İnzar Dergisi İnzar Dergisi
E-dergi
Giriş Yap
İnzar Dergisi İnzar Dergisi
  • Kurumsal
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Banka Hesapları
  • Abonelik
  • Sayılar
    • 237. SAYI
    • 239. SAYI
    • 240.SAYI
    • 241.SAYI
    • 242.SAYI
    • 247. SAYI
    • 248.SAYI
    • 252.Sayı
    • 253.SAYI
    • 254.SAYI
    • 255.sayı
    • 256.SAYI
    • 257.SAYI
    • 258. Sayı
    • 259. SAYI
  • Konular
    • Öykü | Deneme
    • KİTAP
    • PORTRE
    • AİLE
    • EKONOMİ
    • Bilim | Sağlık | Teknoloji
    • MAKALE
    • GEZİ YAZISI
    • RÖPORTAJ
    • DENEME
    • ŞİİR
    • DİĞER YAZILAR
    • MİSAFİR YAZAR
  • Başyazı
  • Yazarlar
    • Faik Enes Demir
    • Zülküf Er
    • Özkan Yaman
    • Bildane Kurtaran
    • Hüseyin Şenlik
    • Furkan Aslan
    • Mehmet Tahir Özsoy
    • Abdullah Tanrıverdi
    • Muhammed Şakir
    • Mehmet Baran
    • Mehmet Ziya Gümüş
    • Dr. Abdulgani YILDIRIM
    • Abdullah CAN
    • M. Salih Gönül
    • Mehmet Sait Özcan
    • Nurullah Titiz
    • Mehmet Zeki Ergin
  • İletişim

