Allah’a Yakınlaşmada Bir Vesile Olarak Sıla-i Rahim

Mehmet Selim Sabaz
Allah’a yakınlaşmak, O’na kurbiyet kesbetmek, O’nun dışındaki tüm varlıklardan gelecek fayda ve zararın ancak O’nun izin ve iradesi ile olduğunu yakinen inanmayı getirir. O’nu zat ve sıfatları ile tanımak, O’nun kader ve kazasına inkıyad ile Onun dışındaki tüm ilah taslaklarını elinin tersiyle bir tarafa bırakmayı getirir.
Allah’a yakınlaşmak, O’na kurbiyet kesbetmek, O’nun dışındaki tüm varlıklardan gelecek fayda ve zararın ancak O’nun izin ve iradesi ile olduğunu yakinen inanmayı getirir. O’nu zat ve sıfatları ile tanımak, O’nun kader ve kazasına inkıyad ile Onun dışındaki tüm ilah taslaklarını elinin tersiyle bir tarafa bırakmayı getirir. Zira mü’min şu ilahi buyruğu biliyor ve yakinen inanıyor; “De ki: "Allah`ın bizim için yazdıkları dışında, bize kesinlikle hiç bir şey isabet etmez. O bizim mevlamızdır. Ve mü`minler yalnızca Allah`a tevekkül etmelidirler." (Tevbe suresi-51)

O’nun baki olan rıza ve hoşnutluğu, fani olan her rıza ve hoşnutluğun üzerindedir.O’nun huzurunda fakr ve zaafını bilerek kemerbeste-i divan duran zat O’nun dışındaki tüm varlıklara karşı vakur ve dimdik durur.

İşte kâinatı yoktan var eden, Hayy ve kayyum olan, bir şeyin olmasını istediğinde ‘kûn fe yekûn’ ile olduran, Her şeyden müstağni olan zat-ı akdes’e yakınlaşmak O’nun emir ve yasaklarına ittiba ile mümkündür. O’nun sevdiklerini sevmek, sevmediklerini de sevmemektir. O’nun yolunda her türlü meşakkat, sıkıntı yokluk ve eziyete katlanmak gerekir.

SILA-İ RAHİM NEDİR?

Akraba ve yakınları ziyaret etme, hallerini ve hatırlarını sorma, gönüllerini alma, imkân ve variyeti varsa, akrabası da ihtiyaç sahibiyse, ihtiyacını gidermesi, gönlünü hoşnut etmesi anlamında İslami bir terimdir. İslam’da insanlar arası sosyal ilişkilere önem verildiği gibi özellikle yakınlardan başlayarak anne ve babanın ve sırayla diğer akrabaların ziyaret edilip gözetilmesi prensibi son derece önemlidir.

Peygamberimiz (s.a.v)’in Medine’ye hicretten sonraki ilk mesajlarından biri şu olmuştu: “Aranızda selâmı yayın, Birbirinize ikramda bulunun. Sıla-i rahimi, akrabalık ilişkilerini gözetin…” (İbn Mâce, Et’ime, 1.)

Merhamet peygamberi Hz.Muhammed (s.a.v), asırlar öncesinden bu sözleriyle akrabalık ilişkilerinin ne derece önemli olduğuna dikkatlerimizi çekmişti. O, hayatı boyunca ailesinin, akrabalarının, etrafındaki insanların hukukuna titizlikle riayet etmiş, yakınlarını her daim gözetmiş, onlara karşı sorumluluğunu ihmal etmemişti.

Ebu Eyyüb el-Ensarî (r.a) hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber`e gelerek: "-Yâ Rasûlallah; beni Cennete koyacak bir ibadet söyler misiniz?" dedi... Rasûlullah şu cevabı verdi: "Allah`a ibadet eder ve O`na hiç bir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekât verir ve sıla-i rahim edersin" (Buharî, Zekât, 1).

