Allah’ın Sünneti-Peygamberin Sünneti

Abdulhakim Sonkaya
Sünnetin anlamı Sünnet, çok geniş ve ayrıntılı manaları olan bir kavramdır. Sünnet aşağıdaki manalara gelmektedir. Sağlam ve belirgin yol manasında Sünnet: bir uygulama ve adet yaygın ve sürekli bir hal almadıkça sünnet vasfına sahip olamaz. Buna göre bir uygulamanın sünnet olabilmesi için onun belirgin ve sürekli bir hal alması gerekir.
Sünnetin anlamı

Sünnet, çok geniş ve ayrıntılı manaları olan bir kavramdır. Sünnet aşağıdaki manalara gelmektedir.

Sağlam ve belirgin yol manasında Sünnet: bir uygulama ve adet yaygın ve sürekli bir hal almadıkça sünnet vasfına sahip olamaz. Buna göre bir uygulamanın sünnet olabilmesi için onun belirgin ve sürekli bir hal alması gerekir.

Adet manasında Sünnet: bu tür sünnetin belli başlı özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz,

Alelade(kanıksanmış) olması: insanın buna karşı bir uyumu ve kabulü vardır. Çünkü bu, alelade bir hale gelmiştir.
Mutat(Alışılmış) hale gelmesi: bu sünneti kanıksayan kimse bir sonraki merhalede ona alışır. Artık içinde buna karşı hiçbir rahatsızlık duymamaya başlar.

İtiyat(tekrarlanan) haline gelmesi: burada sünnet bir seferde olup biten bir hareket değildir. Aksine zamanla tekrarlanan bir özellik kazanır. Bu da bağımlılık yapmasına yol açar. Öyle ki artık doğal bir şekilde uygulanmaya başlar.

Bir kalemin ucunu açma manasında Sünnet:  Bu, sünnetin yazılı ve sahih olan kısmıyla alakalıdır. Bazen sünnet uygulamadan ziyade sözlüdür. Yazılıdır. İşte bu, sünnetin ucu traşlanmış bir kalemle sahih ve güçlü bir şekilde yazılmış olmasını ifade eder. 

Körelmiş bir bıçağın yeniden bilenerek keskin hale gelmesi manasında Sünnet: Bu da terk edilmeye yüz tutmuş olan sünneti ifade eder. Bazen sünnet unutulabilir veya kadük kalabilir. Fakat bu o sünnetin olmadığını ifade etmez. Bunun her an ihya olması mümkündür. Çünkü sünnet fıtri olandır. Sünnetullahın bir parçasıdır. Binaenaleyh ne kadar üzerinde pas olur olsun ne kadar etkisiz hale gelmiş olursa olsun bu sünnet haddi zatında yok olmaz. Sadece onun bilenmeye ihtiyacı vardır. Nitekim bir sünneti ihya etmenin büyük bir sevabı vardır. Buna itikâfı örnek gösterebiliriz. Bu çok mühim bir sünnet olmasına rağmen o kadar yaygın değildir.

Dişler manasında Sünnet: İnsanın dişlerine de sünnetten türeme “sinn” denilir. Dişler yemenin ve özellikle ön dişler konuşmanın en önemli araçlarındandır. Ayrıca dişler insana güzellik verir. Buna göre sünnet hayatta kabukları içinde hakikatlerin öğütülerek kolayca sindirilmesini ve besin kaynağı haline gelmesini ifade eder. Sünnet sahibi kimse daha rahat söz söyler. Toplum içinde itibar görür. Çünkü rahatça tebessüm eder. Tebessüm de ona çok yakışır. Sünnet sahibi olmayan kimse adeta dişleri dökülmüş gibidir. Yemekten haz almaz. Üstelik hazmetme sorunu yaşar.

İnsanın yaşı manasında Sünnet:
Bu da sünnetin bir manasıdır. Sünnet, insanın yaşı yaş da insanın sünnetidir. Buna göre insanın gerçek yaşı o ana kadar takip ettiği yola, sünnete göredir. Kimi yaşını şaşkın, dağınık, amaçsız ve belirsiz bir şekilde geçirirken kimisi de yaşını güzel sünnete, güzel bir sünnete uyarak geçirir. Öyle ki her yaş ona bir sünnet, her sünnet de ona güzel bir yaş olmuştur. Kaç yaşında olursa olsun bir insanın gerçek yaşı onun sahip olduğu sünnetle değerlendirilir. Yaşında güzel sünnet olmayan kimsenin her işi yaştır. Kritiktir. Buna mukabil yaşında sünnete uyan, güzel bir sünnet bırakan kimsenin yaşı tam bir sünnettir. 