33 GÜL! (Başbağlar Katliamı Anısına)

2022-07-23
DİĞER YAZILAR

Paylaş

Icon

Bugüne dek görmediği kadar güzel güllerdi bu güller. Kan kırmızısıydılar. Adeta gülümseyen simalardı. Cami bahçesini kaplayan ve köyün meydanını dolduran bu güzelliği neden daha önce fark etmemişti ki? Halbuki kaç yıldır bu köyde imamdı. İyi de bu güller yerden nasıl bitmişlerdi? Doyumsuzca seyretti bu güzelliği. Gökyüzü açık ve berraktı. Bu doyumsuz lezzet manzarasına bakarken ansızın ortalık karardı. Ne olduğunu anlayamadı. Telaşla güneşe baktı. Kararmıştı. Sanki tutulmuş gibiydi. Birden tutulan güneş tekrar açtı. Yüzüne mutlu bir tebessüm yayıldığı an, genç imamın gözleri dehşetle büyüdü. “Aman Allah’ım!” dedi. Hızla güllere doğru koştu. Dallarından koparılmıştı bazıları. Yerdeydiler. Daha biraz önce doyumsuz bir manzaranın gülleriyken şimdi… şimdi nasıl olmuştu da koparılmıştı dallarından? Genç imam, yerdeki gülleri topladı. Büyük bir şaşkınlık ve hayret içerisindeydi. Tam 33 gül… Tesbih taneleri gibi… Ansızın fark etti ki topladığı her gülün dalı kanıyordu. Kan damlıyordu ince ince, sızım sızım. Korkuyla sıçradı. Yatağındaydı. -ALLAH hayretsin. İnşallah rüyanız hayırlıdır imam efendi, dedi ihtiyar köylü. -Doğrusu mana yüklü bir rüya olsa gerek, dedi bir diğeri. Allah hayırlara çevirsin. Güneş guruba yaklaşırken caminin önünde toplanan köylüler, ezanı bekliyorlardı. Köyün genç imamı Adil Hoca, gördüğü rüyayı anlatmıştı. Güngörmüş bir-iki ihtiyar rüyayı anlamlı bulmuş, hayra yormuşlardı. Onlar konuşurken sabit bir noktaya bakan Adil Hocanın ağzından gayri ihtiyari iki kelime döküldü. -33 gül!.. Bir köylü hatırlamış gibi hemen söze girdi. -Sahi, haberleri izlediniz mi? Sivas olayı gittikçe büyüyor. -Evet doğru. Madımak Oteli yanarken kimi dumandan, kimi telaştan atlarken öldü. Ölü sayısı 33’e çıkmış galiba. -Basın yayın da hep inananları suçluyor. -Allah bu gidişatın akıbetini hayretsin. -Âmin! İhtiyar bir köylü Adil Hocaya seslendi: -Hocam, galiba vakit tamam. Adil Hoca anlamıştı. Ezan zamanıydı. Yerinden doğrulup minareye doğru giderken, aynı ihtiyar elini alnına siper yaparak köyün girişine doğru baktı. Çevresindekilerle de konuşmayı ihmal etmiyordu: -Deminden beri gözlerimi karşı patikadan alamadım. Kalabalık bir grup insan köye doğru geliyor. Neredeyse köye girecekler. Tam bu esnada köyün girişinde yüz kişiye yakın bir grup görüldü. Bununla beraber Adil Hocanın gür sesiyle okuduğu ezan, köyün semasında yankılandı: Allah’u Ekber Allah’u Ekber! Allah’u Ekber Allah’u Ekber! ….. Ezan sesiyle birlikte köye giren grupta hareketlilik başladı. Bir kısmı caminin yanındaki köylülere doğru hızla koşarken diğerleri köye dağıldılar. Garip bir durum vardı. - Bunlar da kim dedi, ihtiyar köylü. - Yabancılar galiba. - Ellerinde silah var… Köylülere yaklaşan eli silahlı grubun başındaki adam, sağa sola emirler vermeye başladı. -Kimsenin kaçmasına izin vermeyin. Tüm köylüleri meydana toplayın. Kadınlar aşağıda erkekler yukarıda toplatılsın… Bir an aval aval kendisine bakan köylülere baktı... Alacakaranlık çökmeye yüz tutmuştu. Ansızın bağırdı. -Susturun şunu, dedi minareyi göstererek. İndirin oradan. Yarım kalan bir ezan, köyün semasını mateme boğacaktı birazdan. Eli silahlı canilerden kiminin elinde fitiller, kiminin elinde benzin bidonları belirdi. Omuzlarında ve ellerinde ağır silahlar gözden kaçmıyordu. Camide bulunan bazı köylüler de dışarı çıkarıldı. Genç olanların elleri bağlandı. Apar topar meydana sürüldüler. O sırada elebaşlarının telsizinden sesler yükseliyordu. -Komutan, komutan tamam… Telefon hatlarını kestik tamam. -Anlaşıldı tamam. Diğerleri ne yaptı? -Sınır çevrildi tamam. Konuşmalar kalabalıktan kaçmamıştı. Anlaşılan köy kuşatılmış, telefon hatları kesilmişti. Ortalık bir anda karışmıştı. Adeta köye kâbus çökmüştü. Evlere giren silahlı caniler buldukları ziynet eşyalarını ve işe yarayacak malzemeleri ayırıp gerisini yağmalıyorlardı. Bir evde sesler yükseldi. Nurettin adında bir köy sakiniydi. Evinden çıkarmış, sürüklüyorlardı. İnadına direnen grubun başı, arkadaşlarına seslendi: -Bırakın onu!.. Arkadaşları şaşkındı. Ellerinden kurtulan Nurettin, kaçıp evine sığındı. -Yakın, dedi bir ses. Evini başına yakın!... Alevler içinde yanan evde diri diri yakılmıştı