Allah’a Kullukta Emekli Olmak Yoktur

Abdulkadir Turan
Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd b. Küleyb el-Ensârî Hazretleri... Bilinen adıyla Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri... Ta Medine-i Münevvere’den yola çıkıp İstanbul surları önüne geldiğinde 90’lı yaşlardaydı.
Ebû Eyyûb Hâlid b. Zeyd b. Küleyb el-Ensârî Hazretleri... Bilinen adıyla Ebû Eyyûb el-Ensârî Hazretleri... Ta Medine-i Münevvere’den yola çıkıp İstanbul surları önüne geldiğinde 90’lı yaşlardaydı.

Türkiye’de zorunlu emeklilik yaşının altmış beş olduğu düşünülürse Ebû Eyyûb gibi Allah ve Peygamber dostlarının yüce Allah’a hizmet yolunda isteğe bağlı emeklilik bir yana, zorunlu emekliliği dahi bilmedikleri anlaşılıyor.

Ebû Eyyûb Hazretleri, Türkiye koşullarında zorunlu olarak emekli olacağı, yani artık istese de hizmete devam edemeyeceği yaşın yaklaşık üçte biri oranında daha çok çalışmış. Zorunlu emeklilik çağı gelmişken neredeyse bir memurun toplam memuriyet suresi kadar daha Allah (cc) yolunda memuriyete devam etmiştir.

Burada bir dergâhı açık tutmak için orada bulunmak anlamındaki bir hizmetten ya da zaman zaman kürsüye çıkıp vaaz etme hizmetinden söz etmiyoruz. Allah (cc) yolunda savaştan söz ediyoruz. Beden gücü isteyen, gençlik enerjisi isteyen bir hizmeti konuşuyoruz.

Normali aşan bir azim olmazsa bir insanın at sırtında üç yüz metre gidemeyeceği bir yaşta, Ebû Eyyûb Hazretleri at sırtında ve gemilerde binlerce kilometre yol almış ve ta İstanbul surlarının yanı başına kavuşmuştur.

Onun gibi daha nice sahabi vardı. Yaş, onları Allah (cc) yolunda hizmet etmekten alıkoymazdı.

Onlar, 100’lü yaşlara tırmanırken kendilerinde Allah (cc) yolunda cihad azmi bulurlardı. Bu azim nereden geliyordu?

Allah’ın ayetlerine bağlılıktan, Hz. Muhammed Mustafa salallahü aleyhi vesellem’in yolunda yürüme sevgisinden...

Yüce Allah (cc) buyuruyor:
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ

“Sana ölüm gelip çatıncaya kadar Rabbine ibadet et!” (Hicr Suresi  99)

Allah Resulü salallahu aleyhi vesellem, son nefesine kadar Allah (cc) yolunda hizmet ettiği gibi sahabe de son nefesine kadar Allah (cc)’ın yolundan ayrılmadı, ayrılma yoluna gitmedi. Bu yönde kendilerine bir teklifte bulunulsa “Siz yaşlandınız, artık bırakın!” dense Allah (cc) bilir ama muhtemelen bundan dolayı çok üzülürlerdi.

Onlar, sorumluluk için son nokta olarak, son nefesi görüyorlardı, kendi biyolojilerine teslim olmazlar, biyolojilerinin (bedenlerinin) emri altına girmezler, biyolojilerini (bedenlerini) kendi emirleri altında tutarlar, bedenlerine azimle ona daha çok yüklenir, onunla daha çok yol almaya çalışırlardı.

İnsan, biyolojisine teslim oldukça hilafet görevinden, iradesini kullanma sorumluluğundan uzaklaşır, yüce Allah’ın kendisine yüklediği insanlıktan kopar. Onlar, insanlığın en üst noktasına çıkmışlar, biyolojilerinden, bedenlerinin ağırlığından, bedenlerinin kendilerine yüklediği yükten uzaklaşmışlar, nuranî bir hâli yakalayarak fizikî yapılarını aşan yüklerin altına girmişlerdi.

Onları büyük insan yapan budur. Zira insan, bedenine hapsoldukça küçülür, bedeninden daha yücelere çıktıkça büyür. İnsan dışındaki varlıklar, fiziklerine mahkûmdurlar. Yüce Allah sadece insana fiziğini aşma yeteneği vermiş. Ebû Eyyûb radiyallahü anh gibi büyükler, bunu kavramış ve fiziklerine teslim olmayı, fizikleri ölçüsünde hizmet etmeyi reddetmişler, fiziklerini zorlamayı, onun ağrılarına ve ağırlığına rağmen yol almayı gerekli görmüşlerdi.
Buna tam zıt bir hâl düşünelim...

Henüz beden sağlam iken... Henüz yol alma imkânı varken... Henüz fizikî hiçbir engel yok iken... Ve hizmet de at sırtında binlerce kilometre yol almak değilken... Kişinin, Allah (cc) muhafaza buyursun, kendi kendisine bir karara varıp “Ben artık Allah (cc) yolunda yürümekten kendimi emekli ettim, ben yeteri kadar koştum, benim yapacağımı gençler yapsın!” demesi ve kendisini Allah (cc) yolunda yürümekten uzak tutması...

Bu, kendini kendi eliyle tehlikeye atmak değil de nedir? Buوَلاَ تُلْقُواْ بِأَيْدِيكُمْ إِلَى التَّهْلُكَةِ َ Ayet-i Kerimesi’nin emrine muhalefet etmekten başka nasıl anlaşılır?

