Ashab-ı Kiramdan Bir Kalp Doktoru; Ebu Derda RA

Mehmet Sait Çimen
Peygamber aleyhissalatu vesselamın ashabı, cesaret ve fedakârlık örnekleriyle olduğu kadar ilim, zühd ve takva örnekleri ile de “Gökteki yıldızlar” gibidirler.
Peygamber aleyhissalatu vesselamın ashabı, cesaret ve fedakârlık örnekleriyle olduğu kadar ilim, zühd ve takva örnekleri ile de “Gökteki yıldızlar” gibidirler. Onlarda çok güzel örnekler bulmak mümkündür. Aziz Peygamberin izinde yürürken öyle hassas ve titiz davranmışlardır ki, dünyevileşen zihinlerin onları anlaması çok zordur.

Siyerin havasını teneffüs etmek, aynı acıları bir daha duymak, imanın tadıyla kendinden geçmek gerekir o yüce şahsiyetleri anlamak için.

Yeniden ve yeniden “Semi’na ve eta’na” diyebilmek, Allah’a ve Rasulüne teslim olmak…
Şunu hiç unutmamak gerekir: “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” diyerek ruhunu ve zihnini İslam’a teslim edenlerdir Ashab-ı Kiram.

O aziz insanlardan biri de Ebu Derda’dır.

Medine’nin Hazreç Kabilesinden asıl ismi Uveymir olan Ebu Derda radıyallahu anh…
Kur’an, fıkıh ve hadis ilimlerinde ashabın önde gelenlerindendir Ebu Derda. 80 kadar hadis rivayet etmiş ve hadis ilminde Enes b. Malik, Abdullah b. Ömer gibi seçkin insanlara hocalık yapmıştır.

Tabiinin önde gelenlerinden bir kısmı da Ebu Derda’yı dinlemiş ve ondan hadisler rivayet etmişlerdir.

Hicretin 2. Yılında Müslüman olduğu rivayet edilir.

Cahiliyedeki yakın dostlarından Abdullah b. Revaha Müslüman olmuş ve Ebu Derda’yı da İslam’a davet etmiş; ama kendisi ilkin kabul etmeye yanaşmamıştı.

İyi bir tüccardı ve müreffeh bir hayat yaşıyordu. Müslümanlara biraz şüpheyle bakıyor ve rahatının bozulacağından endişe ediyordu.

Bedir Savaşı sonrası Abdullah b. Revaha, eski dostu Ebu Derda’nın evine geldi. Ümmü Derda’dan izin alıp Ebu Derda’nın odasına girdi ve putunu paramparça etti. Eve dönen Ebu Derda, meseleyi eşinden öğrenince önce çok öfkelendi; ama hemen sonra kendine geldi. İçinde bulunduğu cehaleti idrak etti ve kendini kınadı.

“Eğer putta bir hüner olsaydı, kendini koruyabilecekti. ” dedi.

Bedir gazasında bulunmayan Ebu Derda, Uhud’da büyük fedakârlık ve cesaret gösterdi. Bundan sonra da Allah Rasulü aleyhissalatu vesselam ile beraber bütün gazalara iştirak etti.
Allah Rasulü, Ebu Derda’yı Selman-ı Farisi ile kardeş yapmıştı.

Ebu Derda Müslüman olmadan önce iyi bir tüccar iken sonrasında kendini tamamen ilme, zühd ve takvaya, ibadete vermiştir. Kendisi bunu şöyle anlatmıştır: “Peygamber efendimiz risâletle geldikten sonra hem ticaret, hem ibadet yapmak istedim. Fakat ikisinin bir arada olamayacağını anlayınca, ticareti bırakıp ibadete yöneldim.”

Rasulullah aleyhissalatu vesselamın vefatından sonra ilimle uğraşmaya, ders vermeye devam etti.

Hz. Ömer, halifeliği döneminde Ebu Derda’ya ısrarla görev vermek istedi; ama o kabule yanaşmadı. Hz. Ömer yine ısrar edince, “Bana müsaade et, gidip halka Rasulullah’ın sünnetini öğreteyim, onlara namaz kıldırayım” demiş, Hz. Ömer de ona müsaade etmişti. Böylece Şam’daki eğitim günleri başlamıştır.

Şam’a vardığında halkın rahata düşkünlüğünü ve refaha daldığını gördü. Bundan endişelendi. Halkı mescide çağırdı. Aralarında ayağa kalkıp şöyle dedi:

“Ey Şamlılar! Siz din kardeşlerisiniz, yurt komşularısınız. Düşmanlara karşı birbirilerinize yardımcılarsınız.

Ey Şamlılar! Bu ne hal böyle! Âlimlerinizin öte dünyaya göç ettiklerini ve cahillerinizin ise hâlâ ders almadıklarını görüyorum. Allah`ın sizin için tekeffül ettiklerine yöneldiğinizi ama size emredileni yapmadığınızı görüyorum.

