Alim ve Mücahid; Ubade Bin Samit

Mehmet Sait Çimen
İslam ordusu Mısır seferinde zorlanıyor, düşmanı mağlup edemiyordu. Zaman geçtikçe sıkıntı artıyor, orduda moral bozukluğu baş gösteriyordu. Halifeden yardım istemeye karar verdiler.
İslam ordusu Mısır seferinde zorlanıyor, düşmanı mağlup edemiyordu. Zaman geçtikçe sıkıntı artıyor, orduda moral bozukluğu baş gösteriyordu. Halifeden yardım istemeye karar verdiler.

Müslümanların Halifesi Hz. Ömer radıyallahu anh, ordu komutanına bir mektup ve dört kişi gönderdi. Mektupta ordu komutanına hitaben şunlar yazıyordu:

“Şunu bil ki, Allah, hiçbir topluluğa niyeti doğru olmadıkça, yardım etmez. Niyetinizi düzeltin. Sana yardım için, dört Müslüman gönderiyorum. Bildiğim kadarıyla bunlardan her biri, bin kişiye bedeldir.

Mektubumu aldığın zaman, askerlerini topla, Onlara hitap et, yolladığım dört Müslümanı, onlara tanıt, askerlerine evvela niyetlerini düzeltmelerini sonra da düşman karşısında sabır ve sebatla savaşmalarını söyle!

Cuma günü, öğleden sonra hücum emrini ver. Çünkü o saatte, dualar kabul olur ve Allah’ın rahmeti yağar. Mücahidler yüksek sesle Allah’ın adını anıp O’ndan yardım dilesinler.”

Ordu komutanı, Halifenin mektubunu okudu ve gelen dört kişiyi tanıttı.
O dört kişi şunlardı:

Cennetle müjdelenmiş on kişiden biri olan Peygamberin halasının oğlu Zübeyr bin Avvam.

Adı anıldığında cesaret ve kahramanlığı hatırlatan Mikdad bin Esved.

Aziz Peygamber’in duasına mazhar olan Mesleme bin Muhalled.

Ve Ubade bin Samit... Âlim, hafız, mücahid ve Akabe biatlarının “Nakib”i olan kahraman.

“Her biri bin kişiye bedel olan dört adam!” diyordu onlar için Hz. Ömer…

İmanı kalplerine içirmiş yiğitlerdi onlar.

Bu dört yiğitten Ubade b. Samit’ten söz edeceğiz Allah nasip ederse.

Medine’nin Hazrec kabilesindendi Ubade…

Evs kabilesiyle yaşanan Buas harplerinin acısı daha içlerindeyken bir grup arkadaşı ile Mekke’ye düşmüştü yolları. Mekke’de panayır günleriydi.  Hazrec’in gençleri habersizdi; ama Mekke’de yanık bir sevda rüzgârı esiyordu.

Gözlerin nuru Aziz Peygamber, iman nuru kalplerde yer bulsun, kalpler imanla huzur bulsun diye uğraşıyor, didiniyor, insanları davet ediyordu. 

Efendimiz Aleyhissalatu vesselam panayır çadırlarını dolaşıyor ve insanları cehaletten uzaklaşmaya davet ediyordu.

Kimi çadırda alaya alınıyor, kimi çadırdaysa hakarete uğruyor ve kovuluyordu.

Bazen de bu güzel yüzlü, güzel sözlü insanın söylediklerinden etkilenenler oluyor “acaba”lar zihinlerde dolaşıyorken Ebu Leheb adında bir şeytan giriyordu çadıra ve “Onu dinlemeyin, o benim yeğenimdir, delidir.” şeklinde konuşarak zihinleri kirli bir duman ile dolduruyordu. 

Aziz Peygamber Aleyhissalatu vesselam çaba harcamaya devam ediyordu.

Bir ara Mekke müşrikleri fark etmeden Hazrec kabilesinden sekiz kişinin bulunduğu yere geldi. Allah Rasulü Aleyhissalatu vesselam. Kur’an okudu ve onları İslam’a davet etti.