Kokuşmuşluk manasında Sünnet: Bazı adet ve gelenekler vardır ki kötüdür. Bazı sünnetler vardır ki kötüdür. Bunların üzerinden ne kadar zaman geçerse daha çok kokuşmuş hale gelirler. Bir uygulamanın bir âdetin toplum içinde geniş bir kabul görmesi onun vebalini ve kötü kokusunu izale etmez. İnsan kötü bir sünnet ortaya koyma kabiliyetine de sahiptir. Çünkü insan kokuşmuş-mesnun bir çamurdan yaratılmıştır. “Biz insanı kokuşmuş bir çamurdan yarattık” buyrulur. Ayette geçen “hameinmesnun” ifadesi “kokuşmuş çamur”  manasındadır. İşte insanın böyle kötü bir sünnet ortaya koyma kabiliyeti vardır. Fakat insan bunu ne kadar güzel göstermeye çalışırsa çalışsın onun çirkin kokusunu izale edemez. Örneğin toplumda evlilik öncesi ilişkinin yaygınlık kazanması kötü bir sünnettir. Bunun kanıksanmış ve yaygınlaşmış olması onun kötü kokusunu izale etmez. Bu kötü sünnetin her zaman çok çirkin bir kokusu vardır ve mutlaka bunun kokusu çıkar. Nitekim “yakında bunun kokusu çıkar” sözü bunu ifade diyor.

Sarımsak dişi manasında sünnet: Bu dilimli bütün meyve ve bitkiler için geçerlidir. Ancak sarımsak buna en güzel örnektir. Çünkü sarımsağın dişleri daha belirgin ve daha dayanıklıdır. Hem birliktedirler hem de ayrıdırlar. İşte bunun gibi her sünnet bir diştir ve bütünlüğün bir cüzüdür. Sarımsak dişi, bidatle sünnetin ayrılmasının en güzel örneğidir. Çünkü bidat hem tür hem şekil hem de uyum açısından kâinat içinde yer almaz. Bidat, hayatın ve kâinatın parçası değildir. Dolayısıyla bir diş, bir dilim değildir. Bir dilim olmadığı için de varlıkta yer tutamaz, yer bulamaz. Bu nedenle bidat dalalettir. Sünnet, tek tek dişleri ve dilimleri ortaya çıkarmaksa bidat ise oraya yapay ve yabancı şeyler koymaktır. Bidat halkayı ve diziyi tamamlayan bir şey değildir. Aksine diziyi bozan halkayı koparan bir şeydir. Bu nedenle dalalettir. Doğru halkanın kaybolmasına, aradaki düzenin, işlevin ve bütünlüğün bozulmasına sebep olur. 

Sünnetullah-Sünneti Resul

Peygamberin sünneti, Allah’ın sünneti içindedir. Buna da Sünnetullah ve sünnet-i resul denilmiştir.

Peygamber (sav)’in sünneti İslâm ahkâm, emir ve disiplinlerine yönelik söylediği sözler ve ortaya koyduğu pratik uygulamalardan oluşur. Sünnet, bir amaç ve hedef değil buna giden bir yoldur. Peygamberin sünneti Allah’ın sünnetinin bir parçasıdır. Bu nedenle sünnet, ucu açık bir yoldur. O yol da keşfedilmeye ve belirginleşmeye devam edecektir. Çünkü sünnetullah kâinatta her şeyde vardır ve keşfedilmeyi beklemektedir. Ayrıca Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur, “her kim ki güzel bir sünnet ortaya koyarsa ona o sünnetin ecri ve onunla amel edenlerin ecri vardır. Her kim de kötü bir sünnet ortaya koyarsa ona o sünnetin vebali ve onunla amel edenlerin vebali vardır.” Hadiste açıkça sünnetin ucunun açık olduğu buyrulmuştur. Buna göre bir yol ve ilahi bir yasa olarak sünnetin ucu açıktır. Ehliyet, liyakat ve nasip sahibi kimselerin sünnet oluşturma salahiyeti vardır. Bu sünnetin hükmü de sünnet gibidir.

Sünnet ile bidat arasındaki fark

Peygamber (sav), “kim bu işimizde yeni şeyler türetirse o reddedilmiştir” buyurmuştur. Buna göre bidat ile sünnet arasında şu farklar vardır;

Sünnet, esasen hep vardır sadece keşfedilmeyi bekler. Bidat ise eklemlenmiş bir şeydir. İşin aslı veya fer’i, cüzü değildir.

Sonradan keşfedilse de sünnetin mutlaka ilahi sünnette delili ve dayanağı vardır. Onun yöneldiği bir hedef vardır ve bu da nasla sabittir. Ama bidatin delili ve de dayanağı yoktur. Hedefi tamamen farklıdır. O tamamen uydurmadır. Batıldır.

Bidat sadece bir yol ve kötü bir adet değil aynı zamanda kötü bir amaç ve hedeftir de. Sünnet, hedef değil hedefe giden bir yoldur. Buna karşılık bidat aynı zamanda kötü niyet taşır. Doğru ve güzel bir hedefe yanlış yoldan gitme gayreti değildir bidat. Aksine bizatihi kötü bir amaç ve niyet taşır.

