Allah`ın Rahmet Kapısı: (Sıla-i Rahm)

Abdulkuddus Yalçın
"Allah (Azze ve Celle) buyurdu ki: "Ben Rahman`ım ve akrabalı¬ğı (Rahimi) ben yarattım ve ismim olan Rahman`dan ona isim diye "rahim" türettim. Kim akrabaya iyilik ederse, ben de ona iyilik ederim. Kim de ondan ilgiyi keserse, ben de ondan iyiliği keserim."
"Adını kullanarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah`tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir." (Nisa:1)

"Onlar ki Allah`ın birleştirilmesini emrettiği şeyi birleştirirler, Rablerinden korkarlar; kötü hesaptan ürkerler."
(Ra`d:21)

Ayetteki "Allah’ın birleştirilmesini emrettiği şey"den maksat tefsir âlimlerine göre akrabalık bağlarını sürdürmek, müminlerle dostluk ve birlik halinde yaşamak gibi ailevi ve içtimai vazifelerdir.

Hz. Ali`den (radiyallahu anh) Peygamber efendimiz`in (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Kim ömrünün uzatılmasını, rızkının bol olmasını ve kötü ölümün kendisinden uzaklaştırılmasını dilerse Allah`tan korksun ve sıla-i rahm ederek akrabalarını gözetsin." (Ahmed: Müsned)

Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Kim, rızkının Allah tarafından genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse sıla-i rahm yapsın." (Buhari, Tirmizi)

İslam`ın çokça ehemmiyet verdiği hususlardan biridir "sıla-i rahm". Yani akrabalar, yakınlar arasındaki münasebetin iyi olması, karşılıklı sevgi, saygı ve yardımlaşma esasına dayanması.

"Sılâ-i rahm", ilahi bir emir olduğundan aynı zamanda yerine getirilmesi bir ibadettir. İnsanlar arasındaki kardeşlik bağlarını kuvvetlendirip, aralarında sevgi ve muhabbet doğurduğundan dolayı bu ibadetin önemi büyüktür.

"Rahm": Kelime olarak "rahmet"ten gelir; rahmet, "acımak", "şefkat duymak" mânalarını taşır. Arapça aslında "rahim =رَحِمْ " şeklinde kullanılır. Akrabalık, hısımlık, yakınlık, karâbet gibi farklı kelimelerle dile getirilen beşeri yakınlığı ifâde eder. "Sıla" ise, ulaşmak, kavuşmak manasına gelen "vüsûl" kökünden masdardır.

Öyleyse "sıla-i rahm", tabir olarak, kısaca akrabalara kavuşmak manasına gelir. İslami bir terim olarak ise: Akrabalara yakınlaşma, şefkat ve ihsandan ibarettir.

Hadis âlimleri; atiyye (ihsan), şefkat, merhamet, yardım, görüşme, ziyaret gibi değişik mânaları "sıla-i rahm"e izafe ederler. Daha değişik ifade ile yakınlarımıza karşı dinimizin bize yüklediği bir kısım vazifelerimiz vardır ki, bunların yerine getirilip ifa edilmesine "sıla-i rahm" denmiştir. Mesela iş ve ikamet yerimiz akrabalardan uzaklarda ise zaman zaman ziyaretlerine gitmek, mektup yazıp telefon etmek; yakında ise arada sırada görüşmek, yardımımıza muhtaçsa yardım etmek, hastaysa ziyaret etmek, bir meselesi varsa ilgilenmek; sevinmesi gereken durumlarda tebrik, üzüntüsünde teselli ve tâziyede bulunmak, hal hatır sormak, selam vermek vs. hepsi sıla-i rahm`e dâhildir.

