ABD’nin Sisi destekçiliğinin arka planı

İnzar / Çeviri Makaleler
3 Temmuz’da asker tarafından görevine el konulan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi lehine düzenlenen protesto gösterileri sırasında Mısır polisinin ve ordu birliklerinin Rabia meydanında halka ateş açmasının üzerinden bir yıl geçti.
3 Temmuz’da asker tarafından görevine el konulan Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi lehine düzenlenen protesto gösterileri sırasında Mısır polisinin ve ordu birliklerinin Rabia meydanında halka ateş açmasının üzerinden bir yıl geçti. Tank, buldozer, kara kuvvetleri, helikopterler, keskin nişancılar, polisler ve ordu personeli, içerisinde kadınların ve çocukların da bulunduğu ve 45 günden fazla bir süre gösteri düzenleyen protestocuların çadırlarına zalimce saldırdılar. Sonuç modern Mısır tarihinin en büyük kitlesel katliamı olarak tarihe geçti.

Hükümetin, gerçekte ne olup bittiğini sistemli bir çabayla örtbas etmesi ve bir sonraki gün meydanı kapatması gerçek ölü sayısının anlaşılmasını zorlaştırdı. Ama Human Rights Watch’un yaklaşık bir yıldır sürmekte olan titiz araştırması sonucunda 14 Ağustos’ta Rabia Meydanı’nda en az 817 kişinin ve muhtemelen 1000’in üzerinde insanın öldüğüydü.

Rapor, korkunç açıklamalar içeriyor. Ölü yığınlarını taşıyan göstericilerden biri şöyle diyor: “Tamamen ezilmiş insan organları bulduk. Kolları olmayan ölü insanlar gördüm, tanklar üzerlerinden geçiyordu. Düşünün, ceset yığınlarını taşıyorsunuz, hayal bile edilemeyen bir şey. Hatta taşıdığınız ceset parçalarından biri bir insanın kolu diğeri başka bir insanın ayağı”.

Kahire Üniversitesi’nden bir öğrenci zeminin “kan denizi” haline geldiğini ve protestocuların kanadığını korkuyla gördüğünden söz ediyor ve “onların yanında ölümlerini izlemekten başka hiçbir şey yapamadan sadece ölümlerini izlemek korkunçtu” diyor.

Doktorlardan biri meydana yakın bir camideki sahneyi şöyle anlatıyor: “İçeriye adım attığımda daha önce iç görmediğim bir manzarayla karşılaştım. Tüm zemin cesetlerle doluydu. Bozulmayı yavaşlatmak için insanlar cesetlerin etrafına buz koyuyorlardı. Ama buz erimiş ve kanla karışmıştı ve bizler de kanla karışık suyun içinden yürümek zorunda kalmıştık”.

Human Rigts Watch yetkili müdürü Kenneth Roth ile Orta Doğu ve Kuzey Afrika birim başkanı Sarah Leah Whitson raporu yayınlamak için bu hafta Kahire’de olmayı planlıyorlardı ama havaalanında tutuldular ve Mısır’a girişlerine izin verilmedi.

Silahsız göstericileri sistemli bir şekilde taammüden öldürmek insanlığa karşı suçtur ve sorumluları hakkında tahkikat yapılarak sorumlu tutulmalıdırlar. Rabia katliamı esnasında o zamanlar Savunma Bakanı olan Abdulfettah el Sisi, sorumluluk zincirinin en tepesindeki kişiydi ve demokratik yöntemlerle seçilerek cumhurbaşkanı olan Mursi’yi askeri darbeyle deviren kişiydi. Ama ne Sisi ne de herhangi bir yönetici aleyhine bu katliamdan dolayı bir dava açılmadı. Tersine Sisi iktidarı tam olarak eline aldı ve uyduruk bir seçimle Mısır’ın cumhurbaşkanı oldu.

Katliamdan sonra Sisi’nin bir yıllık iktidar baskısıyla içerisinde İslamcıların ve solcu politik aktivistlerin de bulunduğu on binlerce kişi tutuklandı. 65 civarında gazeteci gözaltına alındı ve El Cezire’nin üç muhabiri gibi bazıları da 7 ile 10 sene gibi hapis cezası aldılar. Mısır’ın kriminal yargılama sistemi zalim bir şakaya dönüştü; 1247 kişinin idam cezasına çarptırılması ‘yargı’ sözcüğünün alay konusu yapılmasına neden oldu. Yargılananlar, birçok davada duruşma salonuna bile getirilmediler ve avukatlar defalarca savunmalarında ve sorgulanmalarda bulunmaktan alıkonuldular.

Uluslararası Af Örgütü, geçen yıl Mısır’da insan haklarının gittikçe kötüleşmesini belgeleyerek keyfi tutuklamalar, işkence ve polis sorgusunda ölüm olaylarını ortaya çıkardı. Örgüte göre bilhassa İhvan-ı Müslimin mensuplarına yönelik olarak polis ve asker için işkence rutin olarak başvurulan bir yöntem halini almış. İşkence yöntemleri arasında elektrik şoku uygulamak, kaba dayak, gözaltındakilerin kelepçelenmesi ve açık kapılara asılmaları olağan uygulamalar.

İçişleri Bakanlığı medya departmanından sorumlu olan General Abdulfettah Osman cezaevlerindeki işkence ve dayak suçlamalarını reddederek “Mısır’daki hapishanelerin otele dönüştüğünü” ilan ediyordu.