Kalpler yumuşadı ve imana yollar açıldı.

Daveti kabul ettiler; ama bunu gizli tuttular. 

Bir sene sonra Akabe denilen yerde buluşmak üzere sözleştiler.

Bir sene sonra Hazrec’den on, Evs’den iki kişi olmak üzere on iki Müslüman Akabe’de Allah Rasulü ile buluştular.

Ubade bin Samit şöyle anlatıyor:

“Ben de Birinci Akabe Beyatına katılmıştım. Tam on iki kişiydik. Resulullah’a kadınların verdiği beyatı verdik, çünkü daha savaş farz kılınmamıştı. Resulullah’a, hiçbir şeyi Allah’a ortak koşmayacağımıza, hırsızlık yapmayacağımıza, zina etmeyeceğimize, çocuklarımızı öldürmeyeceğimize, hiçbir zaman insanlara iftira atmayacağımıza ve iyilikle ona itaat edeceğimize dair söz verdik.”

Medine Müslümanları geri döndüklerinde Allah Resulü onlara İslam’ı öğretsin diye Mus’ab bin Umeyr’i gönderdi.

Allah’ın yardımı ve Musab’ın güzel ve hikmetli daveti ile Medine’de Müslümanların sayısı arttı. Bir sene geçtikten sonra Akabe’de buluşmak için gelenlerin sayısı ikisi kadın olmak üzere 73 kişiydi.

Beyat gerçekleştikten sonra Rasulullah aleyhissalatu vesselam gelenlerin içinden 12 kişiyi “Nakib” olarak seçti. Ubade bin Samit de seçilen bu 12 kişiden biriydi.

Sonra Medine, her şeylerini terk eden muhacirler için yurt oldu; ensar oldu.

Allah Resulü onu muhacirlerden Ebu Mersed ile kardeş yapmıştı. Ümmü Haram ile olan nikahını da bizzat Resulullah aleyhissalatu vesselam kıymıştı.

Ubade bin Samit, islam’a bağlılığını her şartta ortaya koydu. Allah Resulü Aleyhissalatu vesselam ile beraber Bedir, Uhud ve Hendek savaşlarına katıldı. Hayber’in fethinde bulundu, Hudeybiye antlaşması sırasında da yine sahabe arasındaydı.

Resulullah’ın her emrine amadeydi Ubade. İman kalbine girdikten sonra her şey ona göre şekillenmiş, dostlukları değişmişti.

Beni Kaynuka Yahudileri ile olan mesele bu konuda güzel bir örnektir.

Allah Resulü, Medine’ye hicret ettikten sonra Yahudilerle bir anlaşma yapmış ve onları ahitlerine sadık kalmaya davet etmişti. Ama onlar ihanet ettiler. Bir Müslüman kadına sataştılar ve ardından çıkan olaylarda kan döktüler.

Beni Kaynukalılar, Bedir savaşında müşriklerin uğradığı akıbetle uyarıldıklarında müşriklerin savaşmayı bilmediklerini, kendilerinin ise bu konuda zorlu ve şiddetli olduklarını iddia ettiler ve meydan okudular.

Yaptıkları ihanetin ve alçaklığın bedeli ödetilmeliydi. Allah Resulü, ashabına Beni Kaynuka üzerine yürüme emri verdi. Kaynukalılar sağlam kalelerine çekildiler ve muhasara altına alındılar. 15 günün sonunda teslim olmak zorunda kaldılar.

Resulullah Aleyhissalatu vesselam, hain Beni Kaynuka’nın durumu için sahabe ile istişare etti.

Münafıkların önde gelenlerinden olan Abdullah b. Ubeyy, Yahudilerle olan dostluğundan ve bu dostluktan vazgeçmeyeceğinden söz etti.