Yiyemeyeceğiniz şeyleri topladığınızı, oturamayacaklarınızı bina ettiğinizi, erişemeyeceklerinizi düşündüğünüzü görüyorum.

Sizden önceki kavimler topladılar ve ümitlendiler. Çok geçmedi onların toplulukları yok oldu. Ümitleri aldanmaya, evleri kabirlere dönüştü.”

Halk ağlamaya başladı, öyle ki hıçkırıkları mescidin dışından duyuluyordu.
O günden itibaren Ebu Derda, her fırsatı değerlendirdi, Şam halkı arasında dolaştı, soru soranlara cevap verdi, nasihatlerle halkı uyardı.

İnsanlar onun yaşamı ve sözleri arasındaki uyumu görüyor ve ona büyük bir saygı duyuyorlardı.

Bir defasında birkaç kişiyle karşılaşmıştı. Onlar bir adamın başına toplanmışlar, ona hem vuruyorlar, hem de hakaret ediyorlardı. Yanlarına gelip ne olduğunu sordu:

“Bu adam büyük bir günaha düşmüş” dediler.

Ebu Derda bir nasihat ve uyarı imkânı doğduğunu anladı ve şöyle giriş yaptı:

“Ne dersiniz? Eğer bir kuyuya düşmüş olsaydı oradan çıkarmaz mıydınız?

“Evet, çıkarırdık.”

“Ona kötü söz söylemeyin, onu dövmeyin. Ona ancak öğüt verip öğretin ve sizi onun günahına düşmekten koruyan Allah`a hamd edin».

“Sen ona kızmıyor musun?” diye sordular.

“Ben sadece onun yaptığı işe kızıyorum. Eğer onu terk ederse, o benim kardeşimdir.”
Ebu Derda, dünyanın geçici olduğunu asıl olanın ahiret olduğunu her fırsatta insanlara hatırlattı. Şam`da oturduğu sıralarda, Muaviye b. Ebu Sufyan onun kızı Derda`yı oğlu Yezid`Ie evlendirmek istedi. Ebu Derda kızını Yezid`e vermeyi kabul etmedi. Ahlâk ve takvasını beğendiği, halktan Müslüman bir gence verdi.  Böyle yapmasının sebebi sorulduğunda şöyle cevap verdi:

“Bu davranışımla sadece Derda`nın iyiliğini düşündüm. Derda`nın huzurunda hizmet eden köleler beklerse ve o parıltıları göz kamaştıran saraylarda oturursa siz onun hakkında iyi mi düşünürsünüz? O zaman dini nerede olur?”

Şam’da kaldığı günlerde Halife Ömer radıyallahu anh ziyaretine geldi. Ebu Derda’nın üzerinde eski bir elbise vardı ve evinde kandil yoktu. Karanlıkta birbirlerini görmeksizin, karşılıklı konuşmaya başladılar.

Hz. Ömer anladı ki, Ebu Derda’nın evinde dünya malı anlamında bir şey yok. Şöyle dedi:
“Allah iyiliğini versin, sana geçimini sağlamak için maaş bağlamadım mı? Sana göndermedim mi?”

“Ey Ömer! Hatırlıyor musun, Rasulullah şöyle buyurdu: ‘Sizin dünyadaki malınız bir yolcunun azığı kadar olsun.’ Ondan sonra biz ne yaptık?”

Halife Ömer uzun süre ağladı.

Ebu Derda, Kur’an’ın hıfzıyla meşgul olduğu gibi tefsir ilminin gelişmesine de katkı sunmuştur. Rasulullah’a bir gün, “Onlar ki, iman ettiler ve takva üzere bulundular; onlara bu dünya hayatında müjde vardır” (Yunus/64) ayet-i kerimesindeki (Büşrâ) “müjde”den maksat nedir? diye sormuş, Rasulullah da, “Bundan murad salih rüyadır” buyurmuştur.

Ebu Derda, çevresindekileri ilme ve takvaya teşvik etmiş ve şöyle demiştir: “İlim ancak arayıp öğrenmekle olur. İlim için sabah çıkıp akşam dönmenin cihad olmadığını sanan kimsenin aklı eksiktir”

Nefs terbiyesi ve günahlara karşı durma konusunda da güzel örnekler vardır Ebu Derda’nın hayatında.

Kur’an’dan ve Rasulullah aleyhissalatu vesselamın hayatından öğrendiklerini toplamış, damıtmış ve hasta kalplere ilaç olarak sunmuştur.

Bir gün, Ebu Derda radıyallahu anh’ın yanına biri geldi ve aralarında şöyle bir diyalog gerçekleşti:

— Ey Ebu Derda! Büyük bir hastalığım var. Bunun tedavisinde bana yardımcı ol!

— Hastalığın nedir?

