Abdulkadir Molla ve Bangladeş -2-

İbrahim Dağılma
Cemaati İslami; İslam düşüncesini esas alan ve o düşünce ekseninde insan hayatının tamamını terbiye edecek bir harekettir. Bu anlamda uzun süren bir sömürgeden sonra oluşan ulus devlet yapısı içerisinde Hindistan’dan ve sonradan kurulan Pakistan’dan büyük bir zulüm görmüştür. Büyük bir kısmı eğitimsiz bırakılan bir halkla ilmi bir çalışma başlatmıştır.
Bangladeş ve Cemaati İslami’yi şüphesiz hepimiz merak ediyoruz:
Cemaati İslami nasıl çalışıyor?
Nasıl bir teşkilatı var?
Bangladeş halkı Cemaati İslami’yi ne kadar destekliyor?

Bu arada Cemaat-i İslami’den de bahsetmek lazımdır; çünkü hareketler ve mensupları genellikle birbirinin tanımlayıcısı, tamamlayıcısı ve aynasıdırlar. Fertlerin- özellikle öncü fertlerin-  doğruları ve yanlışları mensup olduğu cemaate mal edildiği gibi cemaatin güzellik ve çirkinlikleri de fertlerini olumlu olumsuz kanalize edebilmektedir.

Cemaati İslami; İslam düşüncesini esas alan ve o düşünce ekseninde insan hayatının tamamını terbiye edecek bir harekettir. Bu anlamda uzun süren bir sömürgeden sonra oluşan ulus devlet yapısı içerisinde Hindistan’dan ve sonradan kurulan Pakistan’dan büyük bir zulüm görmüştür. Büyük bir kısmı eğitimsiz bırakılan bir halkla ilmi bir çalışma başlatmıştır.

Cemaati İslami özellikle 1971’den yani Bangladeş devleti kurulduktan sonra iktidarı elinde tutanlardan sınırsız zulüm görmesine rağmen şuanda Bangladeş devletinin 3. büyük siyasi hareketidir. Cemaati İslami’nin bu yükselişinden korkan zalim yönetim baskı ve zulümlerini arttırmıştır.

Cemaati İslami hareketi, öncelikle bir talim ve terbiye enstitüsüdür. Bu talim ve terbiye, kişinin Cemaati İslami ile tanışmasıyla başlar. İlk etapta katılım formu doldurarak cemaate üye olunur ve sonra aktivist konumuna yükselir. Bir aktivistin 4 temel ameli vardır:

1. Davet ve tebliğ yapmalı,
2. Ayda dört defa teşkilatın programlarına katılmalı,
3. Kendi malından bir miktarı bu teşkilata bağış olarak vermeli,
4. Günlük rapor tutmalıdır.

Bu günlük rapor sistemi Cemaati İslami hareketinin bilinçli bir Müslüman yetiştirmesinin temelini oluşturuyor. Bu raporda her gün manası ile Kur’an ve hadis okunması ve kişisel ahlaki gelişim üzerinde çeşitli çalışmaların kaydı tutuluyor. Böylece belirli müfredatına tabi tutularak herkesin bilincini geliştirme faaliyeti yürütülüyor. Son aşamada kendini geliştirenlere şu ayet ışığında biat (yemin) okutularak rukon (sutun) unvanı veriliyor:

İnnessalati wa nusuki wa mehyaya wa memati lillahi rabbil alamin/De ki: Muhakkak benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.
Cemaati İslami’nin ülke genelinde 50 bin rukon(üye)u var. Cemaati İslami’nin üç maddelik bir dava programı, dört maddelik de bir teşkilatlanma programı var. Dava programındaki üç ana madde şunlardır:

•    Allah’a kulluk ve Peygamberimizin hayatını anlatmak,
•    Bunu kabul edenlerin hayatını terbiye etmesi,
•    Bunlarla beraber yöneticileri terbiye etmektir.
Teşkilatlanma programındaki dört madde ise şunlardır:
•    Davet ve tebliğ ile insanlara bu daveti ulaştırmak.
•    Bu daveti kabul edenleri bir araya getirmek ve terbiye etmek.
•    Toplumu ıslah etmek.
•    ‘İslahul Hüküma’ yani mevcut hükümetin bütün birimlerinde yer alanların ıslah edilmesi.

