6-8 Ekim Olaylarından Kim? Ne Ders Almalı?

Mehmet Şenlik

6-8 Ekim`de yaşanan olaylar, hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek ve unutulmayacak kadar derin izler bırakmıştır. 6-8 Ekim, uluslararası baronların hazırladığı kirli planın sert kayaya tosladığı ve gaflet uykusuna bürünmüş halkın da uyanıp kendine gelmesine vesile olduğu bir dönüm noktasıdır. Kirli plan tutmamış, top direkten dönmüştü.
6-8 Ekim`de yaşanan olaylar, hiçbir zaman zihinlerden silinmeyecek ve unutulmayacak kadar derin izler bırakmıştır. 6-8 Ekim, uluslararası baronların hazırladığı kirli planın sert kayaya tosladığı ve gaflet uykusuna bürünmüş halkın da uyanıp kendine gelmesine vesile olduğu bir dönüm noktasıdır. Kirli plan tutmamış, top direkten dönmüştü.

Bu planın dâhili ve harici birçok mihrakları ve aktörleri vardı. Birincisi; HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş`ın Amerika`dan döner dönmez olayların fitilini yakması, bunun bir ucunun Amerika`ya ve İsrail`e dayandığını açıkça gösteriyordu. Avrupa ülkeleri ise onlardan hiç de geri değillerdi. İkincisi; dâhildeki Kemalistler, Türk solu ve arka plandaki fethüllah grubu da sonuna kadar alkışlıyor, yaraya tuz biber ekiyordu.

İşte bütün bu şer odaklarının oluşturduğu kirli ittifakın hedefi, başta Diyarbakır`ın sokaklarında, sonra da ülkenin her tarafına yayılarak gezi olaylarında yapamadıklarını buralarda icra ederek vandalizmin marifetini sergilemekti. Sokağa hâkim olduktan sonra aylarca önceden adresleri tesbit edilmiş tüm banka müdürleri alınacak, önce bankalar, kuyumcular boşaltılacak, sonra da tüm kamu binaları ve yağmalanmış iş merkezleri ateşe verilecekti.

Aslında 6-8 Ekim olayları bir nevi yarı kalmış gezi olaylarının doğudan nüksetmesi ve Amed sokaklarını gezi parkına dönüştürmenin çabalarıydı. Marksist zihniyet bu defa doğudan işe başlayarak çorabı yine mazlum Kürt halkının başına örecek, onlar üzerinden emellerine ulaşmaya çalışacaktı. Hırsızlığı ve çapulculuğu yine Kürt halkına ihale edecekti.

Ancak plan tutmadı, hesaplar yanlış çıktı. Çünkü karşılarında halkın kutsal değerlerine sahip çıkma yolunda çelik bariyer gibi her zaman kendini feda etmeye amade olan peygamber sevdalıları vardı. Hz. Musa`nın asası gibi ortaya çıktılar, firavunun sihrini iptal ettiler. 

Daha önce yine batı kaynaklı Kemalizm de bu şekilde kendini denemişti. O da bu bariyerleri aşamamış, meyus meyus avucunu yalamıştı. Zira bu halk çileye, yokluğa, yoksulluğa tahammül eder,  ama inancının, mukaddesatının çiğnenmesine tahammül etmez. Zulme, zorbalığa ve vandallığa asla boyun eğmez, geçit vermez.

Yasin Börü ve arkadaşları henüz Kobani`den gelen mültecilere, yoksullara kurban etini dağıtmaktan dönmüşlerdi ki, Marksist vandalların saldırılarına maruz kalmışlardı. Gözü dönmüş canavarlar misali önlerine gelen her geniş elbiseliye, her sakallıya IŞİD bahanesiyle saldırıyor, İslami STK`ları, mütedeyyin insanların iş yerlerini yakmaya, yağmalamaya çalışıyorlardı.

Sözde Kobani`de zulme maruz kalanlara destek için ayaklanmışlardı; ama Kobanililere yardım dağıtmaktan dönen gençleri katlettiler. Bu gençlerin elinde silah değil, kurban eti poşetleri vardı. Suçları, mültecilere, yoksullara yardım paketlerini, kurban etini dağıtmaktı.

