<MMString:LoadString id="insertbar/flash" />

               

               
Tüm resimler >>
inzar cd'sini indir >>

71.Sayı - 01.08.2010
70.Sayı - 01.07.2010
69.Sayı - 01.06.2010
68.Sayı - 01.05.2010
67.Sayı - nisan 2010
Arşiv Listesi >>
Diger Çocuk Bölümleri >>
 
 
10 Eylül 2010
Cuma
 
72. Sayı ÇIKTI!
 
Toplam Ziyaretçi : 214250
 İKİ SEVDALININ FEDEKÂRLIKLARI


Gözlerimizin nuru, Sevgili Peygemberimiz aleyhisselatu vesselam, henüz Küba’da iken, Mekke’de emanetleri sahiplerine iade etmesi için geride bıraktığı Hz. Ali (ra) da gelip ulaştı. Çetin yolculuk şartlarından dolayı ayakları şişmiş, öyle ki Allah Resulünün çağırmasına rağmen takat edip gidememişti. Onun yatalak hali Sevgili Peygambere arz edilince kendileri, Hz.Ali (ra)’ın misafir bulunduğu eve teşrif buyurdular. Fedâkâr amcaoğlunun perişan halini görünce; şefkat ve merhametin tezahürü olarak mübarek gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Sevgili amcaoğlunu bağrına bastı ve ağrıyan yerlerini mübarek elleriyle mesh etti. Şafi olan Allah, Hz. Ali’nin tüm ızdıraplarını giderdi.

Hz.Ali (ra), Allah Resulünden almış olduğu talimatı harfiyen yerine getirmişti. Müşriklerden gördüğü bir takım eziyetlerden sonra emanetleri sahiplerine ulaştırmış ve ancak üç gün sonra yola koyulabilmişti. Neticede İlahi bir saadet ve ikramla maşukuna ulaşmıştı.

Allah Resulü aleyhisselatu vesselam’ın bütün tehlikelere rağmen en sevdiği zatlardan birisi olan amcaoğlunu; emanetleri sahiplerine iade etmesi için geride bırakmış olması, davetçiler için önemli bir mesajdır. Ne pahasına olursa olsun, kime ait olmasına bakılmaksızın emanetçi olan davetçi, emanate emin olmalıdır. Emanate emniyetin gerçek mahiyeti, sahibinin malına sahiplendiği şekliyle sahiplenmektir. Emanet, davetçi mü’minlerin esas vasıflarındandır. Bir davetçi, bu vasfını, Allah muhafaza, yitirirse artık davetçi vasfını da yitirmiş olur. Çünkü davetçi, topluma rehberlik etmeye namzettir. Dolayısıyla yaşadığı toplumun malına, canına, ırzına sahip çıkandır. Allah muhafaza ihanet eden değildir. İhanet içinde olan birisine hiç kimse itimat etmez.

Hz. Ali’den sonra Süheyb b.Sinan (ra) da Küba’ya gelip ulaştı. Kendisi Mekke’den hicret maksadıyla yola çıktığında müşrikler onun yolunu keser ve: “Sen aramıza geldiğinde fakir biriydin. Şu anda kazandığın servetinle gitmene müsade etmeyeceğiz” dediler. Hz.Süheyb onlarla sözlü olarak bir müddet tartıştıktan sonra onlara: ‘sizlere servetimin yerini gösterirsem benim yolumu açar mısınız’ dedi.” Müşrikler de onun bu şartını kabul ettikten sonra Hz. Süheyb (ra), yıllarca alın teriyle kazandığı altınların yerini onlara bildirdi. Onlar altınlara yönelirken Hz.Süheyb de Allah’a giden yolu tercih etti ve yoluna durmaksızın büyük bir aşk ve şevkle devam etti.

İşte bu sevdaya hiç bir şey engel olamamıştı. O bir an önce maşukuna kavuşmak istemişti. Sonra bu bahtiyar zat, muradına erdi ve Küba’da Allah’ın Resulüne ulaştı. Sergüzeştini Sevgili Peygembere arz edince, O büyük zat, ona:

“Süheyb kazandı, Süheyb kazandı! Ebu Yahya! Satış kârlı çıktı, satış kârlı çıktı!” diyerek iltifatta bulundu. Dolayısıyla basit dünyevi değerlere karşı ebedi ve gerçek değerleri kazandığını ona müjdeledi. İşte esas kâr ve ebedi kazanç buydu.