Bütün bu sayılanlar akrabalar arasındaki mânevi bağları güçlendirir, insanı hayata daha çok bağlar, fertleri bencillik, yalnızlık gibi kötü hislerden ve böylesi duyguların getireceği marazi hal ve durumlardan korur. Allah`ın rızasına, rahmetinin tecellisine sebep olur. (Kütüb-i Sitte tercümesi)
 
Sıla-i rahm`in kapsamına girenler:

El-Mıkdam bin Ma`dî Kerib`in (Resûlüllah (sallaüahü aleyhi ve sellem) `in şöyle buyurduğunu, işittiği rivayet edilmiştir: "Allah, annelerinize iyilik etmenizi emrediyor, sonra annelerinize iyilik etmenizi emrediyor; sonra babalarınıza iyilik etmenizi emrediyor. Sonra en yakın akrabaya, ondan sonra en yakın sırasına göre iyilik etme¬yi size emrediyor." (Buhari: Edeb-ül Müfred)

Yine Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor: "Nesebinizden sıla-i rahm yapacaklarınızı öğrenin. Zira sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." (Tirmizi)

Bu hadiste Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, sıla-i rahm için neseb yani akrabaları öğrenmeyi emretmektedir. Âlimler bu hadise dayanarak sıla yapılması gerekenlerin valideyn`den ibaret olmayıp, bütün zevi`l-erham (babalar, dedeler, amcalar, dayılar vs.) olduğunu söylemişlerdir.

Sıla-i rahim öncelikle akrabalara karşı taleb edilmiş ise de, komşulara, arkadaşlara, meslektaşlara, iş arkadaşlarına, din kardeşlerine ve her çeşit tanıdıklara karşı da vazife ve borç kılınmıştır. Sözgelimi, karşılaştığımız bir mü`mine, tanımasak bile verilen bir selâm, yaşlı bir kimseye yer gösterme, otobüste yer verme, düşen bir çocuğu kaldırma, soran kimseye adres tarif etme, içtimâî münasebetlerde güler yüzlü, tatlı sözlü olma, hayırhah ve yardımsever tavrı takınma, özellikle günümüzde İslam düşmanlarının vahşice saldırılarına maruz kalan mazlum ve savunmasız-kimsesiz Müslümanlara, yaşlılara kadınlara ve çocuklara yardım elini uzatmak vs. hepsi birer sıla-i rahim`dir. Şu halde sıla-i rahmi, bu sayılanlardan sadece biri olarak anlamak büyük bir eksiklik olur. (Kütüb-i Sitte tercümesi)

İbn-u Ömer`den (radiyallahu anhu) şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sevabını Allah`tan umarak insanın nefsine ve ehline harcadığı şeye karşılık, Allah muhakkak ona mükâfat verir. Önce geçimine baktı¬ğın kimseye harcayıp işe başla. Eğer fazla (mal) varsa sırasıyla en yakı¬na ve ondan sonraki yakına ver. Eğer daha fazla (artan mal) olursa, di¬lediğine ver." (Buhari: Edeb-ül Müfred)

Cenab-ı Hakk`ın insanlar arasına böyle bir bağı koyup buna vâcib emirler arasında yer vermesi, insanlara olan büyük nimet ve rahmetlerinden biridir. Fert ve cemiyetlerin birbirlerini karşılıklı olarak sevme ve saymalarının mayasını sıla-i rahm teşkil eder. Dinimiz beşerî saadetin vazgeçilmez şartlarından olan sıla-i rahm`in terkini büyük günahlardan addetmiştir. Buna kat-ı rahim de denir, yani rahm`ı (akrabalık bağlarını) koparmak, geniş mânasıyla beşeri bağları koparmak demektir. (Kütüb-i Sitte tercümesi)

SILA-İ RAHMİ TERK EDENİN CEZASI

Ebû Hüreyre`den Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)`in şöyle buyurduğu rivayet edilmiştir: "Her perşembe akşamı (cuma gecesinde), insanoğlunun amelleri şanı yüce ve yüksek Allah`a arz edilir de, sılâ-i rahmi terk edenin ameli kabul edilmez."

Abdullah bin Ebi Evfa’dan işitildiğine göre, Peygamber (sallallahü aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu anlatmıştır: "İçlerinde Sıla-i rahmi terk edenin bulunduğu bir topluluğa, rahmet inmez." (Edeb-ül Müfred)

Burada topluluktan maksad, sıla-i rahmi terk edene yardımcı olanlar ve onun halini kötü görmeyip hoşlananlardır, diye tevcih yapıldığı gibi, yağmur bereketinin rahmet manasına kullanıldığı görüşü ile insanlardan yağmur kesilmesine vesile olacağı şeklinde de yorumlanmıştır.