İşte bundan dolayı zalimler, Yasinlerimizi, Hasanlarımızı ve Hüseyinlerimizi vahşice bıçakladılar, kurşunladılar, yüksek binalardan aşağı attılar, cesetlerini tanınmayacak kadar üzerinden araba geçirerek ezdiler... Ve üzerlerine benzin dökerek yaktılar.

İşte bu vahşet, bu barbarlık ve bu sınır tanımazlık tüm vicdan sahiplerini derinden yaraladı, yüreklerini dağladı. Her insaf ehli bu Müslüman gençler için vah dedi, yazık dedi, yer gök onlar üzerine ağladı. İmanlı gönüller bir kez daha galeyana gelip şehadet aşkıyla coştu taştı. Hal bu minvale gelmişken Allah (c.c), hakkı batılın tepesine fırlattı da hak onun ta beyninden ısırdı. Ve bir de baktık ki, batıl darmadağın olmuştur.

Demek ki, zulmün, vandallığın, azgınlığın önlenmesi, zalimin frenlenmesi böyleymiş? Onlar ancak bu şekilde durdurulacak, bu dilden anlayacaklarmış! "Bir yiğit kanıyla karşı durunca" onlar hemen sönüvereceklermiş! Hem kimse onlara vah demedi, ağlayanları oldu ise de kendilerini gizlemek zorunda kaldılar. Boncuk boncuk ter dökerek ağlamak istediler ama ağlayamadılar. Çünkü suçluydular, çünkü mahkûmdular, çünkü... Zalimdiler. Zalimin ağlayanı, vah diyeni olmaz. Belki zalim yere düşünce ilkin yarenleri boynuna ayak basarlar.

Şehitlerin kanı müminlerin gönlünde öyle bir ruh, öyle bir enerji ve öyle bir aksiyon yarattı ki, karşılarında hiçbir güç tanımaz oldular. Dünyalıklara dalmış, gevşemiş, dökülmüşken birden uyanıp kendilerine geldiler. Şehitlerin kanlarının bereketiyle aralarında yeniden muhabbet oluştu; küskünlük, dargınlık, dağınıklık diye bir şey kalmadı. Çünkü eski sevda yeniden tutuşup tazelenmiş, şehadet için yine şaha kalkmışlardı.

İşte bizi biz yapan, bizi bize döndüren, özümüze kavuşturan dinamizm... Şehadet! Ne zaman ki, şehadet kapımızı çalmışsa kendimize gelmişiz; saflarımız sıklaşmış, birbirimize kenetlenmiş, dipdiri olmuşuz. Ne zaman da bu kültürden, bu sevdadan yoksun kalmış uzaklaşmışsak üzerimizi zillet külü kaplamış, dağılıp dökülmüş, bölünüp parçalanmış, birbirimizi suçlar, sorgular hale gelmişiz. Aziz dinimiz zelil olmuş, rezil iblisler şaha kalkmışlardır.

O halde bunun tek yolu var. Dünyayı, dünyalıkları kalbimizden çıkarmak, tüm dünyevi makam, mevki ve rütbeleri, üniformaları, keseleri, kasaları ve masaları devirip elimizin tersiyle bir yana iterek yeniden şehadet zırhına bürünmek! İşte o zaman göreceğiz ki biz, biz olmuşuz. Kendimize gelmiş, kendimize yakışanı yapmışız. Batıl da aveneleriyle birlikte baş aşağı gitmiştir.

Hani Arifler demişler ya! "dünya sevgisi her hatanın başıdır." Dünyayı sevmek hepimiz için söz konusudur. Zira dünya yeşildir, cazip ve çekicidir. İmamı Gazali`nin dediği gibi, dünya; son derece güzel bir kadın gibi süslenir sana yaklaşır, ona doğru gittiğin zaman senden uzaklaşır; sen peşine düştükçe daha da uzaklaşır; geri döndüğünde ise yine sana döner. Hâsılı onu seven hiç kimse onunla yar olamamıştır.

