulunan münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül bunu bir fırsat olarak değerlendirir ve “Medine’ye dönünce aziz olanlar zelil olanları oradan çıkaracaktır” der. Daha bunun gibi Ensar ve Muhacirleri birbirlerinin üzerine salacak birçok laf eder. İslâm tarihini detaylıca anlatan kitaplardan ve Münafikûn sûresi tefsirlerinden genişçe öğrenebilirsiniz, öğrenip sohbet konusu yapmanızı da tavsiye ederim.

Ben sadece bir noktaya dikkat çekmek istiyorum:

“Yetişin ey Ensar topluluğu” diye seslenmek de “Yetişin ey Muhacir topluluğu diye bağırmak da cahiliye çağrısıdır, cahiliyeye çağrıdır. Bu çok büyük bir hatadır.

Bir Müslüman eğer bir zulme uğramışsa, haksızlığa uğramışsa, başkalarının yardımına ve desteğine ihtiyacı varsa bu yardımı ve desteği hiçbir ayırım yapmadan bütün Müslümanlardan veya bütün insanlardan istemelidir. Sadece bir ırkı, bir sülaleyi, bir kavmi imdadına çağıramaz. Sadece bir şehrin, bir kasabanın veya köyün adını söyleyerek de yardım çağrısında bulunamaz.

Böyle bir çağrının içinde hak yoktur, hakikate aykırı bir çağrıdır. Böyle bir çağrı şu anlama gelmektedir: Ey benim kavmim, ey benim hemşerilerim, ey benim köylülerim! Koşun gelin ve bana destek olun, bana yardım edin. Meselenin ne olduğu önemli değildir, benim haklı veya haksız olmam önemli değildir, siz hemşerinizden yana olmalısınız, siz sizin kavminizden, sizin sülalenizden yana olmalısınız, önemli olan budur, yani önemli olan aynı kavimden, aynı şehirden olmaktır…”

Evet, bu çağrı cahiliye çağrısıdır, bu çağrı adaletsiz ve haktan yana olmayan bir çağrıdır, bu çağrı asla Müslümanca bir çağrı değildir, hiç kimsenin böyle bir çağrı yapma hakkı yoktur.

Söylediğimiz gibi, doğru olan orada bulunan bütün Müslümanları, bütün insanları çağırmaktır ve onlar geldikten sonra da olup bitenleri doğru bir şekilde aktarmak ve kendi yüzünden insanların birbirlerine girmelerine, daha büyük bir kavga ve kargaşaya sebep vermemektir.

Gelelim böyle bir çağrıya kulak verenlere, böyle bir yardım çağrısına düşünmeden koşuşanlara… Onlar da aynı şekilde suçludurlar, onlar da cahiliye çağrısına icabet edenlerdir.

Hiçbir Müslüman bu şekildeki bir cahiliye çağrısına kulak vermemelidir. Diyelim ki ilk etapta bu çağrının ne anlama geldiğini anlayamadı, gaflet anına geldi ve çağrılan yere vardı.

Bu defa yapması gereken şey olayın mahiyetini anlamak, haklıyı ve haksızı öğrenmek, ona göre davranmaktır. Hatta bundan önce yapması gereken, bu şekilde bir çağrının yanlış olduğunu, cahiliye çağrısı olduğunu bildirmektir.

Hiçbir Müslüman sadece ırkından dolayı, şehrinden dolayı, köyünden dolayı, daha da önemlisi ülkesinden dolayı sorup soruşturmadan onlara destekçi olamaz, onların çağrılarına icabet edemez. Müslüman ancak ve ancak haktan yana olur, haklıdan yana olur.

Şimdi biz bu “Yetişin ey ensar, yetişin ey muhacirler…” şeklindeki cahiliye çağrısını günümüze getirelim ve bugünkü çağrılarla yan yana koyarak değerlendirelim.

Yeryüzünü yakıp kavurmakta olan fitne bu fitne değil midir? Düşünelim ve biz bu çağrılara ve bu çağrılardan dolayı ortalığı kaplayan fitnelere katkıda bulunuyor muyuz, bulunmuyor muyuz, bunun muhasebesini yapalım.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Ocak 2016 (136. Sayı)
 
14-01-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.