Cübeyr bin Mut`ım`den haber verildiğine göre, Cübeyr Resûlüllah (sallallahü aleyhi ve sellem) `in şöyle buyurduğunu işitti: "Sılâ-i rahmi terk eden cennete girmez." (Edeb-ül Müfred)

Burada "Cennete girmez" ifade¬siyle ağır bir ihbarda bulunuluyor. İşin ehemmiyetine binaen ya bu günâhı işlememeğe tembih ve ondan alıkoymaya işaret vardır ya da îman bakı¬mından Müslümanlarla ilgiyi keserek îmansız göçenler murad edilmiştir ki, bunlar cennete giremezler.

Hadis-i şeriflerde Sıla-i Rahm

Ebu Hureyre`den (radiyallahu anh) rivayet edilmiştir. Dedi ki Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: "Allah Teâla mahlûkatı yaratıp bu işi bitirdiği zaman, rahim ayağa kalkarak dedi ki: "Bu, kat` edilmekten (koparılmaktan) sığınanın makamıdır." Cenab-ı Hak cevaben: "Evet, seni gözeteni gözetmem, senden kopup alâkayı kesene benim de kopup ondan alâkayı kesmem yetmez mi, bundan razı değil misin?" buyurdu. Rahm: "Evet, razıyım!" deyince, Cenab-ı Hak: "Bu sana verildi!" diye hükmetti. Sonra Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Dilerseniz şu ayeti okuyun" dedi: "Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden? İşte Allah`ın lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği bunlardır." [Muhammed: 23-24] (Buhari, Muslim. Lafız Müslim`indir)

Bu rivayet, sıla-i rahm`in insanlığın yaratılışıyla birlikte yaratılmış olduğunu gösterir. Yine bu hadisten anlıyoruz ki, Allah`ın insanlara rahmet ve merhametinin tecellisi, sıla-i rahmin edası şartına bağlanmış olmaktadır. Bizzat Kur`an sıla-i rahm`i kesenlere Allah`ın lânetini yani rahmetinden mahrumiyeti haber vermektedir.

Ebû Hüreyre`den (radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, şöyle demiştir:

Bir adam, Peygamber (Sallallahü aleyhi ve sellem)`e geldi de şöy¬le dedi: "Ey Allah`ın Resûlü! Benim akrabam var, onlara varıyorum; on¬lar ise ilgiyi kesiyorlar. Ben onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar ve bana kötü söyleyip cefa ediyorlar. Ben bu yaptıklarına ta¬hammül ediyorum ve bağışlıyorum." Bunun üzerine Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

"Eğer durum, anlattığın gibi ise, sen onlara ateşli kül serpiyor gi¬bisin (onlar, senin iyiliğinden ızdırap içinde olurlar). Sen bu vaziyette (ihsanına) devam ettikçe, onlara karşı, Allah`tan bir yardımcı daima se¬ninle bulunur." (Edeb-ül Müfred)

Bu hadîs-i şeriften anlaşılıyor ki, bir insan akrabalarına iyilik ve ihsan¬da bulunmasına karşılık, onlardan eziyet ve fenalık görürse, bunlara taham¬mül ederek yine onlardan ilgiyi kesmez ve gereken yakınlığı gösterirse, Allah Tealâ ona yardımcı olur, eziyetlerini kaldırır. Allah`ın yardımcı olması da kâfidir. Bunun için ufak-tefek hadîse ve sözler sebebiyle hiç bir zaman ak¬rabalık bağları zedelenmemeli, icab eden iyiliği yapmaktan kaçınılmamalıdır.

Abdurrahman bin Avf`dan (radiyallahu anh) rivayet edildiğine göre, Resûlüllah sallallahu aleyhi ve sellem `in şöyle buyurduğunu işitmîştir:

"Allah (Azze ve Celle) buyurdu ki: "Ben Rahman`ım ve akrabalı¬ğı (Rahimi) ben yarattım ve ismim olan Rahman`dan ona isim diye "rahim" türettim. Kim akrabaya iyilik ederse, ben de ona iyilik ederim. Kim de ondan ilgiyi keserse, ben de ondan iyiliği keserim."

