Allah ile ticaret yapanlar, işte kazananlar onlardır!

Mehmet Göktaş
İnsanoğlunun en iyi bildiği şey ticarettir. Hemen evinin karşısındaki markete veya bakkala gidebilecek kadar yürümesini bilen, varınca ne istediğini söyleyebilen küçücük bir çocuktan tutunuz, aynı yere dizlerinde yürüyebilecek derman olan bir ihtiyar da ticaret yapar. İnsanoğlunun hayatta en çok yaptığı şey ticarettir, alış veriştir.
Evet, Rableri ile ticaret yapan müminler her zaman kazanırlar, hem de birçok yönden kazanırlar.

Önce şunu belirtelim, Allah Teala niçin ticaret dilini kullanıyor? Gerçekten kulları ile ticaret yapar mı?

İnsanoğlunun en iyi bildiği şey ticarettir. Hemen evinin karşısındaki markete veya bakkala gidebilecek kadar yürümesini bilen, varınca ne istediğini söyleyebilen küçücük bir çocuktan tutunuz, aynı yere dizlerinde yürüyebilecek derman olan bir ihtiyar da ticaret yapar. İnsanoğlunun hayatta en çok yaptığı şey ticarettir, alış veriştir.

Onun için Rabbimiz bazen bizlere bu dille hitab ediyor.

“Ey iman edenler! Sizi elem verici bir azaptan kurtaracak bir ticareti size haber vereyim mi?” (Saf 10)

“Şüphesiz ki Allah cennet karşılığında müminlerin canlarını ve mallarını satın almıştır. Artık onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, öldürülürler. Allah bunu Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da kesin olarak vadetmiştir. Kimdir vaadini Allah’tan daha iyi yerine getiren? O halde yapmış olduğunuz bu alış verişten dolayı sevinin. İşte asıl büyük kurtuluş budur.” (Tevbe 111)

Rabbimiz Müminlerin kendisi ile yaptıkları ticaretten bahsettiği gibi müşriklerin, kâfirlerin ticaretinden de bahsetmektedir. Fakat onların bu ticareti Allah ile değildir.

 “İşte onlar hidayet karşılığında dalaleti satın alan kimselerdi. Bu yüzden alış verişleri onlara kâr getirmemiş ve doğru yolu bulamamışlardır” (2/16)

“İşte onlar hidayeti verip sapıklığı, mağfireti verip azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar(!)” (2/175)

Yine Kitabı Kerim’in birçok yerinde Rabbimiz kâfirlerin Allah’ın ayetlerini az bir para karşılığında sattıklarını haber vermektedir.

Kısacası onlar Allah ile ticaret yapmadıkları gibi ticaretlerinde de hep zarar etmişler ve edeceklerdir.

Biz yine müminlerin Rableri ile yaptıkları ticarete dönelim.

Aslında yaptığımız bu ticaret esnasında Allah’a verdiklerimiz yine Allah’a aittir, bizim değildir. Yani bizler Rabbimizin bize verdiği şeyleri biz ona vererek karşılığında cennet alıyoruz.

Hem biz Rabbimizle böyle bir alış veriş yapmasak da Rabbimiz bizden onları yine alacak, gönüllü vermesek gönülsüz vereceğiz öyle değil mi? Fakat bu defa cenneti kaybedeceğiz.

Bu alış verişte bize ait bir şey yok mudur, hem o zaman bunun adına ticaret denir mi, tek taraflı bir şey olmaz mı?

Evet, bu ticarette her şey Allah’a aittir, satın aldıklarımız da, karşılığında verdiklerimiz de O’na aittir. Fakat bize ait olan bir şey vardır ki o da bizim irademizdir. Ve irademiz de bizim her şeyimizdir. İşte biz onu veriyoruz Rabbimize ve karşılığında cenneti alıyoruz. Cenneti kazanıyoruz.

Bir şey daha kazanıyoruz. Rabbimizle böyle bir alış veriş yaptığımızdan dolayı, böyle bir alış verişe imza attığımızdan dolayı aslında çok daha büyük bir şey kazanıyoruz.

Nedir biliyor musunuz? Daha cennete girmeden, canımızı vermeden önce mükemmel bir Müslüman oluyoruz, çok yüce değerler kazanıyoruz.

Eğer bir Müslüman “Allah’ım, canımı senin yolunda vereceğim, Senin dinin için ölmeye hazırım…” demişse, can verilmesi gereken bütün konumlarda ortaya atılmışsa düşünebiliyor musunuz bu müminin elde ettiklerini.

Her şeyden önce dünya sevgisini kalbinden söküp atmıştır. Herkesin uğruna koşuşturduğu dünyayı o elinin tersiyle itmiştir.

Bırakın haram yemeyi, bırakın başkalarının malına mülküne el koymayı, helâllerden bile vazgeçmiştir. Mirasından vazgeçmiştir. O ana kadar çalışıp kazandıklarını bırakıp gitmeyi göze almış demektir.

Bırakın nefsinin emrine uyarak haramlara dalmayı, Allah’ın kendisine lütfeylediği helâlleri, nikâhlı eşini bile bırakıp gitmeyi göze alan birisi, zaten şehid olmadan önce ahlâkın zirvesine ulaşmış demektir.

“Allah’ım, canımı Senin yolunda feda etmeye hazırım” diyebilen bir mümin bütün korkuları söküp attığı için İslam’ın yiğit bir evladı olur, küfrün korkulu rüyası olur. Ve böylesi müminlerin İslam’a kazandırdığını kimse kazandıramaz.

Allah’a kavuşmayı göze alan, bunun için söz veren bir Müslüman oturup sadece o günün gelmesini beklemez, o andan itibaren ciddi bir abid olur, bundan sonraki vaktini hep ibadetle geçirerek şehadet vaktini bekler.

Kısacası Allah (cc) ile alış veriş yapanlar, canlarını ve mallarını O’na satanlar, daha bu alış veriş gerçekleşmeden önce ulaşılacak bütün makamlara otomatikman ulaşırlar.

Ne mutlu Rableriyle bu şekilde alış veriş yapanlara.

Mehmet Göktaş / İnzar Dergisi – Mart 2016 (138. Sayı)
 
16-03-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.