Akif ve Milliyetçilik -2-

İbrahim Dağılma
Bir zamanlar, Akif`le fikri planda zıt ve Türk ırkçısı olan, bir dönem Türkçülük akımının önemli kurumlarından “Türk Ocağı”nın başkanlığını yapan Hamdullah Suphi`nin “İstiklal Marşı”nı yazdırmak istemesindeki ısrar niçindir? Aralarındaki görüş farklılığını çok iyi bilmesine rağmen Hamdullah Suphi, Akif`i yıllar öncesinden takdir etmekte, onu benimsemekte ve İslamcı kimliğiyle onu selamlamaktadır. Bu hakikati kendisi Maarif görevinden ayrıldıktan sonra bir komisyona hakkındaki rapor üzerine konuşurken şöyle ifade eder:
…Mehmet Âkif, mahallileştirilmiş/millileştirilmiş tanımlamalara rağmen, umumi İslâm tasavvurundan hiçbir zaman ve şartta vazgeçmemiştir. İslâmi bütünlük içinde mahalli/milli değerler ön plana çıkarılarak bir mücadele yürütülebilir. Bu milli/mahalli değerler İslâm bütününü zedelemeyecek bir muhteva taşır. Milli/mahalli dinamiklerin harekete geçirilmesi, batı emperyalizmine karşı mücadele için gereklidir…

Âkif`in eserlerinde geçen “milli olma vasfı” zikredilen gerçekler çerçevesinde, onun yaşadığı toplumun yaşantı şeklini belirgin özellikler ile ele aldığı yerlilik olayıdır. Yani yerli malzeme, yerli renk, yerli heyecan, yerli duyuş-düşünüş…

Bir zamanlar, Akif`le fikri planda zıt ve Türk ırkçısı olan, bir dönem Türkçülük akımının önemli kurumlarından “Türk Ocağı”nın başkanlığını yapan Hamdullah Suphi`nin “İstiklal Marşı”nı yazdırmak istemesindeki ısrar niçindir?

Aralarındaki görüş farklılığını çok iyi bilmesine rağmen Hamdullah Suphi, Akif`i yıllar öncesinden takdir etmekte, onu benimsemekte ve İslamcı kimliğiyle onu selamlamaktadır. Bu hakikati kendisi Maarif görevinden ayrıldıktan sonra bir komisyona hakkındaki rapor üzerine konuşurken şöyle ifade eder:

“Bütün milletim arasında geçirdiğim hayatta muayyen itikada malik olanlara dindarane hürmet göstermişimdir. Misal olarak söylüyorum. Aranızda Burdur Mebusu Muhteremi Mehmet Akif Bey`le ben birbirine mütenakız görülen bir yolda senelerce çarpıştık. Kendileri milliyetperverliğin daima aleyhinde enfes şiirler yazmışlardır.” Hamdullah Suphi`nin bu sözlerine Mehmet Akif:

“Ben kavmiyet aleyhinde bir adamım, milliyet aleyhinde değil” cevabını veriyor. Hamdullah Suphi de:

“Evet, efendim kavmiyet aleyhinde!” diye tasrih ediyor.”

Hamdullah Suphi, böyle bir marşı Akif`in yazabileceğini bilmekteydi; ondan başka buna kabil birini göremediği için İstiklal Marşı`nı onun yazmasını ister. Akif, bu şiirde iman ve imanın verdiği ümid ve cesaretle haykırıyor. Çünkü Akif, şiirini “davasına adamış” İslamcı bir şairdi. Halkın kahramanlık mücadelesine ancak onun gibi biri tercüman olabilirdi. Yoksa ideolojik kaygılarla yazılan şiir sloganik, cansız, kuru olmaktan öteye gitmez. “Onuncu Yıl Marşı” gibi azınlık bir kitlenin dilinde kuru bir gürültü olarak kalırdı. Kimi zaman cılız ve yersiz itirazlara hedef olsa da “İstiklal Marşı” imanı bünyesinde taşıyan bir toplumun şevkle kabul ettiği bir terennümdür.

“ O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;

Hakkıdır, Hakk`a tapan, milletimin istiklal”

Mısralarında ve diğer mısralarda geçen “millet” kavramı neyi ifade etmektedir?

Anadolu`da verilen mücadele topyekûn bir halkın mücadelesiydi. Bu halk, Müslüman fertlerden müteşekkil bir halktı. Türk, Kürt, Çerkez, Laz ve Arabıyla cihad meydanına koşan mü`min insanlardı. Zaferi hep birlikte kazanmışlardı. Direnişleri İslam adına olmuştu. Elbette böyle bir destana ayna olacak mısralar, onları anlatacaktı... “Millet” kavramı ile kastedilen de şahsiyetini, yaşayış şeklini iman potasında eriterek mü`min bir kimlik olarak beliren Müslüman toplumdur.

Hilal, İslam`ın kuşatıcılığını ve haçlı zihniyetle olan savaşını simgeleyen bir nişanedir.

Hürriyet (İstiklal), bütün bağlardan arınarak Allah`a kul olmakla gerçekleşir. “Küfür tek millet” olduğuna göre “Hakka tapan millet de tek millettir.” Yani onlar, İslam Milleti (dini)`nin mensuplarıdır.

“İman dolu göğüs”, Allah ve Resulü`ne selim bir kalple teslim olmanın tezahürüdür.

