2013’te Esed ile Neden Savaşılmadı?

İnzar / Çeviri Makaleler
Beşar Esed, Arap Baharından sonra her şeye rağmen ayakta kaldı. İyi örgütlenmiş isyancı gruplardan ve ABD hava saldırılarından rejimini koruyabildi.
Beşar Esed, Arap Baharından sonra her şeye rağmen ayakta kaldı. İyi örgütlenmiş isyancı gruplardan ve ABD hava saldırılarından rejimini koruyabildi. ABD Başkanı Barack Obama, kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle 2013 sonbaharında Beşar Esed’i cezalandırmaya önayak olmakta başarısız oldu. Amerika Birleşik Devletleri, iki ana değişken nedeniyle Esed’e karşı hava saldırıları düzenlemedi: yaklaşan kongre seçimleri ve Esed’in ülkedeki kargaşayı diktatörlüğe karşı demokrasi çerçevesinden çıkarıp mezhepçi bir çerçevede sunması. Esed, başarılı biçimde Hitler benzeri biri olarak sunulmaktan kaçındı, bunun yerine hem İslami aşırıcılığa hem de mezhepçiliğe karşı savaşan bir figür olarak sundu kendisini. Öncelikle ABD’deki iç siyasi atmosferin neden Esed’e karşı hamlede bulunmasının ihtimal dışı olduğuna değineceğim. Sonra da bir hamurla yoğrulmanın karar vericiliği nasıl etkilediğini ve Esed’in Hitler benzeri biri olarak anılmamak için 2013 yılında sosyal medyayı nasıl kullandığından söz edeceğim. Son olarak Esed’in Suriye karmaşasını başarılı bir şekilde nasıl bir mezhep çatışması olarak sunduğunu göstermeye çalışacağım.

İngiliz parlamentosunun Başbakan David Cameron’un savaş teklifini reddedişine kadar Başkan Obama’nın Suriye rejimine vurmak için kongre onayı alacağına dair az sayıda belirti vardı. Savaş ilan edecek güç teknik olarak kraliyete ait bir ayrıcalıktır, parlamenter bir imtiyaz değil, ancak hem Irak hem de Libya savaşlarının siyasi bir gelenek oluşturan parlamenter destekleri vardı. Kendisini güya ihtiraslı Tony Blair’den çok farklı biri olarak gösterme teşebbüsünde olan Cameron da geleneği devam ettirdi. Atlantik’ten öbür tarafta, Amerika da parlamenter oylama olan kongre kararıyla neredeyse savaşı tamamen ilan etmiş oldu. Amerika Birleşik Devletlerinde, Birleşik Krallıktan farklı olarak kongre teknik anlamda savaş ilan etme ayrıcalığına sahiptir ama bu ayrıcalık Birleşik Devletler tarafından başkanların müdahale ilanı veya diğer örtmece kelamlarıyla büyük oranda göz ardı edilebilmektedir. Cameron, savaş kararını tercihen parlamento onayına sunarak kendisi de anayasal baskı altında bulunan ve kongreden onay bekleyen Obama üzerinde baskı kurdu.

Amerika Birleşik Devletlerinde dış politika doğal olarak politik bir aktivitedir; seçilmemiş uzmanlar değil politikacılar büyük dış politika kararlarını verirler. Karar vericiler, algılanan ulusal çıkarları yine algılanan iç çıkarlar ve taleplerle dengelemelidirler. Dr Thomas Riesse-Kappen, Liberal Demokrasilerde Kamuoyu, İç Yapı ve Dış Politika adlı yapıtında kitlelerin mi seçkinleri takip ettiğini yoksa seçkinlerin mi kitleleri takip ettiğini sorgular. Kamuoyunun yalnızca %20-30luk kısmının dış politikayla ilgili olduğu sonucuna varır. Açık politik bir sistemde kamuoyu kapalı bir toplumdan daha fazla sorun oluşturur. Cumhuriyetçi sistem, açık veya kapalı oluştan çok, politik sistemin kendi içinde farklı aktör ve girdileri olan açık ve kapalı politik sistemi olan çevrelerde hareket eder. İkinci seçimini kazanan Barack Obama için kamuoyu ve algısı muhtemelen vereceği kararda sınırlı bir etkiye sahipti. Önemli bir seçimle karşılaşacak olan kongre için zıddı doğru idi. Seçim arifesinde kamuoyu algısına yüksek oranda duyarlıydılar.