Kötü sünnet ve bidat

Bidat ile kötü sünnet arasında da şu fark vardır, kötü sünnet dinden bir şeymiş gibi ortaya konulmaz. Buna karşılık bidat mutlaka dinden ve dine ait bir şeymiş gibi ortaya konulur. Örneğin abartılı mezar ziyaretleri bidat, başlık parası ise kötü bir sünnettir. Çünkü çoğu kimse mezar ziyaretlerini dinden bir şeymiş gibi gördüğü halde kimse başlık parasının dinden olduğunu düşünmüyor. Buna göre kötü bir adet eğer dine aitmiş gibi yansıtılırsa bidat, eğer dine ait olarak gösterilmeyip toplum içinde yaygın bir şekilde kullanılırsa bu takdirde kötü bir sünnettir.

Yaygın bir şekilde kullanılan “Bidat-i hasene” tabiri de bizce yanlış bir tabirdir. Bir kere bir şey yerindeyse, usulüne uygun olarak İslâm’ın buyurduğu hedef ve amaçlarının tatbikatına yönelik pratik bir yol ise bu “bidat-ı hasene” değil “sünnet-i hasenedir.” Zira bidat açısından “hasene-seyyie” yani “iyi-kötü” diye bir ayırım söz konusu değildir. Herhalde bidat kötüdür. İyiyse zaten bu bidat-ı hasene değil sünnet-i hasenedir. Kötüyse zaten kötüdür. Örneğin mevlide “bidat-ı hasene” deniliyor. Eğer mevlit Peygamberi sevdirmeyi ve ona salat etmeyi hedefliyorsa bu “bidat-ı hasene” değil “sünnet-i hasenedir.” Çünkü bu, Allah’ın (cc), “ona salat edin” emrine hizmet ediyor. Bunu yaygın ve kolay hale getiriyor. Dolayısıyla burada mevlit bir sünnet olmuş oluyor.

Sesli tesbihat yapmak normalde emredilen bir şey değildir. Fakat insanların bunu öğrenmesi için yapılıyorsa bu durumda “sünnet-i hasene” olur. Dolayısıyla sesli tesbihat yapmak sünnet olmuş oluyor. Çünkü amaca ve hedefe yönelik pratik bir yoldur.

Sünnet-i hasene sünnet-i seyyie

Sünnet-i hasene Allah’ın (cc) buyurduğu ahlâk ve değerlere yönelik ortaya konan yeni yöntemler, farklı usullerdir. Örneğin ezanın daha rahat duyulması, caminin yerinin daha kolay tayin edilmesi için minare yapılması sünnet-i hasenedir. Yani kısacası bu bir sünnettir. Peygamber (sav) zamanında bunun olmaması, bunun bidat olduğunu ortaya koymaz. Çünkü minare amaca hizmet eden pratik ve isabetli bir yoldur. Dolaysıyla minare yapmak sünnettir. Sevaptır. Güzeldir. Buna karşılık kahvehane kötü bir sünnettir. Toplum içinde bunlar yaygınlık kazanmış ve doğal bir hal almıştır. Bu halde bunlar bir türlü sünnet haline gelmiştir ama bu, kötü bir sünnettir. Bunlar bidat değildir çünkü kimse bunları dinden kabul etmiyor. Kimse buralara dini bir duyguyla gitmiyor. Dolayısıyla bunlar bidat değil kötü sünnetler, kötü adetlerdir.

Sünnet-i hasene sadece dinin ahkâmıyla sınırlandırılamaz. Eşyada Hak Teâlâ’nın yasalarını ve ayetlerini ortaya çıkarıp bunları insanların hizmetine sunmak da sünnettir. Buna göre İslâm ahkâmının hedef ve amaçları uğruna ortaya konan yeni ve pratik çözümler sünnet olduğu gibi eşyada Allah’ın sünnetini ortaya çıkarıp bunu sahih ve faydalı şekilde halkın hizmetine sunmak da sünnettir.

Sonuç

Sünnetin anlamını ve çerçevesini iyi bilmek gerekir. Sünnet, ucu açık olan bir yoldur. Peygamber (sav) sünnetin sadece kendisiyle sınırlandırılmasını istememiştir. Binaenaleyh yeni güzel sünnetler ortaya koymak da sünnettir. Bu güzel sünnetler İslâm’ın ahkâmının daha pratik, daha hikmetli ve daha kolay uygulanmasına yönelik olabileceği gibi eşyadaki ilahi sünneti keşfetmeye yönelik de olabilir. Bu arada bidat ile sünnet arasındaki farkı da iyi bilmek gerekir.

Abdulhakim Sonkaya / İnzar Dergisi – Aralık 2015 (135. Sayı)
 
07-12-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.