Nurettin. Birçok evden alevler yükseliyor, köyün semasını aydınlatıyordu. Her taraf tutuşmuş, her tarafta feryadü figanlar, vaveylalar vardı. Nihayet meydana toplatılan köylülere, canilerin elebaşı konuşuyordu: -Korkmayın!.. Size bir şey yapacak değiliz. Sadece biraz konuşup gideceğiz… O sırada bir-iki kişi kulağına bir şeyler fısıldadı. Doğrulup köylülere baktı. Bazı köylüleri adlarıyla kalabalıktan sordu. Kimi hasta, kimi yatalak, kimi de köyde değildi. Kalabalık da şaşkındı. Bu adamlar köyü ve köylüleri tanıyorlardı. Canilere daha dikkatle baktıklarında bazı simaları tanır gibi oldular. Sanki komşu köylerdendiler. Artık şüpheleri kalmamıştı. Canilerin elebaşı haykırıyordu: -Bir daha bakın!.. Tüm evleri arayın. Hasta yatalak demeden herkesi toplayın. Gelmeyen olursa evini başına yıkın. Çabuk olun!.. Köy, tam bir felaket yerine dönmüştü. Ermeni mezalimi yaşanıyor gibiydi. Korkuyla bekleşen köylüler, olanlara anlam veremiyor bir vaziyette, apışıp kalmışlardı. Elleri bağlı gençler, öfkeden mırıldansalar da çaresizlik kol geziyordu. Eli silahlı caniler köylülere sataşıyor, dövüyor, hakaretlerde bulunuyorlardı. Korku ve dehşet sinmişti meydana. Biraz sonra elebaşları konuştu canilerin: -Duymuşsunuz şimdi, sizin gibi gericiler, Sivas Madımak Otelinde 33 insanımızı yakarak öldürdüler… Bunu unutacağımızı mı sandılar? Sivas’ın intikamı alınacaktır. Bu böyle biline… Ayrıca size ihtar ediyoruz ki bu köyü terk edeceksiniz. Bu topraklarda durmayacak, def olup gideceksiniz. Ve bugünü asla unutmayacaksınız… Heyecan içinde kendinden geçmişçesine köylülere nutuk çekip propaganda yapan canilerin elebaşı, ansızın durdu. Telsizinden sesler yükseliyordu. Hemen geri çekilip biraz uzaklaştı. Telsizinden aldığı emirle adamlarına döndü. -Sivas’ı unutmadık. Sivas’ın intikamını alıyoruz. Ateeş… Bir anda yargısız infazın en vahşi şekliyle savunmasız/silahsız köylülere kurşunlar yağdı. Makineli silahlar, kurşun kurşun ölüm, kurşun kurşun vahşet kusuyordu. Masum köylülerin üzerine şarjörler boşaltılıyordu. Biçilmiş ekin misali patır patır döküldü köylüler. Ne olduğunu anlamadan cansız cansız yere yığıldılar. -Sağ kalan var mı bakın bakalım? Elebaşının emriyle cansız yatan köylüler arasında dolaşan caniler, hayat emaresi olanların başlarına tek tek kurşun sıkıyorlardı. İçlerinden birkaçı keyifle bağırıyordu arkadaşlarına: -Başlarında takke olanların takkesini başlarına mıhlayın. -Sakallı olan softaları da unutmayın ha! Bu katliamı neşe içinde gülerek yapan caniler “Sivas’ın intikamını alıyoruz” diye haykırıyorlardı. -Kadınları getirin, dedi elebaşı. Çabuk olun. Birazdan feryatları göğü inleten kadınlar getirildi. Erkeklerini kanlar içinde gördüklerinde adeta çıldırmışlardı. -Onları da kocalarının yanlarına gönderelim mi? dedi elebaşının sağındaki cani. -Hayır, dedi kanlı manzarayı izleyen elebaşı. Onlar sağ kalmalı. Yaşadıkça bu acı onlara yeter. Haydi toparlanın gidiyoruz. Karanlık kalpli caniler, karanlıkta kaybolup gittiler. Arkalarında 33 masum insanın cansız bedenlerini bırakarak… * İhtiyar adam, torununun ellerinden tutmuş, köyün mezarlığından aşağıya doğru iniyordu. Elindeki tespihi çekerken 33. tesbih tanesinde durdu. Köye inen yamaçta hatırlamış gibi elini tuttuğu torununa seslendi: -Adil!.. Yavrum! “33 gül” ağıtını dedene söyler misin? Davudi bir ses, hüzün dolu terennümle yamaçtan köye doğru yayıldı: ….. Bırak beni ağlayayım yüreğiiiim. Ağıtlarla dağlanayım öleyiiiim. 33 gül tespihime dizeyiiiiiim Her güle bir bülbül olayım, aşkla öteyiiim Baaşbağlar…(*)   (*) 16. yıldönümünde Başbağlar mazlum şehitlerine ithaftır. Ruhları şad olsun.  
Genel

Paylaş

Son Eklenenler

2023-11-23 DİĞER YAZILAR

KUDÜS MESELESİ IRKİ DEĞİL AKİDEVİDİR

[...]
2023-11-22 DİĞER YAZILAR

KUDÜS DAVASI ALELADE BİR DAVA DEĞİLDİR

[...]
2023-09-22 DİĞER YAZILAR

Şeytan’ın Saptırma Hırsı

[...]
İnzar Dergisi

Aylık İlim ve Kültür Dergisi

Menü
  • Kurumsal
  • Abonelik
  • Sayılar
  • Konular
  • Başyazı
  • Yazarlar
  • İletişim
Konular
  • MAKALE
  • DENEME
  • ŞİİR
  • DİĞER YAZILAR
  • MİSAFİR YAZAR
İletişim
  • Göztepe Mah. Mahmutbey Cad. İstoç Oto Ticaret Merkezi 3. Cadde N Blok No:6/103 Bağcılar/İstanbul
  • (0212) 562 60 06
  • inzardergisi@inzardergisi.com

© Tüm Hakları Saklıdır | İNS AJANS