Allah Teâlâ`nın Kullarına Mesajı: Vahy

Abdulkuddus Yalçın
Mü`minlerin annesi Hz. Aişe`den (radiyallahu anha) rivayet edilmiştir ki: Haris bin Hişam (radiyallahu anh) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`e şöyle sordu: "Ey Allah`ın Resulü! Vahy sana nasıl gelir?" Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Bazen bana çıngırak sesi şeklinde gelir ki benim üzerimde en şiddetli olanı budur.
“..Ve bana bu Kur`ân vahyolundu ki, onunla hem sizi, hem de sizden sonra kendisine (Kur`an) ulaşan herkesi uyarayım.” (En`am: 19)
 
Mü`minlerin annesi Hz. Aişe`den (radiyallahu anha) rivayet edilmiştir ki: Haris bin Hişam (radiyallahu anh) Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem`e şöyle sordu: "Ey Allah`ın Resulü! Vahy sana nasıl gelir?" Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: Bazen bana çıngırak sesi şeklinde gelir ki benim üzerimde en şiddetli olanı budur. Sonra bu halin şiddeti üzerimden kalktığında ben söylediklerini ezberlemiş olurum. Bazen de melek bana insan şeklinde görünür ve benimle konuşur. Ben onun söylediğini ezberlerim".
 
Hz. Aişe (radiyallahu anha) şöyle demiştir:
 
"Ben soğuğun şiddetli olduğu günde vahyin ona indirildiğini görmüşümdür. Bu halin şiddeti üzerinden kalktığında alnından terler boşalırdı.” (Buharî, Müslim, Tirmizî)
 
VAHY: Lügatte birkaç manaya gelir. Onları şöyle sıralayabiliriz;
 
1- Göndermek. "Biz Nuh`a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik." (Nisa: 163) ve "Sizi uyarayım diye bu Kur`an bana vahyedildi." (En`am: 19)   ayetlerinde geçen vahy bu manadadır.
 
2- İşaret etmek. Meryem suresindeki "Sabah akşam Onu tesbih edin diye (Zekeriyya) onlara vahyetti" ayeti gibi.  
 
3- İlham. Maide suresinde "Havarilere vahyettiğim zaman", Nahl suresinde "Rabbin balarısına vahyetti" ve Kasas suresinde "Musa`nın annesine vahyettik" ayetlerinde olduğu gibi.
 
4- Emir. Zilzal suresindeki "Rabbin ona vahyetti diye" ayeti gibi.
 
5- Söz. Necm suresindeki "Kuluna vahyettiğini vahyetti" ayeti gibi.
 
6- Uykuda bildirmek. Şura suresindeki "Vahyin dışında Allah`ın bir beşerle konuşması olacak şey değildir" ayeti gibi.
 
7- Vesvese ile bildirmek. En`am suresindeki "Sizinle tartışsınlar diye şeytanlar dostlarına vahyederler" ayeti gibi. (Nüzhet-ül A`yün en nevazir) 
 
İbnu Kuteybe demiş ki: Kendisi ile yol gösterdiğin, delalet ettiğin; yazı, işaret ve risale gibi her şey vahydir. İbnu Faris de: Başkasına anlasın ve bilsin diye sunduğun, ilettiğin her şey -nasıl olursa olsun- vahydir. 
 
Ayrıca vahy: hızlı demektir ve vahy: ses demektir. Bazıları vahyi tanıtıp şöyle demişler: Vahy; maksadı kendisine iletilmek istenen kişiye en hızlı ve en gizli şekilde iletmektir.
 
İslam istılahında ise VAHY: "Allah Teâlâ`nın peygamberlerinden birine indirilen kelamıdır." Kirmani ve aynî de böyle geçmektedir. (Keşşaf-u İstilahat-il funûn)
 
Muhyiddin Derviş istılahi manadaki vahyi şu şekilde tarif etmiştir: "Allah`ın, peygamberlerine olan vahyi; Onları hazır hale getirdikten sonra vasıtasız ya da melek gibi bir vasıta ile başkalarından gizli olarak kalplerine attığı zaruri ilimdir." (İ`rab-ül Kur`an ve beyanuh)
 
Sadruşşeria Tavdih`de demiş ki: Vahyin zahir(açık) olanı var batın(Gizli, görünmeyen) olanı var. Zahir olan vahy üç kısımdır. 
 