Peygamber Efendimizin (s.a.v) bu kadar önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman Müslümanların Cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği sıla-i rahim; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görülüp gözetilmesidir. Gerek âyetlerde, gerek hadislerde, bunun, namaz, zekât gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, İslâmdaki önemini göstermektedir. Bu meyanda âlimlerimiz sıla-i rahimde bulunmanın vacib olduğu görüşündedirler. Bunun, terkedilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilgisinin kesilmesi, büyük günâh sayılmıştır.

Cenab-ı Hakk şöyle buyuruyor: "Allah`tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının" (Nisâ:1); Allah Teala buyurdu ki: “Hısıma, yoksula, yolda kalmışa hak(lar)ını ver. (Malını) israf ile saçıp savurma.” (İsra suresi: 26)

Peygamber efendimiz (s.a.v) buyurdu ki:

- Allahü tealadan korkun, akrabanızı ziyaret edin, onlara yardım edin. Çünkü sıla-i rahim eden, yani akrabayı ziyaret ve onlara yardım sizin için dünyada bereket, ahirette ise günahlara mağfirettir.

- Sevabı en süratli verilecek hayır, (yaratılmışlara) iyilik yapmak ve sıla-i rahimdir. Azabı en süratli verilecek olan şer (kötülük) zulüm ve sıla-i rahmi terk etmektir.

- Ey ümmetim! Beni peygamber olarak gönderen Allahü tealaya yemin ederim ki, fakir akrabası varken, başkalarına verilen zekâtı Allahü teâla kabul etmez.

- Ömrünün uzun olmasını ve rahat yaşamayı seven sıla-i rahim yapsın.

- Sıla-i rahim; ailede muhabbetin, malda servetin artmasına ve ömrün uzamasına sebeptir.

- Sıla-i rahim yapan demek, dostlarından ve akrabasından gördüğü iyiliğe karşı ona iyilik yapan değil, kendisinden kesilen akrabasını arayıp, ziyaret ve iyilik edendir.

Allah (c.c) ve Peygamberi (s.a.v), akrabanın görülüp gözetilmesini emrettiklerine göre, bunun nâsıl yapılacağını iyi bilmek gerekir.

Sıla-i rahmin birkaç derecesi vardır. En aşağı derecesi akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak; karşılaştığımızda selâmlaşmayı, hal hâtır sormayı ihmâl etmemek; dâima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir. İkinci derece de ziyâretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımlarına koşmaktır. Bunlar daha çok bedenî hizmetlerdir. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak, yapılacak işleri varsa onları takib etmek kendilerini sevindirecektir. Sıla-i rahmin üçüncü ve en önemli derecesi akrabalara malî yardım ve destek sağlamaktır.

Şu halde, yakınları görüp gözetmek deyince, yukarıda belirtilen üç derecedeki yardımdan hangisine insanın güç ve takati kaldırıyorsa, onun yapılması anlaşılmalıdır. Yapabileceği görevi yapmamak müslümanı bu konuda sorumlu kılar. Yukarıdaki âyet-i kerimede, Allah Teâla`nın bu görevi yerine getirmeyenlere yönelttiği lânet unutulmamalıdır. Hz. Peygamber de şöyle buyurmuştur: Her Cuma gecesi insanoğlunun amelleri Allah`a arz olunur: Yalnız sıla-i rahimde bulunmayanların amelleri kabul olunmaz" (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 484).

Yine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

" Allah`a ve ahiret gününe iman eden kimse akrabasını görüp gözetsin" (Buharî, İlim, 37; Müslim, İmam, 74-77).

"Akrabalık, Arş`ta asılıdır. Der ki: "-Beni gözeteni Allah gözetsin; beni terk edeni Allah terk etsin” (Müslim, Birr ve Sıla, 17);

"Akrabalık bağlarını kesip koparan kimse Cennete giremez" (Buhari, Edeb, 11);

"Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa akrabasını görüp gözetsin" (Buhari, Edeb, 12);

