<MMString:LoadString id="insertbar/flash" />

               

               
Tüm resimler >>
inzar cd'sini indir >>

71.Sayı - 01.08.2010
70.Sayı - 01.07.2010
69.Sayı - 01.06.2010
68.Sayı - 01.05.2010
67.Sayı - nisan 2010
Arşiv Listesi >>
Diger Çocuk Bölümleri >>
 
 
7 Eylül 2010
Salı
 
72. Sayı ÇIKTI!
 
Toplam Ziyaretçi : 213667
 SORULARLA FIKIH

Âlemlerin Rabbine hamd olsun. Peygamberlerin sonuncusu Efendimiz Muhammed Mustafa’ya, Onun temiz aile fertlerine, topyekûn ashabına ve sizlere salât ve selam olsun…

Kız çocukları kaç yaşından itibaren başlarını örtmeleri gerekir?

Allah (cc) Kur’an-ı Kerim’de “Ey Muhammed! Mü’min kadınlara deki, gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar, namus ve iffetlerini esirgesinler, görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler, başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler” diye fermanda bulunmuştur. Bu ayeti kerimede Allah (cc) hem erkekleri hem kadınları birbirlerine bakmaktan nehiy etmiş, ihtiyaç olmadan birbirlerine yabancı olan kadın erkek bakışları haramdır. Hatta hadisi şerif’te Hz. Peygamber (sav); “Kadın ve erkeğin haram bakışları şeytanın zehirli oklarıdır. Kim bakışlarını görme anında muhafaza etse (bakışlarını terk etse) Allah kalbini iman lezzeti ile tatlandırır” diye beyanda bulunmuştur.

Kız çocuğun ne zaman örtünmesi vacip olur? Buluğ çağına geldiği zamandır. Bunun delili İmam Davud, sahih bir hadisi şerifi rivayet ederken şöyle buyurmuştur. “Hz. Ebubekir’in kızı Esma, Hz. Peygamberin evine geliyor, onun üzerinde ince ve şeffaf elbiseler varmış. Hz. Peygamber (sav) onu görünce yüzünü çevirmiş ve ona; ‘Ey Esma! Kadın adet (hayız) görme zamanına geldiği vakit, el ve yüzü dışında herhangi bir yeri görünmemesi lazım’ diye buyurmuştur.

Kadınların baliğ (reşit) olmaları iki şeyledir. Biri 15 yaşına gelmesidir. Bir kadın 15 yaşına geldikten sonra Allah’ın bütün emirleri ile mükellef olur. Diğeri ise Adet görmesi ile olur. Âdetin görülme yaşı en az 9’dur. Kız çocuğu 9 yaşından önce kan görse, o kan hayız (adet) kanı değildir, hastalık kanıdır. Ama 9 yaşından sonra ise o kan adet kanıdır. O zaman o kız çocuğunun hem başını, hem bütün ziynet yerlerini yabancı erkeklerden sakındırması vacip olur. Bu da şahıslara göre değişir. Bazı kızlar dokuz yaşında özellikle sıcak memleketlerde adet kanı görürler. Bazıları ise 18 yaşına kadar da görmezler.

Eğer bir kız daha adet kanı görmemiş ise de, yalnız erkeklerin bakışlarını kendi üzerine çekiyorsa, erkekler tarafından ona bakılması haramdır. Veya kız çocuk velev ki küçük ise de kendini açıyorsa, erkeklerin saldırısına maruz kalma tehlikesi olursa o kızın örtünmesi vacip olur.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Yedi yaşında çocuklarınıza namazı emir edin, On yaşlarında yataklarını ayırın.” Sünnete uygun ve güzel olanı; kişinin çocuklarına küçük yaşta İslami ahlak, edep ve adapları öğretmesi, onları küçük yaşlarda örtmesidir...(1)

Bir bayanın; kayınının, eniştesinin yanına çıkması, onlarla konuşması, aynı ortamda kalması, aynı sofrada beraber yemek yemesi caiz midir? Bu tür akrabalarla aynı evde kalıyorsa ilişkileri nasıl olmalı, yanlarında nasıl davranmalı, hangi kıyafetlerle karşılarına çıkmalıdır?