2009’dan bu yana başlayan faşizan, hukuksuz, resmi, gayrı resmi bir şekilde Cemaati İslami üzerinde büyük baskı oluşturuldu. Cemaati İslami mensuplarından bu zulümlerden dolayı şehit olanlar oluyor. Yaklaşık 6 yıldan bu yana çeşitli sebeplerden dolayı binden fazla cemaat mensubu şehit edildi. Bütün bunlara rağmen cemaatin programlarına daha fazla insan katılıyor. En son yerel seçimlerde Cemaati İslami Bangladeş tarihindeki en yüksek oy alan partidir.

İşte Şehit Abdulkadir Molla, böyle dirayetli ve küfrün içine korku salmış bir cemaatin hem mensubu hem yöneticisiydi.

Bangladeş`te 1971 yılındaki bağımsızlık mücadelesi sırasında savaş suçu işlediği iftirasıyla hakkında idam cezası kararı çıkan Cemaat-i İslâmi Partisi liderlerinden olan Abdülkadir Molla 11 Aralık 2013’te şehit edildi. Şehit edildiği dönemde Cemaat-i İslami’nin genel sekreter yardımcılığı görevini yürütüyordu. Ömrü, çalışmaları ve duruşu Müslüman bir öncü ve lidere yakışan Prof. Abdulkadir Molla, öğrencilik hayatı boyunca çeşitli din ve bilim üstatlarından tefsir, hadis, fıkıh dersleri alıp İslami bilinç ve bilgi noktasında kendini bir davetçi olarak yetiştirdi.

Abdülkadir Molla, çocukluk ve gençlik dönemlerinde hız kesmeyen bir dinamizm ve vaktini gayretle dolduran bir koşturma içindeydi. Öyle ki öğrencilik hayatı boyunca birçok İslami harekette öğrenci lideri oldu.

Abdulkadir Molla, dik duruşu ve âlim kişiliğiyle hiçbir zaman zulme ve haksızlığa boyun eğmedi; adeta baskı ve dayatmalar karşısında eğilip büzülmemenin, ilkelerinden taviz vermemenin ve adanmışlığın sembolü oldu. O, Allah yolunda ölümü/idamı bile baş tacı edebilecek kadar mütevekkil ve adanmış bir rol-model olarak öne çıktı; ahdine vefa gösterdi. Bu şahitçe yaşamı ve şehitçe ölümüyle de güzel bir örneklik bıraktı kendisinden geriye.

Abdulkadir Molla’nın idamıyla gündeme gelen Bangladeş ve Cemaat-i İslami, devamlılığı olan “ihanet-i vatan” dosyası açısından önem arz etmekte. Bangladeş’in kuruluşuna değin uzanan bu dava, özellikle de son yıllarda ülkede başta Müslümanlar olmak üzere onlarca kesimi mağdur etmiş, etmektedir. Şehit Molla’nın şehadetinin bereketiyle iman cephesinde “birlik ve kardeşlik”, zalim Hasina cephesinde “vatana ihanet” olan bu mesele Türkiye ve dünya gündemine de oturdu. Bu meselenin hem insani bir boyutu hem de Müslümanlar açısından meseleyi gündemde tutma sorumluluğunu yükleyen çok daha önemli boyutları var. Niçin?