"Yoksula yapılan sadaka bir sadakadır. Bu sadaka akrabaya yapılmışsa iki sadaka demektir. Biri sadaka, diğeri sıla-i rahimdir ki bu da sadaka sayılır" (Tirmizi, Zekât, 26).
Akrabalarımız,özellikle  hala, teyze, amca,dayı,gibi  yakınlarımız  aileden  sayılır.  Onları  kendi  yakınlarımız  bilerek davranışlarımızı ayarlamakta büyük faydalar vardır. Rasûlullah (sav): "Teyze, anne yerindedir" (Tirmizi, Birr, 5) buyuruyor. Amca da baba yerindedir. Bu kadar yakın olan kişilere karşı yerine getirilmesi gereken bazı ahlâkî görevlerin bulunması tabiidir. Bu görevler arasında olan ziyaretlere özel bir yer ayrılmalıdır. Aşağıya aldığımız genel ziyaret kurallarına uyarak yakınları, başta bayramlar olmak üzere, zaman zaman ziyâret etmek,

mümkünse hediyeler götürmek güzel bir davranıştır. Yapılan ziyareti iâde etmek de gerekir. Müslümanı ziyarete gelene gitmemek aradaki bağların daha çabuk kopmasına sebep olmaktır.Ziyaretler akrabalar arasındaki sevgi bağlarını güçlendirir. Dargınlıkları sona erdirir. Sevinç, keder ve üzüntülerin karşılıklı paylaşılmasına, sıkıntılara birlikte çareler aranmasına vesîle olur. Özellikle yaşlılar toplumda yalnız kalmadıkları, çevrelerinde kendilerini seven, arayıp soran insanların bulunduğu inancı ile son yıllarını huzur ve mutluluk içinde geçirirler.

Sıla-i rahim konusunda dikkat edilecek hususlârdan biri de şudur: İyilik, karşılık bekleyerek yapılmamalı, sadece görüp gözeten yakınlara karşı
sıla-i rahimde bulunulmamalı; aksine, unutan, akrabalık bağlarını koparanlara karşı da bu görev yerine getirilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor:
"İyiliğe benzeri ile karşılık veren kişi, tam anlamıyla akrabasını görüp gözetmiş olmaz. Hakiki sıla, kişinin kendisi ile ilgiyi kesenleri görüp gözetmesidir" (Buharî, Edeb, 15). İyilik her durumda düşünülmeli ve yapılmalıdır. Yoksul ve güçsüz iken iyilik ve yardımdan söz edip, zengin ve güçlü duruma yükselince başka türlü davranmak, fesâd ve ahlâksızlıktan başka bir şey değildir.Cenab-ı Hakk (c.c) şöyle buyuruyor:

Demek idâreyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yer yüzünde fesad çıkaracak, akrabalık bağlarını bile parçalayıp keseceksiniz öyle mi? Onlar

öyle kimselerdir ki Allah kendilerini rahmetinden kovmuş da duygularını almış ve gözlerini kör eylemiştir. (Muhammed - 22-23).

Sahabeden biri Peygamberimize gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Ben akrabalarımla ilişkilerimi sıcak tutmaya çalışıyorum, onlarsa beni arayıp sormuyorlar. Onlara iyilik ediyorum, onlar bana kötülük ediyorlar. Ben onlara yumuşak davranıyorum, onlar bana kaba davranıyorlar.” der. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem (s.a.v), o sahabeye, akrabalarının tutumunun yanlış olduğunu bildirir ve şöyle buyurur: “Sen böyle davranmaya devam ettiğin sürece Allah’ın yardımı seninledir.” (Müslim, Birr ve sıla, 22.)

Günümüzde iletişim teknolojileri her geçen gün farklı ilerlemeler kaydediyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında bulunan insanlar daha rahat ve kesintisiz bir şekilde görüşebiliyorlar, Dünya hızla küçücük bir köye dönüşüyor, mesafeler aradan kalkıyor. İstediğimiz anda bir tuşa dokunarak dünyanın öbür ucundaki insanlara ulaşabiliyor, onlarla görüşebiliyoruz. Ancak bu muazzam ulaşım imkanlarına rağmen zaman zaman kendimizi, birbirimizi, en yakınımızdakileri ihmal edebiliyoruz. Kendimiz dışındaki insanları ve onların problemlerini gün geçtikçe umursamaz oluyoruz.

