Bana İtaat Edenler Cennete Girer

Abdulkuddus Yalçın
İnsanı kendisine ibadet etsin diye yaratan Yüce Allah celle celaluh ibadetin ne olduğu ve nasıl yerine getirilip eda edileceğini insana bildirmek üzere kitaplar indirmiş ve o kitapları insana ulaştırmak, açıklamak ve ders vermek üzere de Resuller göndermiştir...
Ebû Hüreyre  radıyallahu anh’den rivâyet edilmiştir, dedi ki Resûlullah  sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu: “Ümmetimin tamamı cennete girer. Ancak istemeyenler hariç” Bunun üzerine: “Ey Allah’ın Resulü, cennete girmeyi kim istemez ki?” denildi. Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: “Bana itaat edenler cennete girer, bana karşı gelenler cenneti istememiş demektir” buyurdu. (Buhârî)

İnsanı kendisine ibadet etsin diye yaratan Yüce Allah celle celaluh ibadetin ne olduğu ve nasıl yerine getirilip eda edileceğini insana bildirmek üzere kitaplar indirmiş ve o kitapları insana ulaştırmak, açıklamak ve ders vermek üzere de Resuller göndermiştir (aleyhim-us salatu vesselam). Allah-u Teâlâyı hakkıyla tanıyıp O’na gerektiği şekilde ibadet etmek ve Allah’ın kitabını doğru bir şekilde öğrenmek isteyen kimsenin mutlaka Allah’ın gönderdiği Resule müracaat etmesi, ondan kitabı ve kulluk şeklini öğrenmesi, gösterdiği çizgiyi takip etmesi ve emirlerini yerine getirip yasaklarından sakınması gerekir. Bunu yaptığı takdirde Allah’ın Mü’min kulları için hazırladığı cennetine girmek istemiştir. Bunu yapmayan kişi Peygambere (Sallallahu aleyhi ve selem) isyan etmiş ve cenneti istememiş demektir.

İşte yukarıdaki hadis-i şerifte Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bu hakikati ifade edince Sahâbe-i kirâm radiyallahu teâlâ anhum, cenneti istemeyenlerin kimler olabileceğini merak edip şaşırdılar ve Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’den bunu öğrenmek istediler. Allah Resûlü’nün cevabı kısa, ama son derece muhtevalı oldu. Buna göre kendisine itaat eden cennete girecek, isyan eden ise cehenneme girmeyi istemiş olacaktır. Yani cenneti istemek sadece sözle, temenni etmekle ve arzu etmekle olmaz, bunu doğrulayacak ve gerçekleştirecek amel lazım, gayret lazım, eylem lazımdır. Bu da Hz. Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in itaati ile olur ancak. Tıpkı dünya işlerinde bir neticeye varmak isteyen kişinin canla başla çalıştığı gibi.

Birçok ayet-i kerime ile hadis-i şerif bu hakikati destekleyip açıkça teyid etmektedir. Bunlardan bazıları şöyledir:

“Peygamber size ne verirse onu alın, neyi yasaklarsa ondan da sakının.” (Haşr sûresi: 7)
 
Ebû Hureyre radıyallahu anh’den rivâyet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem  şöyle buyurdu: “Herhangi bir konuyu size emredip yasaklamadığım sürece, siz de beni kendi halime bırakınız. Sizden önceki ümmetlerin helak sebebi çok soru sormaları ve peygamberlerine karşı münakaşaya dalmalarıdır. Size herhangi bir şeyi yasakladığım zaman ondan kesinlikle sakınınız, bir şeyi emrettiğimde de onu, gücünüz yettiği ölçüde yerine getiriniz.” (Buhârî, Müslim, Tirmizî, İbn-u Mâce)

Ebû Müslim (veya Ebû İyâs) Seleme bin Amr bin Ekvâ radıyallahu anh’ın naklettiğine göre, bir adam Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yanında sol eliyle yemek yedi. Peygamber Efendimiz adama: “Sağ elinle ye” buyurdu. Adam: Bir türlü yapamıyorum, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz: “Yapamaz ol” diye beddua etti. Çünkü adamın Resûl-i Ekrem’i dinlememesi, kibrinden dolayı idi. Bu beddua üzerine, adam elini ağzına götüremez oldu. (Buhârî, Müslim, Ebû Dâvûd, Tirmizî, İbn-u Mâce) 

