Akif Ve Milliyetçilik -1-

İbrahim Dağılma
Herkesin bir Leylâsı vardır. Kavuşmak istediği, özlem duyduğu, uğruna mücadele ettiği bir Leylâ. Mehmed Akif`in Leylâsı ise, milletiydi; kavmi değil, milleti... Müslüman kavimlerinin cehalet ve sefalete duçar olduğu, aynı zamanda birbiriyle boğuştuğu bir zamanda onları millete çağırmıştı Mehmed Akif.
Herkesin bir Leylâsı vardır. Kavuşmak istediği, özlem duyduğu, uğruna mücadele ettiği bir Leylâ. Mehmed Akif`in Leylâsı ise, milletiydi; kavmi değil, milleti... Müslüman kavimlerinin cehalet ve sefalete duçar olduğu, aynı zamanda birbiriyle boğuştuğu bir zamanda onları millete çağırmıştı Mehmed Akif.

Akif`e göre Müslüman topluluk; Allah`a inanmış, O`nun şeriatını kabul eden bir kuvvet olarak varoluş gayesini bilmeli, çalışmayı bir an elden bırakmamalı, çalışma ilkesi üzerine ilerlemelidir:
Çalış dedikçe şeriat, çalışmadın durdun
Onun hesabına birçok hurafe uydurdun
Sonunda bir de tevekkül sokuşturup araya
Zavallı dini çevirdin maskaraya…

“Türkçülük” akımının yanı sıra Arap ve Arnavutların “kavmiyet” zırhına bürünmesi zarardır, Âkif`in nazarında. Çünkü “insan”, Allah (c.c)`a kul olmak için yaratılmıştır. Renklerin ve dillerin farklılığı Allah(c.c)`ın yüceliğinin ve azametinin delili olan ayetlerindendir. Yüce Allah (c.c) katında suretlerin ve bedeni güzelliklerin “üstünlük” cihetiyle bir kıymeti yoktur. Üstünlük takvada yani Allah`ın emirlerine tabii olmadaki fıtri duyarlılıktadır.
“Milliyetçilik” ilkesinden hareketle bir toplumu, halkı, kavmi, yüceltmek bir nebze olumlu sayılsa da; aynı kavimden toplumun ifsadı için çalışanları, ahlaksızlıkları, dinsizleri, zalimleri, hak-hukuk tanımayanları ne yapmalı?

O kişilere, “Sende Türk kanı, Arap izzeti veya Arnavut haysiyeti yok mu?” denilecek; madem, dünya imtihan mekânıdır. İnsan, Allah`a kul olmakla yükümlüdür. Cüz`i irade dâhilinde seçilen yol ikidir: Hidayet ve dalalet.

O halde iki yolun tabiilerini ilgilendiren bu kavramlar onların yaşam şekillerine şamil olacak bir ifadeyle birebir örtüşmelidir:

İslâm milleti, küfür milleti… gibi.
Milli mücadele yıllarında Akif`in cihad aşkıyla yazdığı şiirlerinde İslâmi düşünüş ve Batı medeniyetine nefret etraflı kullanılan “millet” kelimesi “Müslüman halkı” kapsamaktadır.

Âkif`in düşünce yapısının oluşumunda etkili olan hususlar değerlendirilirken “Sırat-ı Mustakim” ve “Sebilurreşad” dergilerini incelemek bizleri gerçeklere yönlendirecektir.
Bu iki dergi, yayın akışları itibariyle çeşitli devrelere ayrılabilir.

Balkan Savaşları esnasında dergide “İslâmi bir düşünüş” ön planda tutulmakta; İslâm`ın enginleri aşan görüş ufku varlığını hissettirmektedir. Bu dönemde Âkif, Meşrutiyeti savunmakta; yeni gelişmeler ve biriken problemler doğrultusunda içtihadın gerekliliğini dile getirmektedir:
… Aynı milletin altında tutan İslâm`ı
Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir;
Bunu bir lahza unutmak ebedi heybettir.
Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez
Son siyaset ise Türklük, o siyaset yürümez…

Söz konusu mısralar, Âkif`in “kavmiyetçilik” üzerine yaklaşımını net olarak ortaya koymaktadır. Görüldüğü gibi Âkif`in kavram lugatında “millet”, “İslâmi topluluğa”; “kavmiyet” ise “ırk, soy bütünlüğüne” delalet etmektedir.
Balkan Harbi`nden I. Dünya Harbi`ne kadar ki süreç içinde Âkif`in konuya bakış açısını birkaç yazısından alıntılar yaparak yansıtalım:

“Cemaatsiz din yaşamaz. Dinsiz cemaat belki yaşar. İslâm`ın cemaate olan ihtiyacı, cemaatin İslâm`a olan ihtiyacından ziyadedir. Efendimiz (s.a.v), şöyle buyurur: “Dinin bütün ahkâmındaki ruh cemaate, vahdete sevk etmektir…”