— Kalbimde dünya nimetlerine karşı aşırı sevgi var. Dünya, adeta kalbimi işgal etmiş. Kıldığım namazlarda nur göremiyorum. İbadetlerimden bir lezzet alamıyorum.

— Ey kişi, senin hastalığın, hastalıkların en büyüğüdür. Bunu, hemen tedavi etmelisin! Yoksa Allah korusun, imanını da kaybedebilirsin!

— Ey Ebu Derda, ne olur beni bu hastalıktan kurtar!

Ebu Derda radıyallahu anh şu nasihati yaptı:

— Sık sık hasta ziyaretlerine git! Cenaze namazlarında bulun! Kabirleri ziyaret et! Bu üç şeyi muntazam yaparsan, bu hastalıktan kurtulursun. Sendeki dünya sevgisi yok olur, kalbin nurlanır, basiret gözün açılır.

Bu kişi, bildirilen üç şeye bir müddet devam etti, fakat kendi halinde herhangi bir değişiklik hissetmedi. Üzüntülü bir şekilde tekrar Ebu Derda’ya gelip dedi ki:

— Ey Ebu Derda! Tavsiyelerini yerine getirdim. Fakat kendimde hiçbir değişiklik göremiyorum. Ne olur beni bu hastalıktan kurtar!

Ebu Derda, meseleyi anlamıştı:

— Öyle ise sen, cenazeye bir hayvan ölüsüne gider gibi gitmişsin. Şimdi söyleyeceklerimi iyi dinle!

Hasta ziyaretlerine gittiğin vakit, bir gün senin de onun gibi zayıf, halsiz, yatağa uzanmış olacağını düşün! Bir yudum suyu bile eline alıp içemeyecek, başkalarının yardımı ile içebileceksin!

 Bütün bu gerçeklere rağmen, hala dünyaya bağlanmaktaki maksadın ne? Görüyorsun ki, dünya zenginliği, insanın bu hale gelmesine mani olamamaktadır. Bunları, hastanın yanında düşün ve nefsine şöyle de: ‘Şunun haline bak, ibret al! Senin de sonun budur! O halde dünya muhabbetinden elini çek!’

Cenaze namazına gittiğin zaman düşün ki bu kimseyi, bütün dünya nimetlerinden ayırmışlar, tabutun içine koyup musalla taşının üzerine bırakmışlar. Yakınları, çok sevdiği ve bütün ömrünü onlar için harcadığı çocukları onu geriden seyrediyorlar.
 
Mezarlığa vardığında, kabirde yatanların halini düşün! Bir gün sen de onlar gibi olacaksın. Nazik bedenin çürüyüp böceklere yem olacaktır.

 Ey kişi, işte, üç şeyi yaparken bunları düşünüp kendini bunların yerine koyarsan, kısa zamanda bu tehlikeli hastalıktan kurtulursun.”

Dua ve ibadetlerindeki titizliğine rağmen hikmet ve marifet ehlinden öğrendiklerine her zaman sahip çıktı Ebu Derda. Öğrendiklerini insanlara öğretme çabasında ise istikrarlı ve hırslıydı.

Ebu Derda, bir gece mescide gitti. Mescide girerken secde halinde bulunan bir kişinin yanından geçti. O kişi Allah’a şöyle yakarıyordu:

“Ey Allah’ım! Ben korkuyorum, beni koru. Azabından beni muhafaza eyle. Senin fazlına muhtaç bir dilenciyim. Bana fazlından rızık ver. Ben mazur olan bir günahkâr değilim ki, senden özür dileyeyim. Güçlü de değilim ki, sana karşı çıkayım. Fakat ben günahının bağışlanmasını isteyen bir günahkârım.” Adamın duası Ebu Derda’nın çok hoşuna gitti ve kalbini etkiledi. Arkadaşlarına da bu duayı öğretti.

Ebu Derda vefatına kadar, Şam`da vaaz vermeye ve onlara Kur’an ve sünneti öğretmeye devam etti. Rasulullah’tan öğrendiklerini, duyduklarını, anladıklarını Müslümanlara öğretmeye çalışmış, sünnetin önemli bir taşıyıcısı olmuştur.

İyi bir Kur’an hafızıydı Ebu Derda. Mescitte her gün Kur’an dersi vermiş, Şam’da yüzlerce hafız yetiştirmiştir. Zevcesi ve aynı zamanda bir öğrencisi olan (Küçük) Ümmü Derda, Kur’an kıraatinde sözü geçen kişilerden biridir.

Allah Rasulü Ebu Derda için “Hâkim” (Bilge) demiş ve o da Rasulullah’ın davasını hikmetle taşımış, insanlara güzel bir örnek olmuştur.

Takva ile süslü bir yaşam ve ilimle dolu yılların ardından hicretin 32. Yılında Şam’da vefat etmiştir.

Mehmet Sait Çimen / İnzar Dergisi – Mayıs 2016 (140. Sayı)
 
11-05-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.