Hz. Süheyb (ra), mal varlığının tümünü kaybetmişti; ama Hz.Peygamber ona kazandın diyordu. Bu hakikati anlamak ve görmek lazımdır. Dünya ve içindekilerin tamamen fani olduğu bir hakikattır. Ahiret yurdu ebedi ve onun için azık hazırlamak da gerçek bir kazançtır. Böylece fani ebediyete tebdil edilmiş olur. Bunu beceren kişi Rabbinin rızasını kazanmış ve ebedi saadete nail olmuş demektir.

Her davetçi mümin, gerektiğinde Hz.Süheyb gibi malını canını ve tüm dünyevi değerlerini feda edebilmelidir. Yüce bir dava olan İslam davası, davetçiler için her şeyden daha değerlidir. Bu dava uğruna sadece boş zamanları ve dünyevi fazlalıkları feda etmek yetmez. Bu şekilde ilahi rızaya nail olmak çok zordur. Bugün İslam davası her zamandan daha ziyade kendisi uğruna fedâkârlık edilmeye muhtaçtır. Bu nedenle dünyanın geçici zineti, davetçiyi meşgul etmemeli ve gözünü kamaştırmamalıdırl.

Şairin dediği gibi:
“Dünyada binlerce lale ve gül var hepsi de kokusuz, renksiz ve vefasızdır.”
Böylece dünya ve içindekiler davetçiler için, ilahi rızaya nail olmak kastıyla sadece bir basamak ve mazra’ olmalıdır. Böylece “Dünya ahiretin tarlasıdır” hakikatini beyan buyuran gözlerimizin nuru Sevgili Peygemberin yol işaretine de vakıf olmuş olunur.

İslam davasının mensuplarının izzeti, İslam davasının aziz olmasıyla kaim olur. Yoksa dünyevi varlık ve debdebeyle hakiki izzet elde edilmez. Bu nedenle davetçiler,

“Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya; yarın ölecekmiş gibi ahirete çalışın” fermanını da düstur edinerek bu dağdağalı ve dalgalı denizden selamet sahiline ulaşmak için çalışmalıdırlar. Allah muhafaza dünyanın hevesatına dalmış olunduğu bir halde Allah’ın huzuruna gitmek ebedi bir hasarat olur.

Bunun için imkanları doğru ve israf edilmeksizin kullanmak gerekir. Şayet ilahi rızaya yöneliş olursa inşallah Rabbimiz Hz. Ali ve Hz.Süheyb (ra)’in yüce anlayışlarına nail eder. Rahim olan rabbimizden fani olana değil; ebedi olana hizmet etmeyi nasip etmesini diliyoruz.
M.Bahaddin Temel (inzar Dergisi 65. Sayı)
Tüm Ayet ve Hadisler >>
Kur'an - ı Kerim
İlahiler
Filistin ağlıyor video
Kitap tanıtımı
Tefsir
- Fızilal-i Kur'an
- Elmalılı Tefsiri
- Furqan (Mealler)
Hadis
- Kutub-i Sitte
- Riyaz'üs Salihin
- Sahih-i Buhari
Risale-i Nur
İslam Tarihi
- Asım Köksal-İslam Tarihi
- Asım Köksal Peygamberler Tarihi
- Hayatüs sahabe
Fıkıh
- Büyük İslam İlmihali
- Büyük Şafii Fıkhı
Muhtelif
- Dualar ve Zikirler
- Miladi - Hicri Takvime Çevirme
- Sözlük

* Bu bölümden istifade etmek için lütfen dosyaları bilgisayarınıza kaydedin
- Radyolar
- Gazeteler
- Çocuklar İçin
- Haber siteleri
- Dergiler
- Lüzumlu siteler
- Muhtelif
 Copyright Inzar Dergisi 2007                       Yavuz Selim mh. Mehmetçik sk. no:71 kat:1 Esenler/Istanbul Tel:(0212) 610 25 80 Fax:(0212) 610 25 81