“Şehidlik”, “Müslümanım!” diyen birinin erişmek istediği büyük bir payedir. Ölümü öldüren ölümsüzlük ve Allah yolunda hoşnutlukla adanmaktır.

“Ma`bed”, İslam Devleti`nin üssü`l esası, karargâhı, cemaatleşme şuurunun oluşum yeri ve birliğinin teşkil ettiği mekândır.

“Ezanlar!” İslam`ın bir şiarı... Bir toplumun Müslümanlığının alamet-i farikası...

Tüm bu kavramlar, İstiklal Marşı`nı bir mana ve güzellik elbisesine bürümektedir. Şahsiyetinin her cephesiyle İslam`ın emirlerine teslim olmuş, imanı ülkü edinmiş bir dimağdan İslam`a aykırı manaların hissettirilmesi mümkün değildir. Sonraki evrelerde, İslam`a cephe alan laik yönetimden kaçarak hicreti seçmesi Akif`in tercihini ortaya koyar.

Kur`an-ı Kerim`de, toplumların “dillerinin ve renklerinin farklılığı”nın sebebi Allah`ın ayetleri (yücelik nişanesi)`nden oluş ve insanoğlunun kabile ve kavimlere ayrılması, “anlaşıp kaynaşma vesilesi” olarak zikredilmektedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.), “kişinin mensup olduğu ırkı inkârını” tasvip etmemekle beraber “Kişinin ırkıyla ilgili her türlü övüncünü” de İslam dışı (asabiyet) olarak ilan etmiş ve böylesi bir övüncü yasaklamıştır. İnsanoğlunun cinsiyeti, aşireti, sıhhati ve siret biçiminin tayini ihtiyarı dışında olduğundan bu yönde bir dahlinin olması da mümkün değildir. O halde kişinin iradesi haricinde olan cinsiyet, mensubiyet, güzellik-çirkinlik gibi noktalarda övünmesi ve üstünlük taslaması yanlıştır.

Kemale âşık olan insan, şahsi hasselerde mükemmele ulaşmayı arzuladığı gibi elbette içinde bulunduğu çevrenin, mensubu olduğu toplumun da mükemmele ulaşmasını ister. Siyasi, ekonomik, ilmi ve teknolojik alanda terakkiyi istemek bir erdem ve bu yöndeki gayret, bir fedakârlıktır.

İslami düşünce ve Allah`ı razı etme bilinci Mehmet Akif`in şahsiyetine lif lif işlenmiş ve bu gerçek, hasımları tarafından kabul edilmiş ve onların nazarında dahi Mehmet Akif, bir “İslam şairi”ydi.

Herkesin bir leylâsı vardır. Kavuşmak istediği, özlem duyduğu, uğruna mücadele ettiği bir leylâ. Mehmed Akifin Leylâsı ise, milletiydi; kavmi değil, milleti... Müslüman kavimlerinin cehalet ve sefalete duçar olduğu, aynı zamanda birbiriyle boğuştuğu bir zamanda onları millete çağırmıştı Mehmed Akif :

Müslümanlık sizi gayet sıkı, gayet sağlam

Bağlamak lazım iken, anlamadım- anlayamam

Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize!...

Fikr-i kavmiyyeti şeytan mı sokan zihninize?

Birbirinden müteferrik bu kadar akvamı,

Aynı milliyetin altında tutan İslamı

Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir...

Fikr-i kavmiyeti te`lin ediyor Peygamber…

Akif, bu mısralara düşünce atmosferinde yoğunlaşan hakikat yağmurunu damla damla içirdiği halde onun İstiklal Marşı`ndaki şu mısralarını İslam`ın düşünce sistemine bağlı olarak nereye oturtabiliriz?

“Kahraman ırkıma bir gül ne bu şiddet, bu celal?...

…Ebediyyen sana yok ırkıma yok izmihlal”

Mehmet Akif, İttihat ve Terakki döneminde, genel merkez üyelerinden Ziya Gökalp ve arkadaşlarının, İslami düşünceyi göz ardı eden bir “Türkçülük” fikrini yaymaya çalışmalarını çok tehlikeli bulur. Akif, selamet gemisi olarak Müslümanlar arasında kavmiyet (ırkçılık) farkı gözetmeyen bir “İslam Birliği” idealine sarılır. Bu bağlamda “Ümmet!” şuuru içinde İslam birliğini isteyen şahsiyetlerle fikri planda bir araya gelir. “İslam Birliği” idealinin o dönemdeki ünlü ismi Cemaleddin Afgani`dir. Irk ve ülke olarak İslam`a bağlanmış iddiasız bir kavme (Afganlı) mensup olan Afgani`nin açtığı yolda yine kendisi gibi iddiasız kavimlere mensup olan Said-i Nursi (Kürd) ve Mehmet Akif (Arnavut) gibi İslam Birliği`ni tamamıyla ve samimice isteyen isimler yürütmüştür. İslami düşünceye dayanmayan ırkçılık (Türkçülük)ın zararlarını Akif, şu mısralarda dile getirmektedir:

…Cemiyete bir fırka dedik, tefrika çıktı;

Sapsağlam iken milletin erkânını yıktı

“Turan ili” namıyla bir efsane edindik;

“Efsane, fakat gaye!” deyip az mı didindik?

Kaç yurdu feda etmedik artık bu uğurda?

Elverdi gidenler, acıyın eldeki yurda!...


(Önümüzdeki sayı devam edecek)


İbrahim Dağılma | İnzar Dergisi | Kasım 2017 | 158. Sayı


 
23-11-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.