Bir davanın ilklerinden olmak

Mehmet Göktaş
Dikkat ediniz, kitleler halinde irtidat eden bu insanların en önemli özellikleri, sonradan iman etmiş olmalarıdır. Özellikle Mekke`nin fethinden sonra. Ve Allah Rasûlünün tornasından geçmemiş olmaları, dizinin dibinde terbiye görmemiş olmalarıdır.
Daha Rasûlü Ekrem (s.a.v) Efendimiz henüz hayattayken ve özellikle Onun vefatından sonra da kitleler halinde İslam`dan dönmeler olduğunu biliyorsunuzdur? Bilmiyorsanız biliniz, maalesef bu bir gerçek. Kimdir bu kitleler halinde İslam`dan yüz çevirenler? Nasıl oluyor da bu insanlar Rasûlullah`ın (s.a.v) nurlu yolundan ve halkasından ayrılıyorlar da Esved el Ansî, Müseylemetü`l Kezzab, Secah ve Tuleyha gibi sahte peygamberlerin sürülerine katılabiliyorlar acaba? Sahabe dediğimiz, insanların en hayırlısı bildiğimiz, gökteki yıldızlarla ölçtüğümüz bu insanlar nasıl olup ta irtidat edebiliyorlar? Nedir bu insanları döndüren şey? 
 
Dikkat ediniz, kitleler halinde irtidat eden bu insanların en önemli özellikleri, sonradan iman etmiş olmalarıdır. Özellikle Mekke`nin fethinden sonra. Ve Allah Rasûlünün tornasından geçmemiş olmaları, dizinin dibinde terbiye görmemiş olmalarıdır. Müslüman olmak için Mekke`nin fethini bekleyenler… Evet, Arap yarımadasının önemli bir bölümü, özellikle Mekke ve Medine dışındaki Araplar İslam olayını, Rasûlü Ekrem`i gözetleyip duruyorlardı. Bir tarafta bütün Arap toplumlarının merkezi konumundaki Kureyş ve Mekke, öbür tarafta da gittikçe güçlenen Rasûlullah`ın Medinesi vardı ve bu iki güç merkezinin teke inmesi, yani önemli bir kapışma neticesinde bunlardan birisinin yok olması, diğerinin ayakta kalması kaçınılmazdı. Kim ayakta kalırsa ona katılacaktı işte bu akıllılar (!) 
 
Ve nihayet Allah`ın Rasûlü (s.a.v)Mekke`yi fethetti ve bildiğiniz gibi insanlar fevc fevc İslam`a giriyorlardı. Bir iki yıl boyunca civar kabilelerden Rasûlullah`a gelen elçilerin ardı arkası kesilmemişti, kavimlerinin, kabilelerinin Müslüman olduğunu söylüyorlar ve bağlılıklarını bildiriyorlardı. Vefd yılı denmişti tarihte bu yıla. 
 
İşte irtidat edenlerin büyük bir kısmı bunlardandı. Bunlar Müslüman olmak için tekerleğin tümseği aşmasını bekleyen akıllılardı(!) Günahlarına girmeyelim ama şayet Kureyş galip gelseydi, o bölgede hakimiyetini sağlasaydı, bu insanlar tereddütsüz putperest Kureyş`in hakimiyetini kabulleneceklerdi. Gerçi başka bir takım sebepler daha vardı, İslam`dan dönen bu kabilelerin içinde otoriteye bir türlü alışamayan, disipline gelmeyen, göçebe halinde yaşamaya alışan, bundan dolayı Medine`ye bağımlılığın sembolü olan zekâtı vermemek suretiyle eski başıboş hayatlarına dönmek isteyenler de bulunuyordu içlerinde. Fakat mesele yine aynı noktaya varıp dayanıyordu; İslam`ın ilk döneminde Müslüman olmamak, Allah Rasûlü`nün tornasından geçmemek. 
 
İslam hakimiyetinin Arap yarımadasının her bir yanına ulaşması, hele Tövbe Sûresinin baş tarafıyla kendilerine sert bir ültimatomla dört ay mühlet verilmesi, dolayısıyla kendileri için bütün yolların tıkanması, Müslüman olmaktan başka bir seçeneğin kalmaması neticesinde Müslüman olan bu kalabalıkların büyük çoğunluğunun fırsatını bulunca yüz çevirecekleri aslında fazla yadırganacak bir durum değildir. 
 