Ebû Necih İrbâd Bin Sâriye  radıyallahu anh  anlatıyor: “Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize çok tesirli bir öğüt verdi. Bu öğütten dolayı kalpler ürperdi, gözler yaşardı. Bizler: “Ey Allah’ın Resûlü! Bu öğüt, sanki ayrılmak üzere olan birinin öğüdüne benziyor, bari bize bir tavsiyede bulun” dedik. Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve selem şöyle buyurdu:

“Size, Allah’tan korkmayı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-i Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.”
(Ebû Dâvûd, Tirmizi, İbn-u Mâce)

Görüldüğü gibi bu hadiste, Peygamber Efendimiz’in işaret ettiği hususlardan biri de, kendisinden sonra pek çok ihtilâfların ortaya çıkacağı gerçeğidir ki, o zaman kendisinin ve Râşid Halîfelerin yaşayış tarzına sımsıkı bağlanmayı tavsiye etmiş ve doğruya ulaşmanın, kurtuluşa ermenin, ancak bu şekilde mümkün olacağını buyurmuştur.

“(Resûlullah,) nefsinin arzû ve istekleri doğrultusunda konuşmaz. Onun söyledikleri kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir.” (Necm sûresi: 3-4)

Dârimî’nin Sünen’inde nakledilen bir rivayete göre, Cebrâil aleyhisselâm Resûlullah’a Kur’an’ı getirdiği gibi sünneti de getiriyordu (Dârimî: Mukkadime). Bu sebeple bazı âlimler sünnetin de vahiy eseri olduğunu söylerler. Bütün mezhepler, Kur’an’dan sonra dinin ikinci kaynağı olarak sünneti kabul ederler.

“De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”  (Âl-i İmrân sûresi: 31)

Yahudilerin, “Biz Allah’ın oğulları ve sevdikleriyiz”, Hristiyanların “Biz Allah’a sevgimiz sebebi ile Mesih’i mâbud tanıyoruz”, müşriklerin de, “Biz putlara sadece Allah’ı sevdiğimiz ve bizi Allah’a yaklaştırdığı için kulluk ediyoruz”  demeleri üzerine bu âyet nâzil oldu. Allah Teâla kendisini sevdiğini iddia edenlere, eğer bu sözlerinde samimi iseler, Resûlullah’a uymalarını ve ona muhalefet etmemelerini emretti. Peygamber’e uymak demek onun emrettiklerini yapmak, yasakladıklarından kaçmak, her konuda onu örnek almak demektir. Bunun aksi, O’na uymak olmadığı gibi Allah’ı sevmek de değildir.

Bu âyet nâzil olduğu zaman münafık Abdullah bin Übey: “Muhammed kendine itaat ve ibadeti Allah’a itaat yerine koyuyor. Hıristiyanların İsâ’yı sevdikleri gibi, bizim de kendisini sevmemizi istiyor”  dedi. Bunun üzerine şu âyet nâzil oldu:

“De ki: Allah’a ve Peygamber’e itaat edin, eğer dönerlerse muhakkak ki, Allah kâfirleri sevmez” (Âli İmrân sûresi: 32)

 “Sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar, Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.” (Ahzâb sûresi: 21)

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in örnek ve önderliği hayatın her alanını kapsayıcı niteliktedir.

Hz. Peygamber bu dünyada yaşayan insanlara pratik kaideler öğretti. Kendi yaşayışı ile bu pratik kaideleri hayata geçirdi, izah etti ve tanıttı. Ordulara kumanda ederek komutanlara, bizzat muharebe ederek hak dava uğruna canını feda eden askerlere, kanunlar vaz ederek ve hükümler vererek kanun yapanlara, kendisine gelen davaları hallederek hâkimlere, aile reisi olarak kocalara ve babalara mükemmel bir örnek ve önder oldu.

Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem, zâlimleri, cânileri, mütecâvizleri, haksızları cezalandırarak adalet timsali oldu. Kazandığı savaşlarda esir düşenleri affederek, kendisine karşı son derece kötü davrananlara iyi davranarak merhamet, şefkat ve âlicenaplık örneği verdi.

Hz. Peygamber, ahlâkî yaşayışıyla, davranışlarıyla, sıkıntılara göğüs germesi, güçlüklere ve belâlara sabretmesiyle de eşsiz bir örnek sergiledi.

