• İnzar Dergisi - Kasım 2017
  • İnzar Dergisi - Ekim 2017
  • İnzar Dergisi - Eylül 2017
  • İnzar Dergisi - Ağustos 2017
  • İnzar Dergisi - Temmuz 2017
  • İnzar Dergisi - Haziran 2017
  • İnzar Dergisi - Mayıs 2017
  • İnzar Dergisi - Nisan 2017
  • İnzar Dergisi - Mart 2017
  • İnzar Dergisi - Şubat 2017

Vasat Ümmet Olmanın Özellikleri

11-04-2017 0 Yorum Yazarlarımızdan

Vasat Ümmet; ölçülü, dengeli, uyumlu ve hayırlı ümmet anlamında İslam ümmetini vasıflandıran Kur`anî bir terimdir. Vasat, ifrat ve tefritin ortası olan itidaldir. Diğer bir ifadeyle vasat, cimrilik ve savurganlığın ortası olan cömertliktir. Vasat, hayır ve şer bakımından övülme ve yerilmelerin aşırılığından kaçınarak orta yolu tutmaktır. (El Müfredat Fi Garaibil-Kur`an, 820)

Vasat Ümmet; ölçülü, dengeli, uyumlu ve hayırlı ümmet anlamında İslam ümmetini vasıflandıran Kur`anî bir terimdir. Vasat, ifrat ve tefritin ortası olan itidaldir. Diğer bir ifadeyle vasat, cimrilik ve savurganlığın ortası olan cömertliktir. Vasat, hayır ve şer bakımından övülme ve yerilmelerin aşırılığından kaçınarak orta yolu tutmaktır. (El Müfredat Fi Garaibil-Kur`an, 820)

Kur`an-ı Kerim`de, bu kavramın tanımı şöyle yapılmaktadır: "Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanlar üzerinde şahitler olasınız ve peygamber de sizin üzerinizde şahit olsun." (Bakara, 143)

Yani "sizi Yahudiler gibi dünyayı (maddeyi) fazladan kutsamayan, Hristiyanlar gibi dünyayı lanetlik görerek tamamen gözden çıkarmayan dengeli ve itidalli bir ümmet kıldık ki, insanlara örnek olmak için onlara şahit olasınız ve peygamber de size örnek olarak sizin üzerinizde şahit olsun, sizin yegâne örneğiniz olsun."

Üstad Seyyid Kutub`un dediği gibi: Bütün insanlara en güzel örnek olarak şahitlik edecek, aralarında adaleti uygulayıp yerleştirecek, değer ve ölçüleri koyacak olan bu Vasat Ümmettir. Bu değer ve ölçüler hakkında kabul edilen görüş onun görüşüdür. Değerlerini, düşüncelerini, geleneklerini, parolalarını, ölçer, biçer ve bunlar hakkında hükmünü vererek; "Bu haktır, bu da batıldır" diye hükmünü koyar.

Bu ümmet, insanlara karşı şahitlik ve onlar arasında adaletle hâkim konumunda iken düşüncelerini, değerlerini ve ölçülerini insanlardan almaz. O, insanlara karşı şahitlik yaparken böyle bir duruma düşmez. Çünkü bu ümmete şahitlik edecek, örnek olacak olan şahsiyet, bizzat Resulüllah sallallahu aleyhi vesellem`dir. Bu ümmetin ölçülerini ve değerlerini belirleyen, onun amel, örf ve gelenekleri hakkında hüküm veren, yaptıklarını ölçüp biçen ve onlar hakkında son sözü söyleyen odur.

İşte bu ümmetin hakikati ve görevi böylelikle sınırlanıyor ve belirleniyor ki, bu ümmet bunları gereğince bilsin veya bunların ağırlıklarının farkına varsın, rolünü hakkıyla oynayıp değerlendirsin ve bu rolü oynayabilmek için layıkıyla hazırlansın.

Bu ümmet, kelimenin bütün anlamlarıyla vasattır. İster güzel amel ve fazilet anlamında gelsin, ister itidal ve orta yolu tutma anlamında gelsin ve isterse maddi ve hissi anlamıyla göz önünde bulundurulsun o, gerçekten vasat bir ümmettir. Ne maddi olarak her şeyden el-etek çekerek ruhi bir hayat için tam soyutlanarak gericiliği kabul eder; ne de materyalist dünyanın içine gömüldüğü aşırı boyutta maddeye bağlanır. O cesedi giyinmiş olan ruhta veya ruh giyinmiş cesette ifadesini bulan fıtratın izini takip eder.