3 Mart 2014’te kadınların barış delegasyonu üyesi olarak Kahire’ye yapmak istediğim seyahatte rejimin ‘misafirperverliğini’ bir nebze de olsa tatma şansım oldu. Havaalanında durduruldum, 17 saat boyunca gözaltında tutuldum, sonra yere yatırıldım ve öylesine sert bir şekilde kelepçelendim ki omzum yerinden çıktı. Doktor tavsiyesiyle omzumu yerine takmak için hastaneye gidişime izin vereceklerine eşarbımı ağzıma tıktılar ve havaalanından sürükleyerek Türkiye’ye doğru sınır dışı ettiler. Neden gözaltına alındığım, saldırıya uğradığım ve tutuklanarak sınır dışı edildiğim gibi hususları sormama bile izin vermediler. Kolumdaki ağrı, aylar sonra bugün bile, bana Mısır’ı yöneten haydutları günü birlik hatırlatıyor.

Küresel insan hakları örgütleri Mısır’daki en temel insan haklarının paramparça edilişini korkuyla izlerken bilhassa Suudi Arabistan ve Emirlik gibi bazı bölgesel yönetimler Sisi ile kucaklaşmakta ve milyarlarca dolar destek sağlamaktadırlar. Otokratik rejimler oldukları ve kendi ülkelerinde demokratik bir değişim istemedikleri için belki buna pek şaşırmamak da gerekir.

Peki demokratik değerlere sahip olmakla övünen Batılı milletlere ne demeli? Avrupa Birliği dış politika başkanı Catherine Ashton asker destekli yönetimin aşırı güç kullanmasını eleştirdi ama sonrasında AB’nin Sisi’ye 90 milyon avro maddi yardımda bulunacağı garantisi verdi. Hatta Aralık 2013’te ailesiyle birlikte Luxor’a yaptığı Noel seyahatinde düzinelerce barışçı göstericinin öldürülmesinden sadece birkaç hafta sonra Mısır turizm bakanıyla görüştü.

ABD’nin durumu da aynı... ABD kanunlarına göre darbenin bazı sonuçları vardır. Bu yasayı yazan Senatör Patrick Leahy şöyle demiştir: “Kanunumuz açıktır: Demokratik yöntemlerle seçilmiş bir hükümet askeri darbeyle devrildiğinde ABD yardımı kesilir. İktidar değişikliğinin ordu gücüyle değil sandıkla sağlanması gerektiği ilkesini yeniden onaylama vaktidir.”

ABD, Mısır ordusuna yaptığı 1.3 milyar dolar yardımı kesmesi gerekliliğine uymayarak kendi yasalarına uymayı bile reddetmektedir. Çıkar ilişkileri daha fazlasının bile tehlikede olduğunu gösteriyor:

-ABD, Mısır’dan 1979 Camp David Antlaşmasının gereklerini yerine getirmesini istemektedir ve bu durum Mısır’ın İsrail’in Gazze’deki işgaline suç ortaklığı yapmasını garantiye almaktadır. Bu yardakçılık son İsrail saldırısında açıkça ortaya çıktı, Sisi Mısır-Gazze sınırını kapatarak Filistinlilerin ezilmesini kolaylaştırdı.

-ABD, kendi Donanma gemilerinin Süveyş Kanalına öncelikli erişimini ve kanal boyunca doğal gaz ve petrol akışını garantiye almak istiyor.

-Mısır’a ‘Yardım’, gerçekte ABD’nin silah ihracatçılarına yaptığı yardımdır. Paranın çoğu asla Mısır’a gitmez, aslında bu yardım General Dynamics ve Lockheed Martin gibi Mısır’a tank ve savaş uçağı satan güçlü ABD askeri yüklenici firmalarına gitmektedir. (Mısır ordusunun bu ekipmana ihtiyaç duyup duymadığı mühim değildir).

Dışişleri Bakanı John Kerry 22 Haziran’da Sisi’ye yaptığı ziyarette ABD’nin 1.3 milyar dolarlık yardımının 575 milyon dolarlık bölümünün verileceğini ilan etti. Sisi’ye “Eminim ki yardımın tamamını yakın bir zamanda ulaştıracağız” dedi. Ve Kerry şimdi de İsrail ve Gazze arasındaki ateşkes konusunda Sisi’yi kilit rol oynayan kişi yaparak güçlendirmeye çalışmaktadır. Oysa Sisi, Mısır İhvan’ı ile önemli bir bağı bulunan Hamas’ın düşmanıdır.

Rabia katliamının bu berbat yıldönümünde Mısırlılar hala ölülerinin yaslarını tutmakta, yaralılarını tedavi ettirmekte, cezaevlerinde ve işkence odalarında tutulan tutuklularına yardım edilmesi çağrısında bulunmaktadırlar. Ama diktatörlerle dans eden “Batılı demokrasiler” bu çığlıklara sağır kesilmiş durumdalar. Bu nedenle dünyanın dört bir yanındaki aktivistler dayanışma gösterileri düzenlemekte ve hükümetlerinin Sisi rejimi ile ilişkilerini kesmelerini istemektedirler.

Medea Benjamin

Medea Benjamin, CODEPINK adlı barış grubunun ve Global Exchange adlı insan Hakları kuruluşunun kurucularındandır. Bu makale, Süleyman Kaylı tarafından İnzar için tercüme edilmiştir.



 
28-10-2014 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.