Ubade bin Samit söz aldı:

“Ya Resulullah! Beni Kaynuka, bütün sözlerini; ayaklar altına aldılar, antlaşmalarını bozdular.  İman ettikten sonra benim, Allah ve Peygamberinden başka dostum yoktur. Allah ve Resul’ünün emirlerini bekliyorum.”

Peygamber aleyhissalatu vesselam İbn-i Selul’u yerdi, Ubade bin Samit’i ise övdü.

Maide Suresi 51. Ayetin bu olay üzerine indiği rivayet edilir:

“Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğuna hidayet vermez.”

Allah ve Resulünü dost edinen Ubade bin Samit, her işte Allah’a danışma gereği duydu. Bir seferinde Kur’an öğrettiği biri buna karşılık bir yay hediye etmek isteyince Ubade durumu Peygambere arz etti. Peygamberin cevabı Ubade’yi kendine getirdi: 

“Eğer o yayı kuşanırsan; omuzların arasında bir ateş közü taşımış olursun.”

Allah için yapılan bir işe maddi çıkar girmemeli, ihlasa zarar vermemeliydi. Ubade bundan önemli bir ders çıkardı.

Savaş meydanlarının büyük cengâveriydi Ubade bin Samit. Peygamber Aleyhissalatu vesselam dönemine olduğu gibi halifeler döneminde de çok sayıda savaşa iştirak etti. Çok uzun boylu ve düşmana korku veren bir heybete sahipti. Elçi olarak gönderildiği yerlerde de İslam’ın izzetini muhafaza etmiş, heybet ve cesareti ile kâfirleri zelil etmişti.

Kıbrıs’ın fethine eşi Ümmü Haram ile beraber katılmış, eşi orada bineğinden düşerek şehid olmuştu.

Her ortamda insanlara Kur’an okuması ve Resulullah’ın sözlerini nakletmesinden dolayı ilgi görüyor ve öğrenmek isteyenler etrafında dolaşıyordu.

Mala rağbet etmiyordu, çünkü dostu Resulullah ona şöyle buyurmuştu:

“Ben sizin benden sonra şirke düşeceğinizden korkmam. Sizin için korktuğum mala meyletmeniz ve mala rağbet etmenizdir.”

İnsanları Allah rızası için çalışmaya davet ederdi.

Savaşa katılanlardan biri Ubade bin Samit’e kendi durumunu söyledi: 

“Ben harb ederken Allah Teâlâ’nın rızasını istediğim ettiğim gibi, başkalarının beni övmesini de isterim.”

Ubade bin Samit, “Sana bundan kâr yok!” dedi.

Adam söylediğinde ısrar edince Ubade, Resulullah’tan duyduğunu nakletti: “Ben ortaklıktan müstağni olanların en müstağnisiyim. Kim ki benim için amel eder ve başkasını da bu amele katarsa, hissemi o ortağıma devrederim.”

Ubade bin Samit, 72 yaşında iken Remle’de hastalandı. Ziyaretine gelenlere nasihatlerde bulunmaya, onlara Kur’an ve Hadis’ten hatırlatmalarda bulunmaya devam etti.

Hasta iken ziyaretine gelip nasihat isteyen oğluyla arasında şöyle bir konuşma geçti:

“Oğlum! Eğer sen, kaderin hayrına ve şerrine inanmazsan; imanın tadına eremezsin

“Fakat Babacığım, kaderin, hayrını ve şerrini nasıl anlayabilirim?”

“Şöyle inanmalısın: Kaderinde olmayan şey, seni asla bulamaz. Kaderinde yazılı olandan da, asla kaçamazsın.” 

Ubade bin Samit, Allah yolunda cihadla öğrendiklerini hayata aktarmayla, insanlara nasihatle geçen bir ömürden sonra Remle’de 72 yaşında iken ruhunu Rabbine teslim etti.

Allah ondan razı olsun ve onu rahmetiyle kuşatsın.

Mehmet Said Çimen / İnzar Dergisi – Eylül 2016 (144. Sayı)
 
08-09-2016 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.