Bu ümmet düşünce ve şuuruyla vasat bir ümmettir. Sadece bildikleriyle yetinip donuk kalmadığı gibi, rastgele her bağırıp çağıranın peşine takılarak amiyane taklit de etmez. Bu ümmet sahip bulunduğu düşünce, yöntem ve esaslara sıkı sıkıya bağlı kalır. Ondan sonra da düşünce ve tecrübenin bütün ürünlerini süzgeçten geçirir, tetkik ederek alır. Onun her zaman aradığı hikmettir; onu nerede ve kimin yanında bulsa alır.

"Bu ümmet düzenleme ve organizasyonda da "vasat" bir ümmettir. Hayatın tümünü duygulara ve vicdana bırakmadığı gibi yalnızca yasalara ve cezalandırmalara da bırakmaz. İnsanın ahlak ve vicdanını irşad ve güzel eğitimle yükselttiği gibi, toplum düzenini de yasama ve gerektiğinde cezalandırmalarla teminat altına alarak ikisini birlikte yürütür.

Yine bu ümmet, insanların her şeyi yönetimin kamçısıyla gerçekleşir diye olayı beklemek noktasında tutmadığı gibi, vicdanların sesine havale etmekle de yetinmez. Bilakis bunların her ikisini de dengeli bir şekilde kaynaştırır.

Bu ümmet, fertler ve toplumlar arası ilişki ve irtibatlarda da vasatı esas alır. Ferdin kişiliğini toplumun kişiliğinde eritip bitirmediği gibi, mütekebbir ve kendinden başkasını düşünmeyen bencil fertleri de serbest bırakmaz; aşırılığa götürecek hallerde engellerini koyar. Ferdin toplum hayatındaki rağbetini harekete geçirecek şeyleri hareket haline sokar. Ferdi, topluma hizmet edecek hale getiren yükümlülük ve görevler ortaya koyar.

Bu ümmet, yayıldığı coğrafi bölge itibariyle de vasat bir ümmettir. Topraklarında İslam`ın yapılandığı bu ümmet, şu ana kadar doğu-batı, güney ve kuzey bölgeleri arasında odak noktayı teşkil etmekte, Yer küresinin tam ortalarında yer almaktadır. Bu konumu itibariyledir ki, hala bütün insanlara şahitlik etmektedir. Yeryüzünün her tarafında bulunan insanlara, sahip olduğu zenginlikleri veriyor. Tabiatın meyveleri ruh ve düşünce aksiyonları oradan buraya geliyor, onun kanallarıyla değişik bölgelerin insanlarına gidiyor.

Bu ümmet, fikir ve düşüncede de vasattır. Onun gelişiyle insanlığın çocukluk dönemi son buluyor. Bu ümmetin ortaya çıkmasıyla akli bakımdan reşitlik dönemine giriyor ve bu ümmet ortada duruyor. Çocukluk dönemlerinden beri beşeriyete bulaşmış vehim ve hurafeleri silkeliyor. Akıl ve hidayet sayesinde onu fitneden, karışıklıklardan alıkoymaya çalışıyor. Risaletleri döneminden kalmış ruhi birikimi ile sürekli gelişip duran akli birikimi ahenkli bir şekilde bir arada tutuyor, insanlığı bu ikisinin arasında dosdoğru bir çizgi üzerinde yürütüyor.

Allah`ın bu ümmete bağışlamış olduğu şahitlik görevini yerine getirmekten alıkoyan tek şey, onun Allah`ın bu ümmet için seçmiş olduğu düzenden uzaklaşıp bunun yerine Allah`ın bu ümmet için seçmediği farklı düzenler kabul etmesi, Allah`ın boyası dışında değişik boyalarla boyanmış olmasıdır. Hâlbuki Allah bu ümmetten yalnızca kendi boyasıyla boyanmasını ister.