Abdullah İbn-i Abbas’dan, İmam Buhari, Müslim ve İman Ahmet rivayet etmişler ki; Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam şöyle buyurmuştur. “Kim Allah’a ve kıyamet gününe iman etmiş ise, mahremi olmayan –yani onun üzerine nikâhı haram olmayan- bir kadınla tek olarak bir yerde kalmasın. Ancak kadın’ın bir mahremi olsun. Yoksa üçüncüleri şeytandır.” Yine İmam Buhari ve Müslim ittifak ettikleri bir hadis-i şerif’te Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Aman, sakın! Kadınlarla tek olarak bir yerde kalmayın. Ensarilerden bir sahabe Ey Allah’ın Resul’ü “Hamuu” yani hanımın, kocasının kardeşi veya amcası, amcasının oğulları ile tek başına kalmaları yasak mıdır? Sorulunca Hz. Peygamber Efendimiz “Onlar ölümdür.” Yani en büyük tehlike onlardadır diye cevap verdi. Eğer Allah muhafaza şeytan aralarına her hangi bir fitne sokarsa daha tehlikelidir. Çünkü buluşma imkânı aralarında daha kolay olur. Dolayısı ile büyük felaketlere sebebiyet verebilir. Bunun için Hz. Peygamber (sav) Efendimiz onlar için “ölümdür” demiştir.

Bunun için bir kadın nasıl kendini yabancı erkeklerden koruyorsa, İslami tesettürüne nasıl riayet etme mükellefiyeti varsa, aynı şekilde kocasının kardeşi, amcası, kocasının kardeşinin oğlu v.s.’lerin yanında da İslami tesettürüne riayet etmelidir.

İslami adaplara riayet ettikten sonra tek olarak değil; ama cemaatle onun bir mahremi olduktan sonra beraberce oturup sohbet edebilirler. Birbirlerinin hallerini sorabilirler. Fitne ve tehlikeden emin iseler bir sofrada yemek yiyebilirler. Ancak imkân varsa ayrı ayrı yemeleri daha evladır. (2)

Bazı ev ve mescitlerin eğik olması hasebiyle kıble bulma ve tayininde sorun olmaktadır. Kıblenin kaç dereceye kadar eğik olmasının cevazı vardır?

Namazın sahih olma şartlarından biri de kıbleye yönelmektir. Kıbleden maksat Kâbe’dir. Bu bakımdan yüzü Kabe’ye döndürmek şarttır. Kabe’ye yönelmenin vacip olduğunun delili şu ayet-i kerimedir. “Yüzünü Mescid-i Haram tarafına döndür. Nerede olursanız olun yüzünüzü o tarafa çevirin.” (Bakara: 150)

Hz. Peygamber (sav) de namaz kılmayı öğrettiği kişiye şöyle demiştir: “Namaza katıldığın zaman abdestini tam aldıktan sonra kıble’ye yönel ve tekbir al.” Yukarıda geçen ayetteki Mescid-i Haram’dan ve hadis’teki kıbleden maksat Kâbe’dir. Bera b. Azib (ra) şöyle demektedir: “Hz. Peygamber (sav) ile beraber 16 ay Beyt’ul- Makdis’e doğru namaz kıldım. Nihayet Allah Teâlâ (cc) şu ayeti indirdi: “Biz senin çok kere yüzünü semaya çevirdiğini görüyoruz. Kesinlikle Seni, razı olacağın bir kıble’ye (Kâbe’ye) döndüreceğiz. O halde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir!” (Bakara: 144) Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav) Kâbe’ye doğru yöneldi. Kâbe’ye yönelmenin teşri kılınması, Hz. Peygamber aleyhisselatu vesselam’ın Medine’ye hicret edişinin ilk dönemlerine rastlar.

Gücü yetenin namaz içinde kıbleye yönelmesi şarttır. Şiddetli korku halinde ve seferde kılınan nafile namazlarda kıbleye yönelmek şart değildir. Farz, vacip, nafile namaz kılan, tilavet secdesi yapan, cenaze namazı kılan kimselerden hiç birisinin bu namazların edalara ve kazaları esnasında kıble istikametinin dışında başka bir yere dönmesi caiz olmaz. Ancak kıble istikametine döner.