Çünkü burada doğrudan İslami hareket hedef alınmakta ve dolayısıyla Cemaat-i İslami’nin birçok üyesiyle birlikte hemen tüm yönetici kadrosu bugün potansiyel olarak ipin ucunda bulunmaktadır. Cemaat-i İslami’ye atfedilen suçlamanın gerçekliği tartışmalı olmakla birlikte bu suçlamaya kaynaklık eden tavır çağdaş İslami hareketi ve Müslüman coğrafyanın bugününü birincil derecede ilgilendiren bir özellik taşımaktadır. Kökü ta Hindistan’daki emperyalist işgal dönemine uzanmaktadır. Konu bu yönüyle, farklı etnik ve dinsel yapılanmaların var olduğu çoğulcu bir toplumsal zeminde asıl olanın birlikte var oluş mu yoksa etnik ve dinsel temelde kopuş mu olduğu sorusuyla ilgilidir. Uluslaşmanın beraberinde getirdiği siyasal bölünme ve bu zeminde çağdaş İslam dünyasında oluşan yeni siyasal yapılanmaların etnik farklılıktan dolayı içerisinde barındırdığı sıkıntıların gerek pratik gerekse de teorik tartışmalar düzleminde doğurduğu sonuçlar coğrafya bütünü içerisinde benzerlik arz etmektedir.

Geçmişte The Daily Sangram gazetesinin yayın yönetmenliğini de yapan Abdülkadir Molla, 1986 ve 1996 yıllarında iki kez parlamentoya girebilmek için aday oldu.

Bangladeş`te 2009 yılında kurulan Uluslararası Suçlar Mahkemesi`nde yargılanan, 5 Şubat 2013`te savaş suçları ve insanlığa karşı suçlarla bağlantılı 6 iftiranın 5`inden mahkûm olan Abdülkadir Molla, bağımsızlık savaşı sırasında El Bedr milis gücünün üyesiydi. 1971’de ülkenin bağımsızlık savaşında Pakistan ordusuyla işbirliği yapıp 369 Bangladeş askerinin ölümünden idama çarptırılan Molla’nın infazı, Yüksek Mahkeme tarafından onanmıştı.

Kararın açıklanmasının ardından savaş suçlarından yargılananların idamla cezalandırılmasını isteyen Şahbag protestoları başladı. Dakka`da başlayan protestolar, ülkenin diğer kesimlerine sıçradı. Protestocuların talepleri arasında Cemaat-i İslâmi Partisi`nin yasaklanması da bulunuyordu. Bunun üzerine Cemaat-i İslâmi Partisi, mahkûm olan ve suçlanan liderlerinin serbest bırakılması talebiyle karşı gösteriler başlattı. Bangladeş Yüksek Mahkemesi, 17 Eylül 2013’te Abdülkadir Molla`ya verilen ömür boyu hapis cezasını idam cezasına çevirdi.

Dakka`daki Merkez Hapishanesi`nde tutulan Abdülkadir Molla, `insanlığa karşı suç işlemekle` suçlanıyordu. Abdülkadir Molla`nın idamı önünde hukuki bir engel olup olmadığı tartışma konusu olmuştu. Bangladeş`te savaş suçlularının yargılandığı özel mahkemenin verdiği idam kararının infazı idama 90 dakika kala ertelenmişti. Yüksek Mahkeme daha sonra son dakika temyiz isteğini reddederek Abdülkadir Molla’ya verilen idam cezası kararını onadı. İdam kararının infazı, bu onamadan sonra gerçekleşti.

Mahkeme kararının uluslararası insan hakları grupları tarafından doğru bulunmadığı belirtilirken, hükümet konuyu yalanlamıştı. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navi Pillay ise Başbakan Hasina’ya yürütmeyle ilgili uluslararası insan hakları kurallarına riayet edilmediği uyarısında bulunmuştu.

Bu kararla birlikte Abdülkadir Molla, kurulan savaş suçları mahkemesinde idam edilen ilk kişi oldu. Bu mahkemede, bağımsızlık savaşı döneminde Pakistan`la işbirliği yapmakla suçlanan kişiler yargılanıyordu. Molla da Cemaat-i İslami`nin kurduğu iddia edilen ve 200`den fazla entelektüelin ölümünden sorumlu tutulan Bedir milis gücüne üye olmakla suçlanıyordu…