Öyle ya! Dünyanın cazibeliği hepimiz için söz konusu ve her an avlayabilir. Hani Sahabe-i Kiram da bir cihad seferinden dönünce bir müddet sahipsiz kalmış mallarını, tarla ve bahçelerinin bakımını yapmak için "bir müddet cihada çıkmasak da olur" diye düşünmüşlerdi. Ama Allah (c.c): "kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayınız" diye ayet indirerek uyarmıştı.

Ayet-i kerime, cihaddan oturmayı kendi eliyle kendini tehlikeye atmak addetmektedir. Müslümanlar için hayat cihaddır. Cihaddan oturmak ise intihardır. Cihada ara vermek düşmana zaman kazandırmak, toparlanmasına imkân vermektir. Düşman daima kurdun sisli havayı beklediği gibi, insanın gaflet anını bekler; fırsatını bulunca hemen hamlesini yapar.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi vesellemin de ahir zaman ümmeti hakkındaki endişesi buydu; "bir gün ashabına: gelecekte düşmanlarınızın leş kargalları gibi üzerinize üşüşeceklerini görüyor gibiyim" buyurdu. Ashaptan biri: Ya Resulellah O gün biz çok az mı olacağız? diye sordu. Allah Resulü; hayır! Bilakis çok olacaksınız; fakat dünyayı çok sevdiğinizden dolayı selin önünde sürüklenen çerçöp gibi değersiz olacaksınız." buyurdu.

İşte çerçöp haline gelmiş ümmetin hali! Ümmet başsız, sorumsuz, darmadağın... Vücut var ama ölü gibi, başı yok, kollar kopuk, bacaklar kesik halde... Kemiyetleri, sayıları, devletleri, cumhuriyetleri, krallıkları ve emirlikleri var, ama kıymetleri, heybetleri ve itibarları yok! Çünkü kapitalist dünyanın kendilerine verdiği dersle lüks tüketim hastası olmuşlar, dünya sevgisi, şan şöhret hobisi kalplerinin derinliğine kadar işlenmiş, kapitalist dünyaya kul olmuşlardır. İşte bundan dolayı çerçöp gibi bir mana ifade etmeyecek kadar değersiz ve basit duruma düşmüşlerdir.

O halde ey Müslümanlar! Hemen kendinize gelmelisiniz. Hiç vakit geçirmeden bu tembellikten, bu uyuşukluktan ve rehavetten silkinip kurtulmalısınız. Dost ve düşmanınızı yeniden seçmeli ve tanımlamalısınız. Elin gâvuruna, uşağına değil, Müslüman kardeşinize güvenmeli, onun elinden tutmalı, onunla dayanışmaya girmelisiniz. Yoksa sizi daha da bölüp küçültecekler, uyuşturup basitleştirecekler ve sömürü ayartısı olarak kullanmaya devam edeceklerdir.

Ve ey İslam`ı din olarak seçtiği günden beri, onun mayasıyla yoğrulmuş, özlük kazanmış Müslüman Kürt Halkı! Batı emperyalizminin üzerinizde oynamaya çalıştığı kirli oyunlara dikkat edin! Siyonizmin Arz-ı Mev’ud hayallerinden vazgeçtiğini sanmayın! Üzerinde yaşadığınız topraklara ilişkin çokların hayalleri, emelleri ve hesapları olduğunu unutmayın. Bir fırsatını bulurlarsa sizi asla rahat bırakmayacaklar. 6-8 Ekim olaylarından yeterince ders almış olsalardı, Aytaç Baran hocayı şehit etmeye cüret etmezlerdi. Halen de ders almışa benzemiyorlar. Çünkü ders alacak kadar beyinleri, izanları yoktur.

Öyleyse Müslümanlar daima hazırlıklı ve tedbirli olmalı! Demişler ya: "Su uyur, düşman uyumaz." Allah`ın hıfzında ve emanında olmanız dileğiyle.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Ekim 2015 (133. Sayı)

 
14-10-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.