Milyonların yaşadığı şehirlerde sevinci, üzüntüyü, varlığı, yokluğu bireysel olarak yaşamaya doğru savruluyoruz. Onlarca hatta yüzlerce kişiyle aynı binayı paylaşıyoruz, aynı çatı altında yaşıyoruz ama her geçen gün yalnızlaşıyoruz. Belki gün geçtikçe hanelerimiz genişliyor ama bir o kadar da gönüllerimiz daralıyor. Günümüzde göz bebeği evlatlarının yolunu bekleyen, yalnızlığa terk edilmiş nice anne-babalarımız var. Halinin hatırının sorulmasını bekleyen, unutulmaya yüz tutmuş nice akrabalarımız var. Bir nebze olsun dertlerinin paylaşılmasını, gönüllerinin alınmasını bekleyen nice mahzun, garip, boynu bükük yakınlarımız var. Bir selama, içten bir tebessüme, samimiyet ve muhabbete muhtaç nice komşularımız var.

Gelin hep beraber şu ilahi fermanlara bir daha ibretle bakıp hayatımızı buna uydurma çabasına girelim;

”Akrabâlık haklarına riâyetsizlikten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir.” (Nisâ Suresi - 1)

 “Onlar, Allâh’a söz verdikten sonra verdikleri sözü bozarlar, Allâh’ın gözetilmesini emrettiği kimselerle alâkayı keserler ve yeryüzünde bozgunculuk yaparlar. İşte onlar, lânete uğramışlardır; cehennem de onlar içindir.”            (Ra’d suresi - 25)

 “Allah’ın birleştirilmesini buyurduğu şeyi ayırırlar (akrabayla ilişkiyi kesenler) ve yeryüzünde fesat çıkarırlar; hüsrana uğrayanlar işte onlardır.” (Bakara, 27)

"Biz insana annesine babasına iyi davranmasını emrettik, Çünkü annesi onu nice zahmetlere katlanıp karnında taşımıştır." (Lokman.14)

Bu konuda yapılacak duâ şudur:"Ey Rabbim! Beni küçükken koruyup büyüttükleri gibi, Sen de onlara şefkat ve merhamet et." (İsra: 24)

“Yeryüzünde bozgunculuk yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmenizle Allah’ın emrine yüz çevirirseniz, yinede mi kurtuluşu bekliyorsunuz? (Muhammed.22)

“Şüphesiz ki Allah, adaletli davranmayı, iyilikte bulunmayı ve akra¬balara yardım etmeyi emreder. Fuhşu, kötülüğü ve zulmü yasaklar. Allah sizlere düşünüp yapmanız için öğüt verir.” (Nahl - 90)

Ana- babaya ve yakınlara iyilik yapın. (Bakara-83)

De ki: "Harcayacağınız hayırlı bir şey, ana-babaya, akrabalaradır". (Bakara-215)
Ana-babaya iyilik yapın. (Nisa-36)

Akraba olanlar, Allah`ın kitabına göre birbirlerine daha yakındırlar. (En`am-151)
Allah`ın riayet edilmesini emrettiği şeylere (akrabalık haklarına) riayet ederler. (Rad-21)

Ey Rabbimiz! Beni ve ana-babamı bağışla! (İbrahim-41)

Akrabaya da… hakkını ver. (İsra-26)

(Yahya aleyhisselam) Muttaki idi. Anne ve babasına karşı itaatkârdı. (Meryem -13,14)

(İsa aleyhisselam şöyle dedi: "Allah) Beni anneme hürmetkâr kıldı."     (Meryem-32)

 Cennete girebilme,Cenab-ı Hakka yakınlaşma vesilesi olan sıla-i rahmi ihmal etmeyelim. Anne-babamızın,Eş ve evladımızla, yakın / uzak akrabamızla, komşularımızla sosyal ilişkilerimizi canlı tutalım. Bu anlamda kendimizden sonra gelecek nesillere olumlu örnek olalım.Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, keder ve üzüntüler de paylaşıldıkça azalır.   

Selam ve dua ile...

Mehmet Selim Sabaz / İnzar Dergisi – Şubat 2017 (149. Sayı)
 
08-02-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.