Abdulkadir Molla`nın idam kararı açıklanacağı sırada eşi Peyori Hanım`a bir mektub yazdı. Mektupta, idam kararının Bangladeş yönetiminin adaletsizliğine delalet ettiğini ifade eden Abdulkadir Molla, şehadetinin inşallah yönetimin çöküşünü başlatacağını belirtiyor. Bangladeş yönetiminin Hindistan`ın buyruklarıyla hareket ettiğini söyleyen Molla, mektubunun sonunda eşine öğütlerde bulunuyor. İşte şehit Abdulkadir Molla’nın eşine yazdığı ve tüm davetçiler için örnek bir mektup:

“Bismillahirrahmanirrahim
Sevgili hayat arkadaşım Peyori, Esselamualeykum ve rahmetullah
Bugün nihai karar açıklandıktan sonra, sonuç yarın akşam hapishane yönetimine ulaşacaktır. Karar ulaştığında, kurallara göre idam cezası alanların konulduğu hücreye alınacağım.
Muhtemelen, hükümet son zamanlarını yaşıyor olduğu için bu çirkin suçu işlemekte acele edeceklerdir. İtiraz dilekçesi sunduk fakat kabul edileceğinden şüpheliyiz. Kabul etseler bile verdikleri kararı değiştirip değiştirmeyeceklerini bilmiyoruz.
Yüce Allah bize kurulan bu komploya izin vermeyecektir inşallah. Ancak Allah’ın hakkımda vereceği karara razıyım.
İnançsızlar haksız yere peygamberleri bile öldürdüler. Rasulallah’ın (sav) birçok arkadaşı, hatta hanım sahabeler bile vahşice öldürüldüler. Şehitler, bu takası yapıp canlarını feda ederek, Allah’ın İslam’ı muzaffer kılmasına yardım ettiler. Allah benim için de neye karar verecek bilemeyiz.
Dün Hindistan Dışişleri Bakanı sadece Avami Ligi’ni (Hasina Vecid’in Başkanlığını Yaptığı Parti) cesaretlendirmedi; aynı zamanda Muhammed Erşad’a da baskı yaptı. Onu, Cemaat-i Shibir’in (Cemaat-i İslami Gençlik Teşkilatı) güçlenme ihtimaline karşı da uyardı. Bu gösteriyor ki; Cemaat-i Shibir’e olan korku ve nefret Hindistan’ın her yerine yayılmış durumda.
Başından beri söylediğim gibi, bizim aleyhimize alınan tüm kararlar aslında Hindistan tarafından planlanıyor. Avami Ligi istese bile bundan geri dönemez. Çünkü iktidara gelebilmeleri, Hindistan’a teslim olmalarından kaynaklanmaktadır.
Birçok insan, ilke ve etik hakkında konuşuyor. Ben de dâhil tüm cemaatin lanse edilme şekli ortadayken ve ülkemizdeki basın kuruluşlarının neredeyse hepsi hükümetin adaletsiz tutumlarını destekliyorken, hükümetin ilke ve etikten bahsetmesinin anlamı nedir?
Mahkemenin kendisi cellat rolüne bürünmüşken ve masum insanları öldürme arzusuyla sarhoş olmuşken, onlardan adaletli bir hüküm zaten beklenemez.
Bir tek pişmanlığım var; halkımıza benim adaletsiz bir şekilde idam cezasına çarptırılmamızın nedenini açıklayamadım. Ama medyanın tamamının bize düşman olması tam olarak mümkün değil. Halkımız ve dünya halkları gerçeği kesinlikle öğrenecekler.
Benim ölümüm bu baskıcı rejimin çöküşüne sebep olacak ve inşallah yapılan bu adaletsizlik İslami hareketin uzun bir yol kat etmesine vesile olacaktır.