“… Ey Cemaati Müslimin! Allah için olsun geliniz, bu tefrikalara, bu kavmiyet, bu lisan, bu bilmem ne gürültülerine nihayet veriniz. Çünkü tehlike olunca şiddet ile her taraftan yüz göstermeye başladı…”
“… Ne Araplık, ne de Türklük kalacak, aç gözünü,
Dinle Peygamber-i Zişanın İlahi sözünü
Türk Arapsız yaşamaz, kim ki yaşar der, delidir
Arabın Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir…”

Birinci Dünya Savaşı`ndan itibaren dergi sayfalarında “İslâm Birliği” fikri açıkça savunulmakta, cihad fetvaları neşredilmekte ve kavmiyetçilik aleyhtarı yazılar yazılmaktadır. Savaşı, İttifak Devletlerinin kazanmasıyla İtilaf Devletleri safında yer alan Osmanlı da hükmen mağlup sayılmıştır. Osmanlı merkezli bir “İslâm Birliği” çabasındaki Sebilürreşad çalışanları muzdariptir. Her ne kadar doğrular savunulmuş, hakikatler yazılmışsa da ileriye dönük umutlar sönmüştür.

Âkif, yeni gelişme ve oluşumlara bağlı olarak, Asım`ın şahsında “örnek nesil” olarak adlandırdığı bir modeli halka sunarak gönüllerde ümit kıvılcımları tutuşturmak ister. Çanakkale Savaşı`ndaki kahramanlığı bu neslin bir zaferi kabul eder, milleti ümitsizlikten uzaklaştırmaya ve ümitvar olmaya çağırır. Çanakkale Savaşı`nı kazanan kahramanları “Bedr`in arslanları ancak bu kadar şanlı idi” diye taltif ederken; onları Bedir Savaşı`na katılan sahabeye denk veya onlardan üstün tutma gibi bir düşünce taşımamaktadır, Âkif. Çünkü Âkif`in İslâmi anlayışı ve tarihsel hakikatleri idraki böyle bir yaklaşıma fırsat vermez.

Bilinmektedir ki; Bedir Savaşı`na katılan sahabe kadar üstün ve övülen bir topluluk olamaz. Onlar ki Allah (c.c) tarafından günahları bağışlanmış bir topluluktur. Bedir ashabı; İslâm`ın küfre, şirke, tuğyana karşı ilk savaşçı ve savunucularıdır. Onlar, Allah yolundaki cihad geleneğinin şanlı öncüleridir. Bedir ashabına bu değeri, kıymeti, üstünlüğü veren Allah (c.c.) ve Resulü`dür:

“Hiç şüphesiz karşı karşıya gelen iki toplulukta size bir âyet, bir işaret ve ibret vardır. Onlardan biri Allah yolunda savaşıyordu, öbürü de kâfirdi ve karşılarındakini göz kararıyla kendilerinin iki katı görüyorlardı. Allah da gönderdiği yardımla dilediğini destekliyordu. Gören gözleri olanlar için elbette bunda apaçık bir ibret vardır.”

Rifa`a İbnu Rafi` ez-Züraki radıyallahu anh anlatıyor: "Cibril aleyhisselam, "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm`a gelerek "İçinizdeki Bedir ehlini ne addediyorsunuz?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Müslümanların en faziletlisi!" buyurdu. Cebrail, "Biz de Bedir`e katılan melekleri öyle (en faziletlimiz) biliyoruz!" dedi. Rifâ`a radıyallahu anh da Bedir ehlindendi. Rafi` ise Akabe ehlindendi ve oğluna, "Akabe bey`atlerinde hazır bulunmam yerine Bedir`de hazır bulunmuş olmam beni sevindirmez!" derdi."


Çanakkale`de çarpışanlar da İslâm uğruna sa`y etmiş yiğit mücahitlerdir. Onların birçoğu şehidlik makamına erişmiştir.

“Beyan ve Meani” ilmini bilenler bilir ki buradaki karşılaştırma “üstünlük” yönüyle değil; “benzetme” yönüyledir. Teşbih sanatında müşebbeh (benzetilen) ve müteşebbeh-ün-bih (Benzemeklik) öğeleri “mübalağa” manası da içermektedir. Öyle ki, “Ahmet, kahramanlıkta Hz. Ali gibidir.” benzetmesi de bu anlam üzere bir örneklendirmedir.

İstiklal Harbi`nde Âkif, Sebilürreşad ile birlikte Anadolu`dadır. Camii kürsülerinde halka vaaz ve nasihat etmektedir ve onları özgürlük yolunda mücadeleye çağırmaktadır. Dergi sayfalarında “ümmetin icmasının, kalbinin Anadolu`da olduğunu” kaleme alır. Daha sonra milletvekili olan Âkif, “İslâmcı” çizgisini sürdürmekle beraber Müslümanların sorunlarına eğilmekten, onların derdiyle dertlenmekten geri durmaz…

(Önümüzdeki sayı devam edecek)

 

İbrahim Dağılma | İnzar Dergisi |  Ekim 2017 | 157. Sayı

 


 
22-10-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.