Şafii mezhebinde Kıble istikamet keyfiyeti; Namaz kılan kimse ya Kâbe’yi görecek kadar yakın olur veya göremeyecek kadar uzak olur. Kâbe’ye yakın olan kimsenin, bizzat Kâbe’ye yönelmesi farzdır. Kabe’ye uzak olan kimsenin ise, kesin delillerle imkanı yoksa zanni delillerle Kabe’ye yönelmeye gayret etmesi farzdır.

Hanefi mezhebinde Kıble istikamet keyfiyeti ise Mekke'de bulunanlar için kıble, bizzat Ka'be'dir. Bu hususta ulemanın ittifakı vardır. Mekke'nin dışında olan kimse de, yönünü, Ka'be cihetine çevirir.

Bu yönelme şehirlerde ve köylerde alamet mihraplardır. Sahralarda ise delil yıldızlar. Bulunduğumuz zamanımız da çeşitli yön bulma aletleri mevcuttur. Bunlar Kâbe yönünü bulmamızda yardımcı olmaktadırlar. Pusula, kıblename gibi bu aletlerle kıble tespiti yapılırken derece ile yön tespit edilir. Yönelme cihet bakımından hafif sağa veya sola eğik olmasının zararı yoktur. Kişinin yönü kıbleden çevrilmedikçe namazı sahihtir.(3)

Yerde sahipsiz bulunan bir para veya kıymetli bir eşyayı kullanmak caiz midir, tüm çabalara rağmen sahibi bulunamayan paranın hükmü nedir?

Kayıp bir malı bulan kişinin –eğer kendinden emin ise- onu alması müstehabdır. Malı alıp muhafaza etmelidir. Eğer malın telef olma tehlikesi yoksa bulan kişi onu alıp almamakta serbesttir. Malın telef olma tehlikesi varsa, kendisinden başka emin bir kimse yoksa bulan kişinin malı alması vacip olur. Çünkü Müslüman’ın malının korunması vaciptir. Malı bulan kişi, sahibi çıkmadan önce onu yemekten emin değilse, malı alması mekruh olur. Bulduğu malı, sahibine vermeyip kendine alıkoyacağını bilen kimsenin de onu alması haram olur. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bulduğu bir malı ilan etmeden, ancak dalalette olan bir kimse alır.”

Bulunan mal bir hurma, bir lokma gibi kıymetsiz olursa –malın kıymetli olup olmadığı örfe, zamana ve mekâna göre değişir- onu ilan etmeden mülk edinmek caizdir. Enes b.Malik’in rivayet ettiği şu hadis buna delalet etmektedir. Hz. Peygamber (sav) bir hurma tanesi bulduğunda şöyle demiştir: “Bunun sadaka malı olmasından korkmasaydım, onu muhakkak yerdim.” Bulunan mal kıymetli ise; halk böyle bir kayıbı ararsa, onu ilan etmek vacip olur. Yukarıda zikrettiğimiz hadisler açıkça buna delalet etmektedir. En sahih kavle göre bulanan mal, ister muhafaza edilmek, ister muhafaza edip sonra mülk edinmek için alınsın, ilan edilmesi vaciptir.

Bulunan Mal, nasıl, nerede ve ne kadar ilan edilir?
1- Bir malı bulan kişi, bulduğu malın vasıflarına iyice dikkat etmelidir ki malını arayan kişi onu tarif ettiğinde doğru söyleyip söylemediğini anlayabilsin. Mesela bulduğu bir kesenin ve kesenin ipinin nasıl olduğunu, kumaşını, şeklini, büyüklüğünü, küçüklüğünü, ipinin kalınlığını, uzunluğunu, kesenin içindeki paranın miktarını, cinsini bilmelidir. Hz. Peygamber (sav)’e bu hususta sorulduğunda şöyle demiştir. “Onun kabını, ağız bağını ve miktarını iyice tanı.”

2- Bir mal bulan kişi, onu ilan etmelidir. Fakat malını arayan kişinin dikkatini çekecek vasıfları söylememeli, fazla malumat vermemelidir ki mal sahibinden başka birisi gelip mala sahip çıkmasın. Aksi takdirde o malı haksız yere ve batıl olarak almış olur.