Onun hayatının bütün safhaları, mü’minler için takip edilecek yegâne örnek olma özelliğini kıyamete kadar sürdürecektir. (Riyaz-us Salihin tercemesi ve açıklaması, Heyet)

Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede Hz. Peygamberi hayatın tüm alanlarında mü’minler için en mükemmel örnek ve yegâne önder olarak tayin etmiştir. O halde hayatın tüm alanlarında Ona uyulmalı, emirlerine riayet edilmelidir.

Yukarıda geçen ayetlerin dışında Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaati emreden ve teşvik eden birçok ayet-i kerime vardır. Onlardan bazıları da şöyledir:

“Allah Resûlü’nün emrine aykırı davrananlar, kendilerine bir belânın çarpmasından yahut acı bir azabın uğramasından sakınsınlar.” (Nûr sûresi: 63)

“Şüphesiz ki sen (Ya Muhammed) doğru yola, Allah’ın yoluna götürüyorsun. Göklerde ve yerde bulunanların sahibi olan Allah`ın yoluna götürüyorsun.”  (Şûrâ sûresi: 52-53)

“Kim Resûle itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.” (Nisâ sûresi: 80)

“Ey iman edenler! Allah`a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, Allah’a ve âhiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah’a ve Resûlüne götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.”
(Nisâ sûresi: 59)

“Hayır, Rabbine yemin olsun ki, onlar aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”  (Nisâ sûresi: 65)

Zikredilen ayet-i kerime ile hadis-i şeriflerden anlaşılıyor ki dünya ve ahiret saadetini talep edenlerin mutlaka Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i örnek alıp, önder kabul ederek elinden geldiği kadar emirlerini yerine getirip yasaklarından uzak durmalıdır. Aksi takdirde ne dünya ne de ahiret saadetini istememiş demektir. 

Selefi salihin büyüklerimiz sünnete son derece bağlıydı.

Müslim’in bir rivâyeti şöyledir:

İbn-u Mugaffel’in yakınlarından biri nohut büyüklüğünde bir taşı başparmağı ile şehadet parmağı arasına alıp atmıştı. İbn-u Mugaffel o kimseyi bu şekilde taş atmaktan nehyetti ve kendisine şunları söyledi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bu şekilde taş atmayı yasakladı ve: “Bununla av avlanılmaz” buyurdu. Bu adam daha sonra yine atınca, İbn-u Mugaffel şunları söyledi: “Ben sana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in bundan nehyettiğini haber veriyorum, sen ise aynı şeyi yapıyorsun. Seninle asla konuşmayacağım.” (Müslim)

Âbis bin Rabîa  şöyle dedi: Ben, Ömer bin Hattâb’ın Hacerülesved’i öptüğünü gördüm. O esnada diyordu ki: “Ben senin taş olduğunu, bir fayda ve zarar veremeyeceğini biliyorum. Şâyet Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in seni öptüğünü görmeseydim, ben de öpmezdim.  (Buhârî, Müslim)

Abdullah bin Ömer radiyallahu anhuma, Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’in:“Sizden izin istediklerinde kadınların camiye gitmesine engel olmayınız”  buyurduğunu rivâyet etmişti.  Bunun üzerine oğlu Bilâl: “Vallahi biz onları engelliyoruz” dedi. Babası Abdullah; “Ben Resûlullah şöyle buyurdu diyorum; sen, biz onları engelliyoruz diyorsun” diye oğlunu azarladı ve hatta rivâyet edildiğine göre onunla ölünceye kadar konuşmadı (Ahmed bin Hanbel, Ali el-Kârî)

Katâde’nin naklettiğine göre, İbn-u Sîrîn, bir adama Resûlullah Efendimiz’den bir hadis rivâyet etmişti. Bunun üzerine adam: “Filan ve filan da şöyle dediler” deyince, İbni Sîrîn: “Ben sana Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’den bahsediyorum, sen filan ve filan da şöyle dedi diyorsun, seninle ebediyen konuşmayacağım” diye karşılık verdi.

Mâlik bin Enes’in yanına bir adam geldi ve kendisinden bir mesele sordu. Mâlik ona: “Resûlullah şöyle şöyle buyurdu, deyince, adam: Senin görüşün ne? dedi. Bunun üzerine Mâlik, “Peygamberin emrine muhalefet edenler, fitneye ve can yakıcı azaba uğramaktan, korksunlar” (Nûr sûresi: 63) âyetini okudu.

Allah bizi sünnete sahip çıkan, Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e itaat edip cennete girmek isteyen kimselerden eylesin! Amîn!...

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Nisan 2016 (139. Sayı)
 
07-04-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.