Büyük Şeytanlar Bombardıman Yarışında

Ali Özgür
Küresel aktörlerin Ortadoğu’ya müdahalelerindeki son gerekçeleri, “IŞİD terörü” üzerine düğümlenmiş durumdadır. IŞİD gerekçesi, ipini koparan her çeşit aktörün her türden katliamcı müdahalesi için anahtar sözcük durumuna getirilmiş bulunmaktadır.
Küresel aktörlerin Ortadoğu’ya müdahalelerindeki son gerekçeleri, “IŞİD terörü” üzerine düğümlenmiş durumdadır. IŞİD gerekçesi, ipini koparan her çeşit aktörün her türden katliamcı müdahalesi için anahtar sözcük durumuna getirilmiş bulunmaktadır. IŞİD, terörün ve barbarlığın modern tezi haline ge(tiri)lmişken, her türden sömürgeci/çatışmacı müdahalecilik de anti-tez haline getirilerek meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır.

Amerikancı hava koalisyonunun yeni moda kabilinden bombardımanlara başlaması, IŞİD gerekçesi olarak tedavüle sokulmuştur.

Rusların geleneksel ayı kültürü ile Suriye müdahalesi de yine IŞİD gerekçesiyle gerçekleştirilmiştir.

Şu anda başını Fransa’nın çektiği yeni tür Batı bombardıman müdahaleciliği de yine IŞİD gerekçesiyle sürdürülmektedir.

Artık bayat bir teknik haline gelen ve IŞİD’e mal edilen veya yaptırılan sansasyonel eylemler, medya vasıtaları üzerinden önce köpürtülmekte, ardından müdahale gerekçesine dönüştürülmektedir.

IŞİD, mütecaviz aktörler için mükemmel bir gerekçe oluştururken, mütecaviz aktörlerin bazen günübirlik gerçekleştirdikleri katliamlar, IŞİD’in aylarca belki de yıllarca gerçekleştirmeye güç yetiremeyeceği katliamların bile kat kat ötesine geçebilmektedir.

Her gelen yeni müdahalecilik biçimi, bir önceki müdahaleci aktörün serserice bombardıman tekniklerini geride bırakmaktadır. Amerikan müdahaleciliğinden sonra gelen Rus müdahaleciliği en popüler müdahale haline gelmişken, Paris saldırıları üzerinden Fransa’nın başını çektiği ölümcül müdahalecilik, Rus popülaritesinin pabucunu dama atmaya aday görünmektedir.

Farklı kutuplardan gelen müdahaleciliklerin bir diğer bariz özelliği de, karmaşa içerisindeki coğrafyada inisiyatifi ele geçirmek ve rakibine fark atmaktır.

Yaşananlara bakınca, Paris saldırıları üzerine bina edilen Fransa öncülüğündeki yeni müdahale biçimi, Batı’nın Ruslara kaptırdığı psikolojik üstünlüğü geri alma çabası gibi durmaktadır. Tam da burada “Paris saldırıları”, nedenleri ve sonuçları bakımından önem kazanmakta, işin “şaibe” yönüne dikkatleri çekmektedir.

Paris saldırıları, Viyana görüşmeleri diye adlandırılan sürecin nihayete ermek üzere olduğu anlara denk ge(tiri)lmesi açısından irdelenmeye muhtaçtır. ABD, Rusya ve başlıca ülkelerden oluşan 17 ülke temsilcilerinin Suriye’de siyasi sürece geçme üzerine Viyana’da bir araya gelip yürüttüğü diplomatik çabalar üzerine “uzlaşı” sinyallerinin verildiği anda Paris saldırıları gerçekleştirilmiştir.

Tarafların açıklamalarına göre Esad’ın geleceği hariç, diğer konularda “uzlaşmaya” varılmıştı. Buna göre 6 ay içerisinde geçiş hükümeti kurulacak, 18 aya kadar ise seçimlere gidilip yeni bir yönetim şekli belirlenecekti. Bu süre zarfında muhalif gruplarla da müzakereler yürütülecek, ancak IŞİD, Nusra ve “diğer terör örgütleri” ile ortak mücadeleye devam edilecekti.

 Aslına bakılırsa Suriye’ye müdahil olan tüm ülkeler, her daim Suriye’de tek seçeneğin “siyasi süreçten” geçtiği konusunda siyaseten hemfikirdirler. Ama ne hikmetse siyasi sürece geçiş üzerine düzenlenen her konferans sonrası verilen “uzlaşı” mesajlarıyla beraber Suriye sahasında yaşanan çatışmaların dozajı aniden yükselmekte, çatışmalar en üst düzeylere çıkarılmaktadır.

Neden mi?

Nedeni şu; her müdahil ülke, olası siyasi sürece hazırlık bakımından denetiminde tuttuğu grup veya grupların süreç masasına eli güçlü bir şekilde oturarak kazanımlarını artırma telaşına düşmektedir. Masaya gelene kadar her grubun elde edeceği kazanç oranında sponsor ülkenin eli güçlenecek, olası yeni siyasi şekillenmeye damgasını vurmuş olacaktır. Bundandır ki her siyasi süreç vurgusunun yapıldığı anlar, Suriye’de şiddetin en fazla tırmanışa geçtiği anlar haline dönüşmektedir.

