Peygamber Efendimiz (sav)`in Aile Hayatı

Feyzullah Zerey

Peygamber Efendimiz (sav) bir aile reisi olarak nasıl bir insandı? Evdeki hayatı nasıldı? Bu soruların cevabını hem kendisinin yaşantısında hem de hadis-i şeriflerinde bulmak mümkündür. Yüce Allah`ın &`;güzel örnek” olarak tanıttığı ve ...
Peygamber Efendimiz (sav), hanımlarına karşı insanların en yumuşağı, en kerimi, güler yüzlüsü ve mütebessim olanı idi." Hz. Aişe (r. anha)

“And olsun, Allah`ın Resulü’nde sizin için; Allah`a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah`ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır. (Ahzab,21)

Peygamber Efendimiz (sav) bir aile reisi olarak nasıl bir insandı? Evdeki hayatı nasıldı? Bu soruların cevabını hem kendisinin yaşantısında hem de hadis-i şeriflerinde bulmak mümkündür. Yüce Allah’ın “güzel örnek” olarak tanıttığı ve insanoğlunun en şereflisi olan Peygamber Efendimiz (sav)’i yakından tanımak ve Onun sünneti seniyesine tabi olmak için biraz daha yakından tanımak gerekir.

"En hayırlınız ailesi için hayırlı olandır. Bana gelince, Ben aileme karşı en hayırlı olanınızım" buyarak nasıl bir aile reisi olmamızı öğütlemiştir. Onu örnek alana ne mutlu…

"En hayırlınız hanımlarına karşı iyi davrananınızdır" buyurmuş ve hayırlı bir insan olmanın yolunu göstermiştir. Başka bir hadis-i şeriflerinde, "Mü`minlerin imanca en mükemmel olanı, ahlakça en güzel olanı ve aile fertlerine yumuşak davrananıdır." buyurmuştur.

“Bir kimse eşinden nefret etmesin, çünkü hoşuna gitmeyen huyları varsa buna karşılık hoşlanacağı huyları da vardır.” Bir başka hadis-i şerifte ise; “Evlilik ile kişinin dininin yarısını tamamlamış olacağını, diğer yarısı için de Allah’tan korkması gerektiğini” buyurmuştur.
“Müminlerin imanca en mükemmeli, ahlâkça en güzel olanı, aile fertlerine yumuşak davrananıdır.” buyurarak aile fertlerine yumuşak ve nezaketli davranmanın insan-ı kamil olmanın şartı olarak dile getirmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) mümkün mertebe işlerini kendisi yapmış, ev işlerinde ailesine destek vermiş, ayakkabısını, elbisesini elleriyle kendisi yamamıştır.

Bir ümmetin sorumluluğunu taşıdığı halde, eşlerine zaman ayırmış, onları her gün ziyaret etmiş, onlarla sohbetler yapmıştır. Onların hiç birini ihmal etmemiş, görüş ve düşüncelerine değer vermiştir. Onlarla istişare yapmış ve uygun gördüğü fikirlerine göre hareket etmiştir. Hudeybiye Antlaşması’nda hanımı Ümmü Seleme annemizin tavsiyelerini yerine getirmiştir.

Ümmetine kadın hakları konusunda Allah’tan korkmalarını ve dikkatli olmalarını emretmiştir. “Kadınlarınızı nasıl dövüyor, sonra da akşam olunca beraberce yatıyorsunuz?” diyerek onların dövülmemesini istemiştir. Dövülmesi gerektiğinde de yüzlerine vurulmaması ve kötü sözlerle tahkir edilmemeleri konusunda uyarmıştır. Hanımlarını döven insanları “Kadınları ancak kötüleriniz döver.” diyerek kötü addetmiş, böylece aile bağlarını sarsan durumlardan Müslümanları alıkoymuştur.
Peygamber Efendimiz (sav) hanımlarıyla şakalaşır, onların gönüllerini almaya çalışırdı. Onların hoşlandığı şeyler yapmaya özen gösterirdi. Hz. Aişe (r. anha) “Bir yolculukta Hz. Peygamber’le (sav) yarıştım. Onu geçtim. Kilo aldığımda da yaptığım yarışıysa Hz. Peygamber kazandı.” diyerek Onunla olan güzel bir anısından bahsetmektedir.

Hz. Aişe’ye ev içinde Peygamberimizin (sav) davranışları sorulduğunda şu bilgiyi vermiştir:
“Hz. Peygamber (sav) evine girdiği zaman insanlardan herhangi biri gibi tevazuyla davranırdı. Kendi elbisesinin söküğüyle meşgul olur, koyunları eliyle sağar, eşlerine, gerekli hallerde ev işlerinde de yardımcı olurdu. Çarşıya, pazara gider bizzat alışveriş yapar ve aldığı şeyleri kendisi taşırdı. Ashab-ı Kiram izin verin de biz taşıyalım dediklerinde ‘Herkes kendi yükünü kendi taşısın.’ buyururdu.