John Muller, Savaş, Başkanlar ve Kamuoyu adlı kitabında kamuoyunun yalnızca uzayan ve büyük kayıplarla sonuçlanan savaşları sorun ettiğini tartışır. Yemen ve Pakistan’daki savaşlar ABD tarafından insansız hava araçlarıyla sessizce ve az parayla yürüttüğü (kanlı ve hazineli) savaşlardı. Bu ‘beklenmedik operasyonlara’ karşı sınırlı protestolar yapıldı. Yemen ve Pakistan örneklerinde olduğu gibi Libya’da Muammer Kaddafi’nin indirilmesi de ABD’nin kayıp vermeden ve düşük bir maliyetle kotardığı savaşlardı. Suriye’nin farklı bir durumunun olacağı belliydi. Suriye ordusu önemli ölçüde güçlüydü (2011’de 320.000 olan asker sayısı 50.000 askeri olan Libya’ya göre çok daha fazlaydı) ve Esed’e karşı başlatılan isyan Kaddafi’ye karşı yürütülen isyandan daha parçalıydı. Kongre üyelerinin çoğuna göre Suriye’deki çatışma ikinci bir Irak Savaşı olmaya adaydı ve bu durumda da sandalyelerini kaybedeceklerdi.

Karar vericiler, zaman kısıtlılığıyla yüz yüze olduklarından tüm değişkenleri hesaba katarak en mantıklı kararı almak yerine atılması gereken en doğru adımı atmak için analojilerden yola çıkarlar. Tarihsel analojiler algılanan benzerliklerden yola çıkılarak mevcut durumun doğasını anlamayı tanımlar. Şematik düşünüşe izin verirler, böylelikle varsayılan bilişsel bir yapı, ‘başka bir Hitler’, ‘balkanlaştırma’ veya ‘truva atı’ gibi karakter türlerinden oluşan durumsal bir şablon halini almaktadır. Analojiler aktörün durumunu çevreler ve uluslar arası sistemdeki en uygun statüsünü belirler.

Esed, en tehlikeli analojilerden biri olan Hitler analojisinden başarılı bir şekilde kaçınabildi. Özgür dünyanın herhangi bir lideri ‘Hitler’ analojisiyle karşılaştığında rasyonel olan tek seçenek bölgeyi istikrarsızlaştırmadan ve jenosit uygulamadan önce onu durdurmaktır. Bu şekilde Hitler etiketi yapıştırılan diktatörler uzun süre iktidarda kalamazlar (Saddam Hüseyin ve Kaddafi gibi). İkinci Irak Savaşında Sünnilerle bütünleşme ile ilgili olarak kendisine yapılan bir öneriye savunma bakan yardımcısı Paul Wolfowitz sadece üç kelimeyle cevap vermişti: ‘Onlar Nazi’. Başkan Esed, 2013 yılında kendisini nadiren askeri bağlamda gösterdi, gösterdiğinde de bunu öylesine düşmanca olmayan bir tutumla yaptı ki bir birliğin parçası olarak değil başkan olarak askerlerini ziyaret ediyor görüntüsüyle ekranlara çıktı. Fotoğraflarının çoğu onu sivil kıyafetle gösteriyordu, hiçbir fotoğrafında elinde silah bulunmuyordu. Savaşırken gösterilmektense askerlerini cesaretlendirirken görülüyordu, onlara barışçı destek sunan bir sivil destekçi gibi gösteriliyordu. Suriye ordusunda görevde olduğu eski zamanlara ait fotoğraflarında bile elinde bir silah yoktu, bunun yerine bir kürek veya battaniye taşırkenki görüntüsü ve kamptakilere yardımını gösteren fotolar vardı. Birlikleri destekliyor, ellerini sıkıyor ama bir savaşçı değil.

