Ashab-ı Kiram ve Sünnet

Mehmet Sait Çimen
Bir Müslüman için Kur`an ve Sünnet ruh ve beden gibidir. Bedensiz ruh soyut olduğu kadar anlaşılması zordur ve dokunulamadığı için takip edilmesi de zordur. Ruhsuz beden de tüm cüsse ve azametine rağmen donuk, mat ve soğuktur.
Bir Müslüman için Kur`an ve Sünnet ruh ve beden gibidir. Bedensiz ruh soyut olduğu kadar anlaşılması zordur ve dokunulamadığı için takip edilmesi de zordur. Ruhsuz beden de tüm cüsse ve azametine rağmen donuk, mat ve soğuktur.

Kur`an ve Sünneti birbirinden ayırmak ve birini işlevsiz kılmak müslüman topluma yapılacak en büyük kötülüklerdendir. Ne Kur`an`ı anlaşılmaz kılıp şuursuz kutsallıklar göğüne atmak ne de sünneti itibarsızlaştırmak sorunlarımız için sadra şifa işler değildir.

Doğru olan mümince bir duyarlılıkla ve edeple kaynaklara yaklaşmak, kulluğun acziyetini idrak ederek haddi aşmamaktır. Bunun için de ilk neslin durumunu ve tutumunu doğru anlamak gerekmektedir.

Ashab-ı Kiramın sünnete bağlılığı ve bu konulardaki hassasiyetine dair çok sayıda örnek nakledilmiştir. Onlar için sünnete bağlılık ile Kur`an`a bağlılık arasında bir fark yoktu. Parçalı yaklaşımla ashabın kimi söz ve tavırlarını esas alıp sünnet konusunda şüpheler oluşturma çabaları kesinlikle iyi niyetli çalışma ve çabalar olarak değerlendirilemez.

Mesela Hadis-i Şeriflerin yazımı ve korunması konusunda koca bir külliyatın içinden önünü ve arkasını keserek bir olayı gündemleştirerek ashabın tutumu diye örnek gösterenler bir defa reddettikleri bir disipline dayandıkları için usûl açısından hata yapmaktadırlar. Neticede getirdikleri deliller de hadisçilerin yazıp bize naklettikleri eserlerden alınmıştır.

Şunun unutulmaması gerekir.

Bazı konuları gizleyerek ya da kötü niyetle yorumlayarak yapılan değerlendirmelerle hakikatın üstü örtülemez. Ashab-ı Kiram, sünnetin muhafazası için onu hem yaşayarak, hem de öğreterek ve yazdırarak ciddi bir çaba harcamıştır.

Hadisleri gözden düşürmek için çaba harcayanlar genellikle şu rivayeti esas alır.

Sahih-i Müslimde geçen hadis-i şerifi Ebu Said-î Hudri rivayet etmiştir. Efendimiz aleyhissalâtu vesselâm şöyle buyurdu:

"Benden herhangi bir şey yazmayın. Her kim benden Kur`an dışında bir şey yazmışsa onu silsin. Benden hadis naklediniz, bunda bir beis yoktur. Her kim bana yalan isnat ederse cehennemde yerini hazırlasın."  (Müslim, zühd, 7435)

Bu konuda büyük hadis âlimi Hafız İbni Hacer şu önemli bilgileri vermektedir:

"Gerek sahabe gerekse tabiinin büyükleri döneminde Allah Rasulünün Hadisleri kitaplarda tedvin edilmemişti. Bunun iki nedeni vardı: Birinci neden Sahih-i Müslim`de belirtildiği gibi ilk dönemlerde Kur`an’la karışma korkusundan dolayı sahabenin hadis yazması yasaklanmıştı. İkinci neden geniş ve güçlü bir hafıza ve akıcı bir zihne sahip olmaları ve genelde okuma yazma bilmemeleriydi. Daha sonra Tabiin döneminin sonlarına doğru eserler tedvin edilip bablara ayrıldı."

İbn-i Hacer el Askalaninin belirttiği gibi asıl korkulan şey hadislerin Kur`an`a karıştırılması tehlikesi idi. Elbette dönemin hıfzetme ve hıfzettiğini nakletme konusunda da önemli ve gözardı edilemeyecek bir özelliği vardı. Hatta kimi şairlerin yıllar içerisinde yazdığı neredeyse tüm şiirleri bazıları tarafından hıfzedilmişti.

Bunların yanısıra Allah Rasulü aleyhissalâtu vesselâmın kimi hükümleri yazdırıp valilere gönderdiği,  ashabından kimine hadis yazma izni verdiğine dair de rivayetler vardır. Mesela Abdullah b. Amr`ın hadis yazmak için izin aldığına ve Hz. Ali`nin yanında taşıdığı sahifeye dair rivayetler hadis alimleri tarafından nakledilmiştir.

Sahabenin hadisi hıfzederek ya da yazarak başka yerlere ve sonraki nesillere nakletme konusundaki gayretleri bir yana duyduklarını müzakere ederek pekiştirme yoluna gittiklerine dair de rivayetler vardır.

 Enes b. Malik radıyallahu anh şunları söylüyor:

"Bizler Rasulullah aleyhissalâtu vesselâm ile otururduk. O bize konuşur sonra ihtiyaçları için çekilirdi. Biz de o mecliste duyduğumuz hadisleri birer birer tekrar ederdik. Böylece onlar sanki kalplerimizde kökleşmiş olurdu."

Ashab-ı Kiramın hadisler konusundaki hassasiyeti onları yaşama geçirme konusunda da kendini gösterirdi. Aziz Peygamberin ibadet etme şekli bir yana bilindiği kadarıyla  uyuması, yemesi-içmesi insanlara muamelesi de sahabe tarafından anlatılarak, yazılarak ve yaşanarak sonraki nesillere aktarılmıştır.  Özellikle bu konularda Hz. Ali, Hz. Ebubekir, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Abbas, Enes b. Malik, Abdullah b. Amr gibi sahabelerin ismi ön plana çıkmaktadır.

Sahabenin Peygamber aleyhissalâtu vesselâma bağlılığı ve Sünneti Nebeviyeyi muhafaza ve nakletme konusundaki hassasiyeti o kadar etkileyici ve sahicidir ki, bu durum bazıları tarafından sahabe kavlinin ve uygulamasının delil sayılmasına neden olmuştur. Aslında vahyin ilk takipçileri ve Aziz Peygamberin kutlu dostlarının uygulamalarının içtihat kapsamında değerlendirilmesinde bağlılık ve sadakatlerinin de büyük payı vardır.

Günümüz Müslümanları için sünneti anlama ve yaşama konusunda ilk dikkat edilecek kesimin Ashab-ı Kiram olacağı unutulmamalıdır. Allah`ın İslâm ümmetine bir lutfu olan büyük hadis âlimleri bu yolu takip etmiş bu yolu tavsiye etmişlerdir.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Aralık 2015 (135. Sayı)
 
09-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.