Ashab ve Peygamberin Yolu

Mehmet Sait Çimen
Ashab-ı Kiramın Peygamber aleyhissalatu vesselama olan bağlılığı dost-düşman herkesin dikkatini çekecek seviyedeydi. Ortada bir silahlı güç, göz kamaştıran bir saltanat ya da devasa bir zenginlik yoktu; ama kalbine, Allah ve Rasulüne imanı içirmiş yüce şahsiyetler vardı.
Ashab-ı Kiramın Peygamber aleyhissalatu vesselama olan bağlılığı dost-düşman herkesin dikkatini çekecek seviyedeydi. Ortada bir silahlı güç, göz kamaştıran bir saltanat ya da devasa bir zenginlik yoktu; ama kalbine, Allah ve Rasulüne imanı içirmiş yüce şahsiyetler vardı.

Mekke’nin fethi sırasında İslam ordusu heybetli bir şekilde geçerken müşriklerin lideri konumundaki Ebû Süfyan, manzarayı beraber izlediği Hz. Abbas’a şöyle dedi: "Ben, Kisrâ`nın da, Kayser`in de saltanatlarını gördüm. Fakat kardeşinin oğlundaki saltanatın bir benzerini görmedim. Kardeşinin oğluna pek büyük bir saltanat verilmiş, bunlara hiç kimse dayanamaz ve güç yetiremez."

Hz. Abbas, meselenin farkındaydı ve Ebu Süfyan’ı şaşırtan şu cevabı verdi:

"Ey Ebû Süfyan! Bu saltanat değil, Nübüvvettir."

Evet, kutlu ashab ile müşahhas hale gelen o iman, o sadakat, o fedakârlık nübüvvete olan bağlılık ve imandan kaynaklanıyordu.

Peygamber semboldü ve hayatıyla Kur’an’ı yaşayarak en güzel örnekliği oluşturuyordu.

Allah Kur’an’da Peygambere bağlılığın öneminden söz ediyor ve ashab itaat ediyordu.

Zorlu Uhud imtihanında olduğu gibi Aziz Peygamberin aralarından ayrıldığı ihtimali bile bazılarını sarsıyor; ama vahyin nuruyla kısa sürede toparlanıyor, Peygamberin getirdiği dava için saf saf kenetleniyor; bazen şükür gerektiren bir zafere ulaşıyor bazen de şehadete kanat çırpıyorlardı. Peygamberden öyle öğrenmişlerdi.

Zor zamanlarda “Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye” ediyorlardı.

İşte Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefatı böyle zor anlardan biriydi.

Herkesin kalbini yakan bir hüzün, havada derin bir kasvet…

Kısa sürede zor işlerin üstesinden gelen Ashab-ı Kiram şaşkınlık ve çaresizlik içinde…  

Peygamber aleyhissalatu vesselamın vefat haberini alan Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh içeri girdi. Peygamberin üstündeki örtüyü açarak gül yüzüne baktı kederle. Dostunun kaşlarının arasından öptü sonra gözyaşlarına yol verip ağladı ağladı ağladı…

Acı ve çaresizliğin zirve yaptığı anlardan biriydi.

Şaşkınlık girdaplarında durmadan yutkunan Ashab, ne yapacağını bilemiyordu. Hz. Ömer gibi biri bile kendinden geçmiş, kılıcını çekmiş; “Kim Peygamber öldü derse, onu öldürürüm” diyordu.

Hz. Ebu Bekir, içini yakan derin acılara rağmen sorumluluk zamanının geldiğini anladı. Herkes sağduyunun sesini bekler gibiydi. Hz. Ebubekir radıyallahu anh, Müslümanlara şu konuşmayı yaptı:

“Ey Müslümanlar! Sizden kim Muhammed’e tapıyorsa bilsin ki o ölmüştür. Ama kim Allah’a kulluk ediyorsa bilsin ki Allah ebedidir.”

İnsanlar Hz. Ebubekir’in dehşete düşüren; ama gerçek olan sözleri karşısında toparlanır gibi oldular. Ama Hz. Ebubekir sözünü tamamlaması gerektiğini biliyordu. Kur’an’ın şu ayetini okudu:

“Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse siz geri mi döneceksiniz. Kim sözünden geri dönerse Allah’a hiçbir zarar veremez. Allah şükredenleri ödüllendirir.” (Al-i İmran/144)

Sahabeden bazıları sanki bu ayeti ilk defa duyduklarını söyleyeceklerdi. Ama Aziz Peygamber sağlığında onları eğittiği gibi vefatıyla da eğitmiş, sonsuz ve ölümsüz olanın Allah olduğunu kendi vefatıyla onlara göstermişti.