Rusların doğrudan müdahalesine kadar genelde güç devşirme oyunları, sahadaki gruplar üzerinden yürütülüyordu. Ancak Ruslar gruplardan yana değil, Şam yönetiminden yana tavır koyduğu için elini güçlendirecek tek bir seçeneği vardı, o da doğrudan müdahaleye yönelmekti. Zaten Ruslar, tavrını, yönetime karşı silah kullanan tüm gruplarla savaş üzerine kurması, sahada elini güçlendirip olası siyasi süreç masasına en güçlü şekilde dönme arzusunun bir sonucuydu.

Hatırlayalım; Amerika ile Rusya arasında süren görüşmelerde “uzlaşıya varıldığı” haberlerinin piyasaya sürülmesinden hemen sonra, Rusya, “Esad yönetiminin talebiyle” ve tabii ki IŞİD’le mücadele gerekçesini de yanına alarak Suriye sahasına doğrudan müdahaleye yeltenerek gruplar üzerinden yürütülen karşı hesapları önemli oranda akamete uğratmıştı.

Ölümcül Rus saldırıları karşısında gruplar üzerinden artık inisiyatifin kolayca sağlanamayacağı gerçeği, Amerika ve Batılı müttefiklerini önce çaresiz bırakmış, ardından da Rus müdahalesini dengeleyecek tarzda bir doğrudan müdahaleyi kendileri için zorunlu kılmıştı. İşte Paris saldırıları bu yönüyle önemliydi ve Rus baskısını dengelemek için doğrudan müdahale imkânı sunması açısından irdelenmeye muhtaçtı.

Bundandır ki Paris saldırıları, salt bir “terör saldırısının” çok ötesine taşınarak devasa bir kampanyaya dönüştürülmüştür. Açıkçası Paris saldırıları sonrası Avrupa’nın geneline bilerek yayılan korku dalgaları, büyük oranda kurgudan ibarettir ve tek hedefi, Suriye’ye yapılacak doğrudan müdahalelere “gerçekçi” bir kılıf oluşturmaktır. Paris’ten yayılan fabrikasyon ürünü korku rüzgârları önce Avrupa kamuoyunu esir aldı, ardından da dünya gündemine pazarlanarak yapılacak doğrudan müdahalelerin psikolojik altyapısının dolgu malzemesine dönüştürüldü.

Şu anda IŞİD bahanesiyle Suriye’ye yakın bölgelere uçak filoları konuşlandırma yarışı yapılıyor, uçak gemileri en yakın noktalara hareket etme emirleri alıyorlar. Akbabalar misali tüm güç odakları IŞİD gerekçesiyle Suriye sahasına üşüşürken tümü de müdahale gerekçelerini IŞİD üzerine bina ediyorlar.

Doğrudan müdahale yarışının ortaya koyduğu şu gerçeği artık kimse inkâr edemez herhalde. Gruplar üzerinden yürütülen iç çatışmalar tamamen bir “vekâlet savaşının” ürünüydü. Her bir ülke, Suriye sahasına tayin ettiği vekil grubuyla savaşı vekâleten yürütüyordu. Vekâlet savaşı aynı zamanda “iç çatışma” demekti. Vekâlet savaşının kuralları, Rus müdahalesiyle alt üst oldu. Doğrudan Rus müdahalesi, vekil grupları büyük oranda devre dışına itmeye başladı. Bu durumda işlevsiz kalan vekâlet savaşı, yerini doğrudan savaşa bırakması gerekiyordu. Paris saldırıları, vekâlet savaşının devre dışı bırakılıp doğrudan müdahaleye kapı açmak için bir başlangıç işlevine dönüştürüldü.

Türkiye’nin Suriye’de izlediği Türkmen Politikasının açmazları;

Vekâlet savaş sisteminin Suriye sahasında iflas etmesiyle beraber her aktör sahaya doğrudan müdahalenin yollarını ararken son zamanlarda Türkmenler üzerinden yürütülen kampanya, Türkiye’nin hala “vekâlet usulü” metotlarda ısrar etmesiyle alakalı bir durum olarak belirmektedir.

Rusların ezici bombardıman şovları karşısında kıt imkânlara sahip gruplar üzerinden vekâlet programları yürütmek, bu aşamadan sonra sadece o grupları heder etmek anlamına gelecektir. Rusya ile savaş teknikleri anlamında karşılaşmaktan kaçınmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan Türkmen katliamı söylemi, iç kamuoyunda planlı bir “infial” oluşturmaya yetse de sahada Türkiye ve Türkmenler lehine olumlu bir sonucun ortaya çıkmayacağı açıktır.

Şu anda Türkiye ile Türkmenlerin ilişkisi; Amerika’nın YPG, Almanya/İngiltere/Fransa’nın Peşmerge ile yaşanan ilişkisinden kopyalanmaktadır.

Oysa Peşmerge ve YPG’ye hedef biçenler aynı zamanda saha koşullarına denk düşecek şekilde somut savaş desteği de vermektedirler. Türkiye ise kopyaladığı bu ilişkiyi canlı tutmaya çabalarken saha koşullarına denklikten uzak kalan ve daha çok duygusal çerçevede seyreden “manevi destekle” yetinmesi, izlediği Suriye politikasının ikinci evresinde de hayal kırıklığına aday görünmektedir.

Büyük aktörler büyük oynayıp destekledikleri gruplara etkili hava desteği sunarken, Türkiye, oluşan bu boşluğu askeri anlamda etkili bir şekilde destekleyememenin acısını “soydaşlığa” vurgu yaparak kapatmaya çalışmaktadır ki, bu da saha koşullarını karşılamaktan oldukça uzaktır.

Ali Özgür / İnzar Dergisi – Aralık 2015 (135. Sayı)
 
20-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.