Görevi ve rolü bu olan bir ümmetin elbette birçok sorumlulukları yüklenmesi ve fedakârlıklarda bulunması gerekir. Çünkü liderliğin, dünyaya nizam vermenin sorumlulukları ve yükümlülüğü vardır. O bakımdan bu ümmetin bütün bunlardan önce imtihan edilmesi ve belalarla sınanması gerekir ki Allah`a olan bağlılığı ve yalnızca Allah için var oluşu daha bir kesinlik kazansın, dosdoğru liderliğin mutlak itaatine hazır olsun. (Fizilalilkuran, Beyrut 1987, I, 131)

Sonuç olarak; daha hayırlı, daha adil, daha dengeli ve istikamet üzere olmak "vasat ümmetin" en belirgin özellikleridir. İslam ifrat ve tefriti kabul etmeyen vasat dinidir. Bu ümmet adetlerde olduğu gibi ibadetlerde de orta yolu takip eden dengeli ve vasat bir ümmettir. İstenilen şeyden daha fazlasını yapmak ifrat, daha azını yapmak ise tefrittir.

İslam`dan önceki semavi dinler olan Yahudilik de Hristiyanlık da vasatı kaçırmış, itidalden inhirafa sapmışlardır. Yahudiler dünyayı aşırı sevdikleri ve maddeyi, parayı taparcasına önemsedikleri için kapitalist düşüncenin doğmasına neden olmuşlardır. Öyle ki, meşhur "Yahudi eşittir para, para eşittir Yahudi" sözü, darbı mesel olmuştur.

Hristiyanlık da: "dünya bir cifedir(leştir), onun talipleri ise köpeklerdir" deyip dünyayı aşırı derecede kötülemiş, dengeyi bozmuştur. Böyle bir sapmanın sonucu olarak ortaçağın Hristiyanlığı yoksulluk pençesinde inim inim inlemiştir. Giderek fakirleşen halkın durumunu gören o günün aydınları, dine afyon deyip insanları uyuşturup geri bırakan bir unsur olarak görerek din düşmanlığı yapmıştır. En nihayet büyük Fransız İhtilali gibi büyük sosyal patlamaların yaşanmasına neden olmuştur. 

Böylece önce Hristiyan dünyasında, sonra da bütün dünyada hızla yayılan materyalist düşünce, kısa zamanda bütün insanlığı istila etti. "Din işleri ayrı, devlet işleri ayrıdır" deyip dini devletsiz, devleti de dinsiz bırakmasına neden oldu. İşte bu sakat düşüncenin getirisi olarak din, mabetlerin içine mahkûm ve mahpus edilirken, devlet de inançsız ve vicdansız yöneticilere armağan edilmiş oldu.

İşin özü, dünyevi olarak ifratın ucu kapitalizme dayanırken, tefritin ucu da materyalizme, komünizme dayanıyor. Sonuçta her ikisi de adaletsiz, dengesiz ve insanlık düşmanıdır. Zira madde ile mana eşit olunca ancak adalet tecelli eder. Bunlardan birinin geri kalması veya fazla ileri gitmesi hayat dengesini bozar, zulüm ve kasavete yol açar, her şeyi hercümerç eder.

Şu halde, itikatta, ibadette kısaca dünya ve ahiret işlerimizin tamamında aşırıya kaçmadan daima itidal üzere olmamız gerekmektedir. Bundan dolayı ne dünya için ahireti, ne de ahiret için dünyayı terk edebiliriz. Allah`ın azabından korktuğumuz gibi, rahmetinden de ümidimizi kesmemeliyiz. Harcamalarımızda aşırıya gidip savurganlıktan sakınmamız gerektiği gibi, cimrilik edip hayır yolunda infak etmekten de geri durmamalıyız.

Davranışlarımızda ve konuşmalarımızda aşırılıktan uzak durmalı; nerede, niçin, ne zaman ve nasıl davranacağımızı iyi düşünmeli ve pişman olacağımız aşırı hal ve hareketler içerisine girmemeliyiz. Konuşulması gereken yerde konuşmalı, susulması gereken yerde ise susmasını bilmeliyiz. Yanlışını gördüğümüz bir Müslümanı düzeltmek amaçlı uygun bir üslupla uyarıp eleştirebiliriz, ama hakaret kelimesi kullanmaktan ve ehli imanı tekfir etmekten son derece sakınmalıyız. Rabbim ayaklarımızı sıratı müstakim üzere sabit kılanlardan eylesin. Âmin.

Mehmet Şenlik / İnzar Dergisi – Nisan 2017 (151. Sayı)

Yazarlarımızdan
Yazdır Arkadaşına gönder

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.