Birincisi: Melek`in dili ile sabit olup peygamberin kulağına girendir. Kur`an bu kısımdandır. 
 
İkincisi: Söz ile açıklama olmaksızın meleğin işareti ile kendisine görünendir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin: Ruhul kuds (Cibril) kalbime üfledi ki hiçbir nefis kendisine yazılanın tamamını almadıkça ölmez" hadis-i şerifinde buyurduğu gibi… 
 
Üçüncüsü: ilhamdır. 
 
Bütün bunlar mutlak surette hüccettir, bir hükmün isbatı için delildir. Evliyanın ilhamı hariç çünkü o başkası üzerine hüccet olmaz. 
 
Batın olana gelince o re`y ve içtihad ile ulaşılan kısımdır. (Keşşaf-u İstilahat-il funûn)
 
Yukarıda zikredilen hadiste vahyin geliş şekilleri sadece iki durum ile sınırlandırılmakla birlikte bunlara başkaları da eklenmiştir. Bunları şöyle sıralayabiliriz:
 
a- Vahyin arı uğultusu şeklinde gelmesi, 
 
b- Hz. Peygamber`in zihnine telkin edilmesi, 
 
c- İlham, 
 
d- Doğru çıkan rüya, 
 
e- İsra gecesinde arada vasıta olmaksızın Hz. Peygamber`in Yüce Allah ile konuşması
 
f- Cebrail`in yaratıldığı şekil olan altı yüz kanatlı asıl hali ile Hz. Peygamber`e gelmesi, Hz. Peygamber`in onu yer ile göğün arasında ufku kaplayan bir kürsü üzerinde görmesi… 
 
Hadiste Vahyin geliş şekillerinden yalnızca ikisinin zikredilmesi konusunda şu yorumlar yapılmıştır:
 
Hadiste bu ikisinin zikredilmesi bir sınırlama için olmayıp, vahyin çoğun¬lukla geldiği şekli belirtmek içindir.
 
Bu ikisinden farklı olan şekiller, Hz. Peygamber`e (sallallahu aleyhi ve sellem) bu sorunun sorulmasından sonra meydana gelmiştir.
 
Meleğin zikredilen iki şekli çok nadir olduğu için Hz. Peygamber o konuya temas etmemiştir. Çünkü Hz. Âişe`den nakledildiğine göre Hz. Peygamber me¬leği sadece iki kez bu şekilde görmüştür.
 
Hz. Peygamber`in meleği bu şekilde görmesi sırasında bir vahiy gelmemiştir.
 
Bu şekilde iken vahiy gelmiş olsa bile çıngırak sesi şeklinde gelmiş, Hz. Pey¬gamber de bunu vahyin taşıyıcısının değil, vahyin niteliği olarak belirtmiştir.
 
Hadiste yer alan "melek bana insan şeklinde görünür" İfadesine gelince; Bu, "melek İnsan suretine girer" anlamındadır. Hocamız Şeyh Siracüddin şöyle der: "Bu söz, (soyut gerçek¬leri) zihne yaklaştırmak için bu şekilde söylenmiştir. Gerçekte meleğin zatının insana dönüştüğü anlamına gelmez. Meleğin hitap ettiği kişiye kendisini alıştırmak için insan suretinde gö¬rünmesidir." Melek kelimesinin başında yer alan "elif-lam" harfi, belirlilik takısı olup, söz konusu meleğin Cebrail olduğunu bildirir. (Feth-ul Bari tercümesi) 
 
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşıldığı gibi Vahyin değişik manaları var ve Kur`an-ı kerimde de bu değişik manalarda kullanılmıştır ancak mutlak olarak "VAHY" denilince istılahî manada olan vahy anlaşılır ki o da Allah Azze ve Celle`nin vasıtalı ya da vasıtasız Peygamberlerine hükümlerini, emirlerini ve diğer gereken tüm malumatları bildirmesidir. 
 