Peygamber Efendimiz (sav) “Bana dünyadan kadın ve koku sevdirildi. Namaz da gözümün nuru kılındı.” diyerek dünyada sevdiği ve değer verdiği üç şeyden bahsetmektedir. Bunların başında hanımları gelmektedir. Gerçekten insan fıtri olarak güzeli sever ve güzele meyaldır. Güzel koku, saliha kadın ve manevi gıdamız olan namaz sevilmeye ve değer verilmeye layıktırlar.

Saliha bir kadınla evlenmeyi huzura ve hayra ermenin göstergesi olarak gören Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur, “Kişi saliha bir kadınla evlenmekten daha büyük bir hayra nail olmamıştır. Saliha kadın; sen ona baktığın zaman içini rahatlatan, emrettiğin zaman itaat eden, yanında olmadığın zaman namusunu ve malını koruyan kadındır.” Başka bir hadis-i şerefte, "Dünya bir metadır. Dünya metaının en hayırlısı saliha kadındır" buyurmuştur.

“Kaynaşıp huzura kavuşmanız için size kendi cinsinizden zevceler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun kudretinin delillerindendir. Şüphesiz ki bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum:21) bu ayet-i kerime insanın huzurunu aile huzuruna bağlamıştır. İnsanın evinin cennet bahçelerinden bir bahçe gibi olduğu iması verilmiştir. Huzuru, sevgiyi, şefkati ailede aramak gerektiğinin altını çizmiştir.

Bediüzzaman Hazretleri şöyle buyurmuştur, “Hem, her insanın küçük bir dünyası; belki küçük bir cenneti dahi kendi hanesidir. Eğer iman-ı ahiret o hanenin saadetinde hükmetmezse, o aile efradı her biri şefkat ve muhabbet ve alâkadarlığı derecesinde elim endişeler ve azaplar çeker. O cenneti, cehenneme döner.” (Meyve Risalesi)

“Bir göz hatırı için bin göz sevilir” bu güzel sözün bir numunesini de Peygamber Efendimiz (sav)’de görmekteyiz. Zira O (sav) ilk hanımı olan Hz. Hatice’nin bir arkadaşı ile karşılaşsa veya yanına gelse ona iltifatta bulunup hürmet ederdi ve bunu sırf Hz. Hatice’den dolayı yapardı. Her koyun kesişinde bir parça eti Hz. Hatice’nin arkadaşlarına gönderdiği rivayet edilmiştir.

Yüce Allah, Kur’an-ı Kerimde, “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de mü’minlerin analarıdır.” (Ahzab, 6) buyurarak Peygamber Efendimiz (sav)’i canımızdan çok sevmemiz gerektiğini ve Onun hanımlarının da annemiz olduklarını bu yüzden annemiz gibi onları sevmemiz ve hürmet göstermemiz gerektiğini vurgulamıştır. Hem Onu (sav) hem de hanımlarını taklit etmemiz, onlara benzemeye çalışmamız ve onların yolunda gitmemiz istenmektedir.
Peygamber Efendimiz (sav) meşru dairede hanımlarının eğlenmesine fırsat tanımıştır. Hz. Aişe (r. anha)’nin Habeşlilerin oyunlarını seyretmesine yardımcı olmuş ve kendisi sıkılıp ayrılmak isteyinceye kadar onu serbest bırakmıştır.

Peygamber Efendimiz (sav) Hz. Ali, Hz. Enes bin Malik, Hz. Usame bin Zeyd gibi ashabı kiramın büyüklerini çocukluk yıllarında evinde beslemiş ve güzel bir terbiye ile büyütmüştür.

“Allah`ın kimini kimine üstün kılmasından ötürü ve erkeklerin, mallarından sarfetmelerinden dolayı erkekler kadınlar üzerine hâkimdirler.” (Nisa, 34) ayeti kerimesi mucibince erkekler evin hakimidirler. Fıtri olarak ta yöneticilik bakımından daha üstün olan erkeklerin ailede sorumluluğu daha fazladır. Bu durum erkekler için ağır bir yük, kadınlar için bir rahatlıktır. Peygamber Efendimiz (sav) “Erkek ailesinin çobanıdır ve aile efradından sorumludur. Kadın kocasının evinin çobanıdır ve onlardan sorumludur.” buyurduktan sonra “Hepiniz çobansınız ve güttüklerinizden sorumlusunuz.” diyerek görev paylaşımında bulunmuş, herkese belirli bazı sorumluluklar yüklemiştir. Ailenin huzuru için en fıtri olanın bu olduğunu dile getirmiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) kadınlara karşı nazik davranılması gerektiğini ve onlardan mükemmellik beklemenin doğru olamayacağını vurgulayarak şunları dile getirmiştir, "Kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır. Hep seni hoşnut edecek şekilde davranamaz. Eğer ondan faydalanmak istersen bu haliyle faydalanabilirsin. Şayet doğrultayım dersen kırarsın. Kadının kırılması da boşanmasıdır.”