3- Bulunan mal, sahibini uzun zaman üzecek bir şey ise –hadiste varid olduğu üzere- onu bir sene ilan etmek gerekir. Nitekim bu mal bir yolcuya aitse, zann-ı galibe göre o yolcu, malı kaybettiği yerden bir yıldan önce ayrılmaz… Bulunan kıymetli mal, birinci haftada günde iki defa, ikinci haftada günde bir defa, üçüncü haftadan yedinci haftaya kadar haftada bir defa, sonra her ayda bir defa ilan edilmelidir. İlk günlerde ilanın fazla olmasının sebebi, kaybeden kişinin ilk günlerde daha fazla arayacağıdır. İlanın bu şekilde yapılması içtihadidir. Âlimler bunu müstehab kabul etmişlerdir. Bulunan malın ilan edilme şekli en az malını arayan kişinin duyabileceği kadar olmalıdır. Bu da örf ve adetlere göre değişir.

Bulunan malın kıymeti düşük olursa, zann-ı galibe göre sahibinin onu aramaktan vazgeçeceği zamana kadar ilan etmek gerekir. Yukarıda zikredilen hadislerin karineleri buna delalet etmektedir. Hz. Peygamber (sav)’e, içinde 100 dinar bulunan bir kese, yitik koyun ve devenin hükmü sorulmuştur. Bütün bunlar kıymetli mallar olduğundan sahipleri bir seneden az bir zamanda onları aramaktan vazgeçmez. Allah hakikati daha iyi bilir.

4- Bulunan mal, çarşı, pazar ve cami kapısı gibi umumi yerlerde ilan edilmelidir. Çünkü malını kaybeden kişi genellikle kalabalık yerlerde onu sorar. Bulunan malı caminin içinde ilan etmek mekruhtur. Çünkü bulunan mal ilan edilirken sesin yükseltilmesi gerekir ki bu da namaz kılanları, zikredenlerin huzurunu kaçırır, onlara vesvese verir. Bu hususta Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur. “Her kim, mescit içinde kayıp arayan bir kimseyi işitirse “Allah onu sana geri vermesin” desin. Çünkü mescitler bu gibi işler için bina edilmemiştir.

Bulunan mal veya satılmışsa parası –ilan etme müddeti bittikten sonra- mülk edinilebilir. Eğer sahibi, ortaya çıkarsa, mülk edinildiği günkü kıymeti ona ödenir. Zira Hz. Peygamber (sav), bir mal bulan kişiye “Onu bir sene ilan et, sahibi çıkmazsa, onu mülk edin. Daha sonra sahibi çıkarsa, malının bedelini ona öde” buyurmuştur. Bulan kişi, bulduğu malı mülk edinmek istediğinde “Ben onu mülk edindim” gibi sarih bir lafızla veya “Ben onu aldım” gibi bir lafızla mülk edinebilir. Ancak kinaye lafızla niyet de gerekir. Ancak malın ilan edilme müddeti bitmeden önce mülk edinilmez. (4)

Allah her şeyi en iyi bilendir.
(inzar Dergisi 64. Sayı)
Tüm Ayet ve Hadisler >>
Kur'an - ı Kerim
İlahiler
Filistin ağlıyor video
Kitap tanıtımı
Tefsir
- Fızilal-i Kur'an
- Elmalılı Tefsiri
- Furqan (Mealler)
Hadis
- Kutub-i Sitte
- Riyaz'üs Salihin
- Sahih-i Buhari
Risale-i Nur
İslam Tarihi
- Asım Köksal-İslam Tarihi
- Asım Köksal Peygamberler Tarihi
- Hayatüs sahabe
Fıkıh
- Büyük İslam İlmihali
- Büyük Şafii Fıkhı
Muhtelif
- Dualar ve Zikirler
- Miladi - Hicri Takvime Çevirme
- Sözlük

* Bu bölümden istifade etmek için lütfen dosyaları bilgisayarınıza kaydedin
- Radyolar
- Gazeteler
- Çocuklar İçin
- Haber siteleri
- Dergiler
- Lüzumlu siteler
- Muhtelif
 Copyright Inzar Dergisi 2007                       Yavuz Selim mh. Mehmetçik sk. no:71 kat:1 Esenler/Istanbul Tel:(0212) 610 25 80 Fax:(0212) 610 25 81