Peygamberler de (aleyhimüssalatu vesselam) kendilerine gelen vahyi ümmetlerine bildirmekle ve ilkönce kendileri o vahye uymakla mükelleftirler. İşte bu noktada Allah Teâlâ`nın sadık elçileridirler. Allah ile insanlar arasında emin ve güvenilir kimselerdir. 
 
Allah Teâlâ buyuruyor: 
 
“Rabbinden sana vahyolunana uy.” (En`am: 106)
 
“Rabbinin Kitab`ından sana vahyedileni oku.” (Kehf: 27)
 
“Andolsun ki, sana da, senden öncekilere de şu vahyedildi: "Yemin ederim ki, eğer şirk koşarsan bütün çalışmaların boşa gider ve mutlaka kendine yazık edenlerden olursun." (Zumer: 65)
 
“Sana vahyedilen Kur`an`a sarıl. Şüphesiz ki sen doğru bir yol üzerindesin. Doğrusu o Kur`an, senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf: 43, 44)
 
 “(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın.” (Ra`d: 30)
 
Peygamberler`e (aleyhimussalatu vesselam) gelen vahy ile Efendimiz sallallahu aleyhi ve selleme gelen vahy arasında bir zıtlık ve çelişki yoktur.
 
“Sana vahyettiğimiz kitap, kendinden öncekini (semavi kitapları) doğrulayıcı olarak gelen gerçektir. Allah, kullarının (her halinden) haberdardır, görendir.” (Fatır: 31)

"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye Nuh`a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim`e, Musa`ya ve İsa`ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. (Şura)
 
“Biz Nuh`a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve (nitekim) İbrahim`e, İsmail`e, İshak`a, Ya`kub`a, esbâta (torunlara), İsa`ya, Eyyub`a, Yunus`a, Harun`a ve Süleyman`a vahyettik. Davud`a da Zebur`u verdik.” (Nisa: 163)
 
Kur`an-ı Kerim gibi sünnet-i seniyye de vahyin eseridir. 
 
Allah Teâlâ buyuruyor:
 
“O, hevâdan (arzularına göre) konuşmaz. O(nun konuşması kendisine ) vahyedilenden başkası değildir. Onu, müthiş kuvvetleri olan biri öğretti.” (Necm: 3-5) 
 
“İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?” (Yunus: 2)
 
Üstad bediüzzaman rehimehullah şunları söylemektedir.
 
Vahy iki kısımdır:
 
Biri: "Vahy-i sarihî"dir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur`an ve bazı ehadîs-i kudsiye gibi...
 
İkinci Kısım: "Vahy-i zımnî"dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm`a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm bazan yine ilhama veya vahye istinad edip beyan eder veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasviratı, ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder. (Mektubat 19. Mektub, dördüncü nükteli işaret, ikinci esas) 
 
Vahyin yolu nurlu bir yoldur, beşeriyetin kurtuluşu bu yolu takip etmekle mümkün olur. İnsanın insan olduğunu idrak etmesi, behimi ve vahşiyane bir hayat yaşamaktan kurtulmasının tek çaresi yine vahye tabi olması ile mümkündür. 
 
"İşte böylece sana da emrimizle Kur`an`ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle doğru yola eriştirdiğimiz bir nur kıldık. Şüphesiz ki sen doğru bir yolu göstermektesin. (Şura: 52)
 
Allah Teâlâ bizi vahy ile yaşatsın, vahy ile huzuruna kabul etsin, vahyin yolundan bir an ayırmasın! Âmîn!..
 
Abdulkuddus Yalçın | İnzar Dergisi | Ağustos 2017 | 155. Sayı
 
06-08-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.