Elbette bütün bunların istisnaları da vardır ve sonradan Müslüman oldukları halde Müslümanlıklarında çok samimi olanlar ve bizler için güzel örnek olanlar da vardı elbette ve biz onları ayrı tutuyoruz. "Müslümanların ilki olmakla emrolundum" "De ki, ben Allah`a dini O`nun için halis kılarak ibadet etmekle emrolundum ve Müslümanların ilki olmakla emrolundum" (39/11,12) "De ki, ben Müslümanların ilki olmakla emrolundum” ve" sakın müşriklerden olma! buyuruldu" (6/14) "Ben ancak emrolundum ki, şu beldenin şanına hürmet veren ve her şey kendisinin olan Rabbine ibadet edeyim! Hem emrolundum ki Müslümanlardan olayım."(27/91) "De ki, cidden benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir! Ortağı yoktur O`nun. Ben bununla emrolundum ve ben Müslümanların ilkiyim!" (6/162,163) 
 
Dikkat etmişsinizdir, Kur`an-ı Mecîd`de bu tabir epeyce tekrarlanmaktadır. Bir dâvânın ilklerinden olmayı, Müslümanların ilklerinden olmayı öyle basit bir ayrıcalık zannetmeyiniz. Bir dâvâyı bir yerde ilk defa ortaya koyabilmek, ebediyete kadar sürmek üzere ilk defa o topluma nakşetmek, hele Allah Azîmüşşan`ın dâvâsını ilk defa sahnelendirmek öyle basit bir rütbe değildir. Allah indinde muhacirlerin ve ensarın böylesine övülüş sebebini bir de bu anlamda düşününüz. Bunlar imanlarının imtihanını veren kimselerdir ve dikkat ediniz bunlar içerisinden bir tek irtidat edeni bulamazsınız. Evet, ilk Müslümanlardan, Rasûlullah (s.a.v) Efendimizle birlikte bu dâvâya gönül bağlayan ve her açıdan imanlarının imtihanını verenlerden bir tek insan irtidat etmemiş, bunun yanında okuma yazma bildiğinden dolayı vahiy kâtipliğine kadar yükseldiği halde imanının imtihanını vererek Müslüman olmadığından dolayı daha sonra İslam`dan çıkan ve Mekke`ye kaçanlar vardı. 
 
Bakınız Hz. Ömer (r.a) İslam ordularının genç kumandanı Üsame bin Zeyd`e neler tembih ediyor? "Ey Üsame, ordunun ön taraflarına muhacirlerden yerleştir ki ordunun mukavemet gücü olabilsin. En arka taraflarına da muhacirlerden yerleştir ki ordunun kaçmalarını önlesin. Yan taraflarına ve ortalarına da muhacirlerden serpiştir ki çelik dişliler gibi ayakta kalabilsin, tutunabilsin." 
 
Bunu elbette daha ilk başta imanlarının imtihanını verenler yapabilirdi ve nitekim Ensar ve Muhacir bunu yaşadıkları müddetçe ispat etmişlerdir. 
 
Bütün bu olup bitenler bizim hayatımıza nasıl yansımalıdır, geçmişte olup biten şeyler midir bunlar? Bulunduğumuz beldede küfre ve azgın tağuta karşı mücadelede ilklerden olmak çok önemli bir olaydır. Eğer bizlerden önce ilk olma şerefine nail olanlar varsa, yani bizim bulunduğumuz beldede küfre ve azgın müstekbirlere karşı mücadeleyi ilk olarak ciddi anlamda başlatan ve böylece imanlarının imtihanını verenler varsa, onların kadr ü kıymetini bilmek ve istihdam edilmesi gereken mevzileri bilerek iyi değerlendirmek gerekir. Bunun yanında Müslümanların başarıya ulaşmalarından sonra onlara katılanlara iyice dikkat etmek, özellikle onları birçok konuda öne geçirerek bu dâvânın ilklerini hiçbir zaman göz ardı etmemek, gücendirmemek gerekir. Hele bu dâvâyı fetihten sonra Müslüman olanların omuzlarına yüklemek sonu hüsranla bitecek bir görevlendirmedir. Kısacası, ya ilklerden olmalıyız, yok eğer birileri bizden önce bu şerefe nail olmuşsa onları takdir etmeli ve onların varlığını büyük bir nimet bilmeliyiz ve onları iyi değerlendirmeliyiz. Bulunduğumuz her beldede Allah Teâla`nın dâvâsının ilklerinden olma yarışına, küfre, zulme ve müstekbir tağutlara karşı kıyam başlatanların ilki olma yarışına katılmalıyız. "Hele şunlar bir başlatsınlar bakalım, biz şimdilik biraz geride duralım, eğer tekerlek tümseği aşacak olursa, onlar bu işi götürecek olurlarsa hemen varır katılırız. Yok, eğer onlar bu işi götüremezler ve başlarına bir şeyler gelirse katılmamış olmakla isabet etmiş oluruz..." gibi düşünenler güyâ akıllılık ettiklerini sanıyorlarsa yanılıyorlar. Kur`an`a birazcık aşina olanlar, bunun münafıkların karakteri olduğunu hemen görecektir.
 
Mehmet Göktaş | İnzar Dergisi | Ağustos 2017 | 155. Sayı
 
04-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.