Her insanın kendisine ait bir kişiliği vardır, aile reisi olarak erkeğin hanımının kişiliğini hesaba katmadan tamamıyla kendisi gibi biri olmasını ondan istemesi doğru bir davranış değildir. Her insanın illa güzel yönleri vardır, bunların hatırına diğer eksikliklere afv nazarıyla bakılmalıdır. Ailede huzur ve düzenin sağlanması için güzel görmeli ve güzel düşünmeliyiz, Üstad Bediüzzaman’ın diliyle o zaman hayatımızdan lezzet almış oluruz. "Bir kimse hanımına kin beslemesin. Onun bir huyunu beğenmezse, bir başka huyunu beğenir." diyen Peygamber Efendimiz (sav) ne güzel söylemiştir.

"Siz onları Allah`ın bir emaneti olarak alıp, namuslarını yine Allah`ın emriyle helal edindiniz. O halde Allah`ın emaneti hususunda Allah`tan korkunuz.” Bu hadis-i şerifte Peygamber Efendimiz (sav) kadınları Allah’ın emaneti olarak görmüştür. Onlara olan sevgi ve saygı emanet sahibine döner. Emanet sahibinin rızasını kazanmanın yollarından biri de bu emanetlere güzelce sahip çıkmakla olur.

"Evlere girdiğiniz zaman Allah tarafından bereket ve güzel bir sağlık dileği olarak kendi (ev halkınıza kimse yoksa kendi kendi) nize selam verin." (Nur, 61) emri gereğince ev halkımıza selam vermeli böylece eve selamet getirmeliyiz. Bu konuda biraz ihmalkâr davrananlarımız evdeki bazı huzursuzlukların sebebini buraya da bağlamaları uygun olabilir.

Peygamber Efendimiz (sav)’in hanımları bazen kendisine gün boyunca küs durmuş, O (sav) onlara tahammül etmiş ve sabırla karşılamıştır. Onların omuzlarına elini atmış, dertlerini dinlemiş, onlara teselli vermiştir.
Peygamber Efendimiz (sav) aile hak ve hukukunu öyle gözetmiş ki Allah için verilen sadakalar arasında hanımına verdiklerini de katmıştır. Onlara bakmak hukuki bir zorunluluk olmasına rağmen kişinin ailesini yedirip, giydirmesi bile sevap olarak addedilmiştir "Kişi, karşılığını Allah`tan bekleyerek ailesi için bir harcama yaptığı zaman, bu harcama kendisi için sadaka olur." "Sen, Allah`ın rızasını kazanmak için yaptığın her harcamadan, hatta hanımının ağzına uzattığın lokmadan dolayı bile mutlaka ecir kazanırsın."

Peygamber Efendimiz (sav) bir seferden döndüğünde kızı Hz. Fatıma (r.anha)’nın ziyaretine giderdi. Meyvenin ilk çıkanı getirildiği zaman orada bulunan en küçük yaştakine verirdi. "Kız ne güzel evlattır. Şefkatli, yardımsever, munis, kutlu ve analık duyguları ile doludur." diyerek kız çocuklara değer verirdi. "Çocuklarınıza ikram edin ve terbiyelerini güzel yapın..." tavsiyesinde bulunurdu. Peygamber Efendimiz (sav) zaman zaman çocuklarla oyun oynayarak ilgilenmişti. "Çocuğu olan onunla çocuklaşsın" diyerek, anne babalara çocuklarını eğlendirmelerini tavsiye etmiştir. Çocukların yüzme, koşu, güreş gibi oyun ve sporlarla meşgul edilmelerini de tavsiye etmiştir.

Yazımızı Üstad Bediüzzaman’ın şu sözüyle bitirelim, “Bahtiyar odur ki, bu ittiba-ı sünnette hissesi ziyade ola.”

Feyzullah Zerey / İnzar Dergisi - Nisan 2012
 


 
17-04-2012 1 Yorum

Yorumlar

27-12-2012 merve torlak

Sözler güzel ama ben hadislerle değil normal hayatını istemiştim

Yorum Yapın

Yıldız imi (*) ile işaretlenmiş alanlar gereklidir.