Akraba arasındaki münasebetin şerefli mevkiini beyan etmeğe bu kudsî hadîs-i şerîf en büyük delildir. Zira Allah`a mahsus en güzel isimlerden olan "Rahman" kelimesi ile nesebî yakınlık manasına gelen "Rahim", kök itiba¬riyle aynı kelimedir. Bunun için Cenab-ı Hak, ismimden yani "Rahman`dan Rahim`i türettim" buyurmuştur. Bu beyan da Rahim`in kıymet ve ehemmi¬yetini belirtmek için başka bir ifadeye ihtiyaç bırakmamaktadır. Rahim hu¬kukuna riayet edenlere Allah Tealâ ihsan ve ikram edecek, riayet etme¬yenleri de rahmetinden mahrum bırakacaktır.

Ebu Eyyub el Ensari radiyallahu anh den rivayet edilmiştir: dedi ki: Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem bir seferinde yürürken önüne bir bedevi Arab çıkıp dedi ki: "Beni cennete yaklaştıracak, cehennemden uzaklaştıracak bir ameli bana haber ver!" Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah`a ibadet edeceksin ona ortak koşmayacaksın, namazı kılacaksın, zekâtı vereceksin ve sıla-i rahim edeceksin" buyurdu. (Buhari, Müslim, Ahmed,)

Selmân bin Âmir radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem buyurdular ki: "Fakirlere yapılan tasadduk bir sadakadır, ama zî-rahm`a (yani akrabaya) yapılan ikidir: Biri sıla-i rahim, diğeri sadaka." (Nesai)

Bu hadis, sadaka ve bağış gibi hayırlarda, önce yakınları düşünmeye teşvik etmektedir. Sadakayı rastgele bir fakire vermektense, yakınlığı olan birine vermek evlâdır.

İbnu Hacer, bu hadisten hareketle: "Akrabaya hibede bulunmak mutlak olarak efdaldir" denemez, zira bazı yakınlar gerçekten muhtaçtır, bazıları da değildir" der.

Kurtubî diyor ki: Rahim vuslatı umumî ve hususî olur.

Umumî olan rahim vuslatı, din yakınlığı ve beraberliğidir. Bu yakın¬lığın bağlantısı sevgi ve muhabbetle, adalet ve insafla, gerekli hakları ye¬rine getirmekle olur.

Hususî yakınlık (Rahim), yakın akrabalara nafaka vermek, hallerini so¬rup araştırmak, hatalarını bağışlamak, kusurlarını unutmak gibi hareket¬lerle olur.

İbn-u Ebi Cemre şöyle diyor: "Sılâ-i Rahm, mal ile olur, bir işe yardım etmekle olur, bir zararı kaldırmakla olur, akrabadan gelecek eziyet ve ilgisizliğe güler yüzlü ol¬makla olur, dua etmekle olur."

Bütün bunlar şu cümlede toplanabilir: Güç yettiği kadar, imkân dâhilinde yakınlara hayırda bulunmak ve imkân dâhilinde kötülüğü kaldırmak, sılâ-i rahimdir. Bu tarzda iyilik, istikamet sahibi olan akrabaya yapılır. Eğer yakınlar facir kimseler ise, onlara nasihat etmek hususunda gayret gösterilir. Hak yola dönmezlerse, onlardan ilgi kesilir ve haktan döndüklerin¬den, ilgi kesildiği kendilerine bildirilir. Yine de gıyablarında hallerini dü¬zeltmeleri için onlara dua edilir.

İmam-ı Azam a göre, vakti yerinde olan kimsenin, anne baba ve evlatlarından başka kardeşlerine de yardımda bulunması vaciptir. Akrabaya iyilik, ya¬kınlık derecesine göre kıymet taşır.