Ashab-ı Kiram, Peygamber aleyhissalatu vesselamın sağlığında ona tabi olmuş ve vahyin nuruyla yollarını aydınlatmışlardı. Peygamber Efendimizin vefatı vahyin kesilmesi konusunda da onları bir hayli üzmüştü.

Hz. Ebubekir, Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ömer’e “Kalk da Ümmü Eymen’e gidelim, onu ziyaret edelim” dedi. Onlar Peygambere saygı duydukları kadar peygamberin yakınlarına da saygı duyarlardı. Ümmü Eymen, Efendimize dadılık yapmış muhterem bir kadındı. 

Ümmü Eymen’in yanına geldiklerinde Ümmü Eymen ağladı. Ona;

“Seni ağlatan nedir? Allah’ın katında olan, Peygamber için daha hayırlıdır” dediler.

Ümmü Eymen “Bunu bilmediğim için ağlıyor değilim” dedi. “Fakat ben gökten gelen vahyin kesildiğine ağlıyorum.”

Ümmü Eymen’in hüzün yüklü bu sözleri onları da duygulandırdı ve onlar da ağladılar.
Ama bir gerçek vardı ve Peygamber aleyhissalatu vesselam Rabbinin yanındakine kavuşmuş ve dünya hayatını noktalamıştı. Ortada “Tamamlanmış bir nimet ve seçilmiş olan Aziz İslam dini” (Bkz, Maide/3) vardı ve aslolan Peygamberin misyonunu devam ettirmekti.

Ashabın elinde kıymetli hazineler vardı ve onlara sahip çıktığı müddetçe Aziz Peygamberin misyonunu devam ettirebilecekti.

Mesela Peygamber, Müslümanlar içindeki yöneticiler için şu uyarıları yapmıştı:

“Müslümanların yönetimini üstlenen fakat onlar için bütün gücüyle çalışmayıp, onlara içtenlikle davranmayan yönetici, onlarla birlikte Cennete giremez.” (Sahih-i Müslim; İman; 229)

“Allah’ın kendisine bir toplumun yöneticiliğini nasip ettiği kimse, halkın tamamına aynı içtenlikle sahip çıkmazsa Cennetin kokusunu bile alamaz.” (Sahih-i Buhari; Ahkam; 8)

Hz. Ebu Bekir halife seçilir. Seçildiğinde halka verdiği hutbede nasıl bir yol takip edeceğine dair son derece önemli şeyler söylemişti: “Ey insanlar! En hayırlınız olmadığım hâlde sizin başınıza seçilmiş bulunuyorum. Şayet görevimi iyi yaparsam bana yardım edin. Fakat onu kötü yaparsam beni doğrultun! İçinizdeki zayıf bir kimse, hakkını alıncaya kadar benim nezdimde güçlüdür. Aranızdaki güçlü kişi ise, kendisinden zayıfların hakkını alıncaya kadar benin yanımda zayıftır. Ben Allah’a ve Resûlü’ne itaat ettiğim müddetçe siz de bana itaat edin. Ama ben Allah’a ve Resûlü’ne isyan edersem, artık sizin bana itaat etmeniz söz konusu değildir.”

İkinci Halife Hz. Ömer’de de aynı tutum ve hassasiyeti görmekteyiz. Hz. Ömer bir hutbesinde yanlışa düşecek ve nefsani arzulara boğulacak olursa cemaatten ne yapacaklarını sordu. Bir şahıs derhal kalkarak: “Seni kılıcımızla doğrulturuz!” dedi. Hz. Ömer bu sözleri duyunca memnuniyetle şunu söyledi: “Allah’a şükürler olsun ki, yanlış yola sapacak olursam, halkın içinde beni kılıcıyla doğrultacak kimseler vardır.”

Ashab-ı Kiram, adalet, hakkaniyet, hakkın davetinde hikmetli davranma, aile ve bireysel yaşantıda Peygamber aleyhissalatu vesselama uymak için büyük bir çaba içerisine girmişlerdir.

Yanlışların karşısında kararlılıkla durmuşlar ve sonraki nesillere Aziz Peygamberin misyonunu en güzel biçimde taşımışlardır.

Allah onlardan razı olsun.

Mehmet Sait Çimen / İnzar Dergisi – Mart 2016 (138. Sayı)
 
21-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.