Dün yine Tevbe Suresi`ni  (9,17-24) okudum.  19. ayette, canla ve malla Allah yolunda cihadın ödülünün Allah`ın evine (Kâbe’ye) hizmet etmekten ve hacılara su vermekten daha önemli olduğu yazıyordu. Yani, Allah bizzat kendisi belirtiyor ki, Allah yolunda adil bir İslam toplumu oluşturmak için, adaletsizliğe karşı savaşırken canlarını verenler, ecelleriyle ölenlerden, daha yüksek bir mertebeye sahiptir. Eğer Allah beni cennetinde böyle onurlu bir yere getirmek istiyorsa böyle bir ölümü kucaklayabilmek için hazır olmalıyım. Çünkü zalimlerin elinde adaletsiz bir ölüm cennete kesin bir bilettir.
Yanlış hatırlamıyorsam 1966 yılında, Mısır`ın tiranı Albay Nasır, Seyyid Kutub, Dr. Abdulkadir Udeh ve birçok diğerlerini ölüme mahkûm etmişti. "İslami Hareket yolunda dava ve sıkıntılar" konulu birçok vaaz dinledim. Bu tip vaazları dinlerken, birçok kez Profesör Gulam Azam sol eliyle omzuma dokunur ve derdi ki, "Bir gün darağacından sarkan urgan bu omuzlara da düşebilir". Ben de ellerimi omuzlarıma götürür ve bunu düşünürdüm. Eğer Allah gerçekten kararını yerine getirecek, İslami Hareketi ve beni, bu zalim rejimin düşüşü için ileriye taşıyacaksa, bunda kayıp nedir ki?
Şehitlerle ilgili yüksek konumdan bahsederken, O mübarek Peygamber (sav) şehit olmak için tekrar tekrar hayata gelme arzusunu dile getirmişti.  Şehit olarak ölenler de, cennete girdiklerinde tekrar dünyaya dönmek ve Allah yolunda yeniden şehit olmak arzularını dile getireceklerdir. Allah`ın sözü muhakkak ki haktır, peygamberin sözü kesinlikle doğrudur. Bu ikisinde şüpheye düşende iman namına hiçbir şey yoktur!
Eğer hükümet kararını gerçekleştirir ve beni asarsa, cenazemin Dakka`da yapılmasına izin vermeyebilir. Eğer mümkün olursa, cenazemi köyümdeki cami ve evimde düzenleyin. Eğer Padma Nehri`nin öbür tarafında yaşayan insanlar cenazeme gelmek istiyorlarsa, evimin olduğu tarafa geçmeliler. Bu konu hakkında bilgilendirilmeleri gerek.
Mezarımla ilgili daha önce konuşmuştuk, annemin ayaklarının dibinde olmasını istiyorum. Mezarı taşla/mermerle çevirmek gibi pahalı/müsrif ve bidat uygulamalara başvurmayın. Onun yerine elinizden geldiğince yetimlere sadaka verin. İslami Hareket şehitlerinin ailelerine yardım edin, onları yalnız bırakmayın, özellikle de benim tutuklanmam ve kararın açıklanmasından sonraki protestolarda şehit olanların. Zor durumda olan bu ailelere öncelik verin. Okulunu bitirdikten sonra Hasan Moudud`u evlendirin, aynı şekilde Nazneen`i de.
Peyori, ah Peyori, Sana ve çocuklarıma karşı olan görevlerimi yerine getiremedim. Lütfen beni affet ve ödülünü Allah`tan bekle. Allah`a özellikle dua edeceğim, ikimizi, sen çocuklarımıza ve Allah`ın dinine karşı olan görevini yerine getirdikten sonra bizi buluşturması için. Sen de dua et, Allah bu Dünya’ya dair tüm sevgi ve isteği zihnimden çıkarsın ve tüm kalbimi Allah ve Resulü’nün sevgisiyle doldursun. İnşallah, cennetin merdivenlerinde buluşuruz. Çocuklarıma her zaman helal kazanmalarını öğütle! Farz ve vacip ibadetlerinize hepiniz dikkat edin, özellikle de namazlarınıza. Aynı tavsiyeleri akrabalarıma da ilet. Babama da baş sağlığı dile, onu rahatlat, eğer ben gittiğimde hala hayattaysa… (Abdülkadir Molla)


İbrahim Dağılma / İnzar Dergisi – Ocak 2017 (148. Sayı)
 


 
13-01-2017 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.