Esed, takım elbise ve kravatla görüntü verdiğinde Batılı liderlerin üniformalarını göstermiş oluyor. Instagram’daki bir fotoğrafında kürsüyü terk ediyor ve bunun yerine sandalyelere ve kanepeye oturuyor. Bu pozisyon onu zayıf gösterse de açık elleri ve ayakları tavırlarının rahat olduğunun göstergesi oluyor. Resimlerinde, konuştuğu insanlarla aynı seviyede durmaya gayret gösteriyor ve bu da eşitlikçilik duygusu oluşturuyor. Esed’in temsillerinde ellerinin içinin görünmesi uzlaşıcı bir liderlik görüntüsü oluşturuyor ve onu açık fikirli ve mantıklı olarak gösteriyor. Gücün sembolü olan kürsüden çoğunlukla uzak durarak diktatörlükle bağ kurulmasını engellemiş oluyor. Çünkü kürsü konuşan kimse ile dinleyici arasında bir bariyer koyuyor ve hasar görebilirliği yok ediyor. Kürsünün devlete ait öğeler olan bayrak, demetler ve yırtıcı kuşları sembolize etmesi bir güç ve meşruiyet aurası oluşturuyor ama yine de dinleyici ve konuşması arasında bir bariyer işlevi de görüyor. Esed’in kendisini sunuşu onu Amerikan karar vericilerinin zihinlerinde kolayca sınıflandırılarak Hitler benzeri bir karakter olarak sunulmasını zorlaştırıyor.

Esed, Suriye’deki çatışmayı demokrasiye karşı diktatörlük değil de bir mezhep çatışması olarak sunmakta çok başarılı oldu. Bu mezhepçi savaşta kendisini de Sünni radikallere karşı bir sekularizm kalesi olarak gösterdi. Yine Esed’in kendisini gösterişi basmakalıp İslam Dünyası kavramıyla da zıtlaşıyor. İmgelerdeki ve basmakalıp olan ‘İslam Dünyası’ kavramı cinsiyetçi, eğitim karşıtı ve inatçı teröristtir. Esed’in sosyal medya fotoğrafları kendisinden bilim ve sanat ödülleri alan öğrencilerle dolu ve bu görüntülerde utangaç karısı Esma Esed de bulunuyor. Kendilerini bilim ve sanat dallarında başarılı olmuş öğrencilerle göstermek onların bu alanlara olan desteğini gösteriyor. Kızlara ödül verirken çekilen fotoğrafları kadın eğitimine en üst düzeyde destek verdiğini gösteriyor. Ancak Esed’in Suriye’deki çatışmayı mezhepçi bir çatışma olarak gösterme yönündeki en büyük marifeti Ulusal Muhafızları direkt olarak Alevi milislerden oluşturması ve onları bünyesine almasıyla somutlaştı. Esed, ülkedeki çatışma dinamiklerini diktatörlükten demokrasiye imajından seküler ve azınlık olan bir grubun İkinci Irak Savaşında ABD’ye büyük problem yaşatan Sünni isyancılara karşı ayakta durma konumuna getirerek ABDli karar vericilerin paradigmalarını değiştirmiş oldu. Artık Amerikalılar diktatör ve demokrat arasında seçim yapmaktansa seküler ve Sünni arasında seçim yapacaklardı.

ABD seçimleri kongreyi Irak savaşına benzer bir savaşa sokma konusunda kararsız bıraktı. Esed’in ülkedeki savaşı mezhep çatışması olarak sunması Esed’in Hitler benzeri bir karakter olarak sunulmasını zorlaştırırken ABD’nin böyle bir savaşa girme gönülsüzlüğünden de yararlanmış oldu. Esed, IŞİD’in tehdit olarak algılanmaya başlandığı zamana kadar ABD’nin hava saldırılarından kendince saklanmayı başardı. IŞİD ABD için daha büyük bir tehdit olarak algılanmaya başlayınca da kendisini Batılı bir lider gibi sunmakta gecikmedi de IŞİD’e karşı Batı ile doğal müttefik görüntüsü verdi. Şimdi ABD uçakları artık Esed’in düşmanlarını vuruyorlar, Esed’in birliklerini değil.

E-International sitesinden Süleyman Kaylı tarafından İnzar Dergisi için tercüme edildi.
 


 
27-07-2015 0 Yorum

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.