“Ebu Îmran, Eşlem (b. Yezid)`den; demiştir ki: “Biz İstanbul’u kast ederek Medine`den savaşa çıktık. Cemaatin başında Abdurrahman b. Halid b. el-Velid vardı. Rum (askerleri) sırtlarını (İstanbul) şehrin(in) surlarına dayamışlardı. Derken (bizden) bir adam (tek başına) düşmana saldır(ıp düşman safları arasına dal)dı. Bunun üzerine halk ‘Vazgeç, vazgeç! Lâilahe illallah kendi elleriyle kendini tehlikeye atıyor!’ diye feryada başladı. (Bunu gören) Ebû Eyyûb (el-Ensârî) dedi ki: ‘Bu âyet biz Ensâr topluluğu hakkında indi. (Yüce) Allah Peygamberi (Muhammed) (salallahü aleyhi vesellem)e yardım edip İslâmiyet’e destek olunca (kendi kendimize); ‘Haydi gelin mallarımızın başında duralım, onları düzene koyalım’ demiştik. Bunun üzerine Yüce Allah, ‘Allah yolunda sarf ediniz de kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayınız!’ (mealindeki âyet-i kerimeyi) indirdi. (Kendi) eller(imiz)le kendimizi tehlikeye atmak (demek), mallarımızın başında onları düzene koymakla uğraşmamız ve cihâdı terk etmemiz (demek)tir.’

Ebu İmran dedi ki: Ebû Eyyûb (şehid olup da) İstanbul`a defnedilinceye kadar cihada devam etti.” (Tirmizî)

Henüz beden sağlam iken... Henüz yol alma imkânı var iken..Henüz fizikî hiçbir engel yok iken... Ve hizmet de at sırtında binlerce kilometre yol almak değil iken... Kişinin, Allah (cc) muhafaza buyursun, kendi kendisine bir karara varıp “Ben artık Allah (cc) yolunda yürümekten kendimi emekli ettim, ben yeteri kadar koştum, benim yapacağımı gençler yapsın!” demesi ve kendisini Allah (cc) yolunda yürümekten uzak tutması...
Bu, kişinin biyolojisine, fizikî koşullarına değil, bizzat nefsine teslim olması, nefsine kul köle olmasıdır.

Burada bir isyan vardır. Allah (cc) güç vermişken kendini güçsüz görme vardır. Allah (cc) sorumluluk yüklemişken ondan kaçış vardır.

Bedene teslim olmak, fizikî koşullara göre davranmaya kalkışmak bundan öte bir şeydir. Kişinin hakikaten yaşlanmışken yaşlılığına, yaşlılığın sebep olduğu zorluklara teslim olmasıdır bedene teslim olmak. Burada ise tam anlamıyla nefse teslim olmak, nefsin rehavet isteğine boyun eğmek vardır. 

Ebû Eyyûb radiyallahü anhü gibi, Allah (cc) ve Peygamberinin salallahü aleyhi vesellem dostları, bundan kaçınmışlardı. Bunu tehlikeli görmüşlerdi.

 Henüz bedenleri sağlam iken... Henüz yol alma imkânları var iken… Henüz fizikî hiçbir engelleri yok iken... Allah yolunda hizmetten kaçmak mı? Haşa... Onlar, Rasulullah salallahu aleyhi vesellem’e yol arkadaşı olmuşken, Kur’an-ı Kerim’in manasını bizzat Ondan öğrenmişken bunu nasıl düşünürlerdi? Bunu yapan biri hakkında neler düşünmezlerdi?

Yüce Allah (cc) buyuruyor:

“Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?

Yükünü senden alıp atmadık mı?

O senin belini büken yükü.

Senin şânını ve ününü yüceltmedik mi?

Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır.

Gerçekten, zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır.

Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul,

Yalnız Rabbine yönel.” (İnşirah Suresi)
 
Mesrûk radiyallahü anhü anlatıyor: “Hz. Aişe radiyallahü anha`ya sordum: ‘Rasullullah salallahu aleyhi vesellem’e göre hangi amel efdaldir?’  Bana: ‘Devamlı olan!’diye cevap verdi.  Ben tekrar: ‘Gecenin hangi vaktinde kalkardı?’ dedim. ‘Bağıranı -yani horozu- işittiği zaman kalkardı!’ diye cevap verdi.” (Buharî)

Hayatta başarının yolu insanlığa böyle öğretilmiştir: İnşirah Sûresinde buyrulduğu gibi zamanın tamamını doldurmak ve hadis-i şerif’te buyrulduğu gibi amelleri sürdürmek... Günlük zaman dolu dolu geçecek ve işler ömür boyunca devam edecek... Buna yoğun ve sürekli çalışma denir.

Hele bu çağda, İslâm’ın dört yandan hücum altında olduğu bu seferberlik zamanında... Hizmetin sürekliliğini yaşlılık gerekçesiyle kesmek... Kendi kendine hüküm verip mirasını devreder gibi hizmetini devretmeye kalkışmak, amel defterini kendi öz elleriyle dürmek...
İnsan şüphesiz ki imtihandadır.

Ve imtihanlardaki en kötü kayıp, talebenin tam başarı puanıyla bitireceği bir imtihanı son anda terk ederek kaybetmesidir. Kendisini son anda hükmen yenilgiye uğratmasıdır.
Rabbim akibetimizi hayr buyursun...

Abdulkadir Turan / İnzar Dergisi – Ocak 2016 (136. Sayı)
 
13-01-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.