Yukarda geçen bazı hadislerde sıla-i rahmin ömrün uzamasına vesile olduğu ifade edildi. Bu mesele şu şekilde açıklanmıştır:

“Ömrün uzaması, amelde bereket ve tevfîk hâsıl olması, ömrün boşa gitmemesidir, bu durumlar sanki ömrün artması gibidir" denmiştir. Ayrıca: "Sıla-i rahim, öldükten sonra hayırla yâd edilmeye sebeptir" veya "sâlih evlatların varlığına sebeptir" de denmiştir. Allah kimin ömrünün uzun olmasını dilerse onu sıla-i rahim yapmada muvaffak kılar. Resulünün müjdesine inanarak, vaad edilen mükâfata ermek niyetiyle yapacağı ameller, (sıla-i rahimler) boşa gitmeyecek, "Kul, Allah hakkında nasıl zanda bulunursa, Allah kula öyle muamele eder.." fehvasınca, ömrünün uzatılacağı inancıyla sıla-i rahm yapanlara Cenab-ı Hak, daha uzun ömür verebileceği gibi, bu maksadla harcadığı ömür dilimlerini, başka maksatlarla harcadığı ömür dilimlerine nazaran en az on katı olmak üzere kat kat sevaplara mazhar ederek, daha uzun bir ömür yaşamış olma sevabını verebilecektir.

İbn-u Hacer Feth-ul Bari`de İbn-ut Tin`in şöyle dediğini söylemiştir: Bu hadisin zahiri "Ecelleri geldiği zaman bir saat geciktirilmezler ve öne alınmazlar" (A`raf: 34) ayeti ile çelişiyor. Aralarının bulunması için iki şekilde cevap verilebilir:

Biri: Ömürdeki bu fazlalık; taatteki muvaffakiyet, ahirette kendisine faydalı olan şeylerle vaktini değerlendirmesi ve boş şeylerle onu zayi etmesinden koruması sebebi ile ömürdeki bereketten kinayedir. Hâsılı, sıla-i rahm taate ve masiyetten korunmaya muvaffakiyete sebep olur. Sıla-i rahmi yapan kişi öldükten sonra yaptığı iyiliklerle anılır. Ölmemiş gibi (sevabı devam eder). Faydalanılan ilim, sadaka-i cariye ve salih halef (evlat) de bu muvaffakiyetin kısımlarındandır.

İkincisi: Ömürdeki fazlalık hakikidir. Bu da ömür ile görevli meleğin bilgisine göredir. Ayetin delalet ettiği değişmeyen ömür Allah`ın ilmine göredir. Yani Allah`ın ilmindeki ömür sabittir değişmez ancak meleğin ilmindeki ömür değişebilir. Sözgelimi, müvekkel meleğe: "Falanın ömrü, sıla-i rahim yaparsa yüz yıldır, yapmazsa altmış yıldır" dendiğini farzedelim. Allah`ın ilminde bu kimsenin sıla-i rahim yapıp yapmayacağı önceden bellidir. Ama meleğin ilminde ise, artıp eksilme mümkündür.

Hafız İbn-u Hacer birinci vechi tercih etmiştir. Sonra ibn-u Hacer şöyle demiştir: İbn-u Furek kesin ifade etmiştir ki: Ömrün artması iyilik sahibinin zihninden ve aklından afetleri yok etmektir. Onun dışındakiler demişler ki bundan daha geniş alanda, mesela rızkında, ilminde ve buna benzer yerlerdeki bereketin varlığında afetleri izale etmektir. 

Tîbî`den kaydedildiğine göre şöyle demiştir: "Önceki vecih daha muvafıktır. Buna, Fâik`in müellifi (Zemahşerî)`nin sözü işaret eder. Der ki: "Mânanın böyle olması caizdir: "Allah, rahim`in eser ve aslını dünyada uzun müddet devam ettirir, bunu sıla-i rahmi yapmayanın eserini hemen yok ettiği gibi çabucak yok etmez."

Taberânî`nin Mûcemu`l Kebir`inde gelen merfu bir hadis de bunu destekler mahiyettedir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah, eceli gelen kimsenin ömrünü uzatmaz, ömrün ziyâdeleşmesi sâlih zürriyet demektir" buyurmuştur.

Allah`ım! Alakayı kestiğim bir Rahimin bedduasından sana sığınırım!
Allah`ım! Bizi Sıla-i rahmi hakkıyla ifa eden kimselerden eyle! Âmîn!...

Abdulkuddus Yalçın / İnzar Dergisi – Şubat 2017 (149. Sayı)
 
04-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.